TUYAD, 3. Kadınlar Komisyonu Toplantısı’nı Sunny Ev Sahipliğinde Gerçekleştirdi

*”Pozitif ayrımcılık yok, çünkü gerek de yok”* sloganıyla çalışmalarına başlayan TUYAD Kadınlar Komisyonu, üçüncü toplantısını Yönetim Kurulu Üyemiz *Sunny Elektronik* ev sahipliğinde 23 Haziran Salı günü gerçekleştirdi.
Farklı sektörlerde başarıyla faaliyet gösteren iş kadınlarımızın bir araya geldiği toplantıya, TUYAD yönetim kurulu başkanı adına kurumsal üyemiz *ANFAŞ Fuarcılık* Yönetim Kurulu Başkanı Sayın *Ali Bıdı* Başkan Vekili olarak katılım sağladı. Sayın Bıdı; sağlıklı yaşam, iş dünyasında kadının gücü ve Ocak 2027’de Antalya’da düzenlenecek olan otel ekipmanları fuarı hakkında katılımcılara önemli bilgiler aktardı ve davet etti.
Toplantıda, Kadınlar Komisyonu Başkanı Sayın *Eylem Kehribar, Başkan Yardımcısı Avukat Sayın **Aysel Ölçen Aydıner, ev sahibi Sunny Elektronik İnsan Kaynakları Müdürü Sayın **Güler Şahin Erdem* ve Nousec firmasından Sayın *Sara Erdoğdu* birer sunum gerçekleştirdiler. Sunumların ardından; pozitif ayrımcılık, mavi ve beyaz yakalı çalışan kadınların sorunları, talepleri ve kadının iş dünyasındaki gücü konuları üzerine kapsamlı bir soru-cevap oturumu yapıldı.
Toplantımıza katılım sağlayan Güler Şahin Erdem ve Müge Bildiren (Sunny Elektronik), Eylem Kehribar (Eylemedia), Av. Zeynep Havuzlu (Profen), Müge Doğaner (Neta), Zarife Mine Atik (Skytech), Ezgi Demir ve Seda Metin (Expotime Fuarcılık), Sara Erdoğdu (Nousec), İzlem Yapraklı (Atılımtek), Av. Aysel Ölçen Aydıner (AOA Hukuk), Hilal Ekingen (Ekingen), Nejla Bilge Atila (Yandex) ve Özge Gürses’e (TUYAD) kurumsal desteklerinden ötürü teşekkürlerimizi sunarız.
Program, fabrikanın üretim ve montaj bölümlerine gerçekleştirilen ziyaretin ardından öğle yemeği ile devam etti. Toplantı sonunda, nazik ev sahipliklerinden dolayı Sunny Elektronik’ten Sayın Güler Şahin Erdem ve Sayın Müge Bildiren hanımefendilere teşekkür belgesi takdim edildi.
Değerli konukseverliklerinden , desteklerinden ve kıymetli hediyelerinden dolayı başta Sunny elektronik yönetim kurulu başkanı Sayın Adem Atmaca olmak üzere tüm Sunny ekibine saygılarımızı ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.










TUYAD, ÜYE VE SEKTÖRDEN GELEN ANKET SONUCU

TUYAD’dan, Satış Sonrası Hizmetler Komisyonu Başkanımız Hasan Uzun’a Teşekkür Plaketi

TUYAD Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Özaydın, Bilkom A.Ş. Tüketici Hizmetleri Müdürü ve TUYAD Satış Sonrası Hizmetler Komisyonu Başkanı Sayın Hasan Uzun ile bir araya geldi. Sektördeki yeni teknolojik ürünler, güncel çalışma modelleri ve gelecek hedeflerinin ele alındığı görüşmede verimli bir istişare gerçekleştirildi.
Görüşmenin sonunda Başkan Hayrettin Özaydın, dernek faaliyetlerine ve sektöre sağladığı değerli katkılardan dolayı Sayın Hasan Uzun’a teşekkür plaketi takdim etti. TUYAD olarak Sayın Uzun’a destekleri için teşekkür eder, başarılı çalışmalarının devamını dileriz.

TUYAD’dan Profen’e Teknoloji ve Savunma Sanayisi Odaklı Ziyaret!
TUYAD Başkanı Hayrettin Özaydın ile Mıstaçoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Ruşen Kömürcü, geçtiğimiz günlerde Profen Yönetim Kurulu Başkanı Önder Havuzlu ile Genel Müdür Yardımcısı Engin Havuzlu ‘yu Profen Genel Müdürlük binasında ziyaret etti.

Gerçekleştirilen görüşmede, savunma sanayisinin ülkemizin teknolojik gelişimi ve vizyonuna sağladığı katkılar değerlendirilirken, Profen’in yeni Ar-Ge çalışmaları ve uygulamaları hakkında bilgi alındı.

Dr. Ruşen Kömürcü de şirket faaliyetleri ve yürütülen projeler hakkında bilgi paylaşımında bulundu. Görüşmede ayrıca sektörler arası iş birlikleri ve gelecekte hayata geçirilebilecek ortak projeler üzerine fikir alışverişi gerçekleştirildi.

Ziyaretin sonunda hediye takdimi yapılırken, nazik ev sahiplikleri ve değerli paylaşımları için Profen ekibine teşekkür edildi.

Bizleri ağırlayan Profen yönetimine ve tüm ekibine teşekkürlerimizi sunar, çalışmalarında başarılar dileriz.

Teknolojiye Erişimde Görünmeyen Maliyet: TRT Bandrolü Yeniden Değerlendirilmeli

Bugün televizyon, uydu alıcısı, set üstü cihaz, tablet, bilgisayar ve akıllı telefon gibi ürünler artık yalnızca elektronik eşya değildir. Bu ürünler; bilgiye erişimin, eğitimin, haber alma hakkının, dijital yayıncılığın, afet dönemlerinde doğru bilgilendirilmenin ve ev içi iletişim altyapısının temel parçaları haline gelmiştir. Teknolojiye erişim her geçen gün daha önemli hale gelirken, bu ürünlerin üzerindeki maliyet yapısının da kamu yararı, üretim sürdürülebilirliği ve tüketici erişimi açısından yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

TRT bandrolü, ilgili mevzuat kapsamında belirli cihazlar için uygulanan bir kamu gelir mekanizmasıdır. Mevcut uygulamada bandrole tabi cihazları imal veya ithal eden firmalar bandrol mükellefi olarak kabul edilmektedir. Bandrol ücreti ithalatta Gümrük Giriş Beyannamesindeki ÖTV hariç KDV matrahı, imalatta ise satış faturasındaki ÖTV hariç KDV matrahı üzerinden hesaplanmaktadır.

Güncel uygulamada televizyonlarda %16; uydu alıcıları, set üstü medya kutuları ve TV tuner kartlarında %12 oranında TRT bandrol ücreti uygulanmaktadır. Bu yapı, ürünün matrahı yükseldikçe bandrol tutarının da otomatik olarak artmasına yol açmaktadır.

Özellikle üretici, imalatçı ve ithalatçı firmalar açısından konu birkaç temel başlıkta öne çıkmaktadır: Üretim ve ithalat süreçlerinde ön finansman ihtiyacı oluşmaktadır. Teminat, beyan, ödeme ve takip süreçleri firmalar üzerinde idari yük yaratmaktadır. Yüzdesel hesaplama modeli, ürün bedeline bağlı olarak değişken ve öngörülmesi zor maliyetler doğurabilmektedir. Bandrol yükümlülüğünü eksiksiz yerine getiren firmalar ile bandrolsüz veya eksik bandrollü ürünleri piyasaya sunan aktörler arasında rekabet dengesi bozulabilmektedir.

Bu tablo yalnızca firmaların maliyet yapısını değil, kayıtlı ticaretin korunmasını ve tüketicinin güvenli ürüne ulaşmasını da ilgilendirmektedir. Sektörümüzün yaklaşımı açıktır: Kamu gelirleri korunmalıdır. Ancak kamu gelirinin tahsil yöntemi, üretimi zorlaştıran, kayıtlı firmalar üzerinde ilave finansman baskısı oluşturan ve rekabet dengesini zayıflatan bir yapıda kalmamalıdır. Bu nedenle TRT bandrol uygulamasında yeni bir bakış açısına ihtiyaç vardır.

Birinci olarak, ürün bedeli üzerinden yüzdesel hesaplama yerine ürün grubu bazlı sabit/maktu tarife modeli değerlendirilmelidir. Sabit tarife, firmalar açısından daha öngörülebilir maliyet yapısı oluşturabilir; kamu açısından ise daha sade ve takip edilebilir bir tahsilat modeli sağlayabilir.

İkinci olarak, üretici ve ithalatçı üzerindeki ön finansman yükünü azaltacak alternatif tahsilat yöntemleri incelenmelidir. Kamu yayıncılığına ilişkin katkıların farklı ülkelerde hane, kullanıcı, dönemsel ödeme veya genel vergi sistemi üzerinden tahsil edildiği modeller bulunmaktadır. Türkiye için de kamu gelirini koruyan ancak üretici üzerinde ilave finansman baskısı oluşturmayan yöntemler değerlendirilebilir.

Üçüncü olarak, bandrol kontrolü yalnızca üretim ve ithalat aşamasında değil, satış kanallarında da güçlendirilmelidir. Perakende mağazalar, online satış platformları ve pazaryerleri bandrol kontrol zincirinin doğal parçası haline getirilmelidir. Böyle bir yapı, kayıtlı firmaları koruyacağı gibi, faturasız ve kayıt dışı satışlarla mücadeleye de katkı sağlayabilir.

TUYAD, 21 Mayıs tarihinde gerçekleştirdiği sektör değerlendirme toplantısında, Türkiye’nin önde gelen üretici firmaları ve sektör temsilcileriyle bir araya gelerek TRT bandrol uygulamasının mevcut durumunu, sektöre etkilerini ve çözüm önerilerini ortak akılla değerlendirmiştir. Bu metinde ortaya konulan çağrı, yalnızca derneğimizin değil, toplantıya katılan firmalarımızın ve sektör temsilcilerimizin ortak değerlendirmelerinin bir yansımasıdır. TUYAD, bu konuda yürüttüğü çalışmaları kararlılıkla sürdürmekte; ilgili resmi kurumları bilgilendirme, sektör görüşlerini kamu otoritelerine aktarma ve konunun ilgili bakanlıkların gündemine alınması amacıyla gerekli temasları yürütmeye devam etmektedir.

TRT bandrolünde yeni denge; kamu yayıncılığı gelirlerinin korunmasını, üretici ve ithalatçı üzerindeki yüklerin daha adil dağıtılmasını, kayıtlı ticaretin güçlendirilmesini ve tüketicinin güvenilir ürüne erişimini aynı anda hedeflemelidir.

Türkiye’nin elektronik, uydu ve yayın teknolojileri sektörü; üretmeye, geliştirmeye, istihdam sağlamaya ve dijital dönüşüme katkı sunmaya devam ediyor. Bu katkının sürdürülebilir hale gelmesi için sektörün üzerindeki mali ve idari yüklerin de çağın koşullarına uygun biçimde yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.

TUYAD

Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği

#TRTBandrolündeYeniDenge
#GüçlüÜretimGüçlüTürkiye
#ÜreticiDostuTRTBandrolü

Şirketler İçin Asıl Risk Nerede Başlıyor? Yapay Zekâ Kullanımı Artıyor!

Yapay zekâ artık şirketler için uzak bir gelecek konusu değil; günlük iş hayatının doğal bir parçası hâline geliyor. Çalışanlar rapor hazırlarken, sözleşme özetlerken, müşteri verilerini analiz ederken, sunum oluştururken, kod yazarken, toplantı notlarını düzenlerken veya e-posta metni hazırlarken yapay zekâ asistanlarından destek alıyor. Doğru kullanıldığında bu araçlar verimliliği artırıyor, işleri hızlandırıyor ve çalışanların daha kaliteli çıktı üretmesine yardımcı oluyor.

Ancak burada kritik bir nokta var: Yapay zekâ kötü bir şey değildir; risk, yapay zekânın kontrolsüz ve bilinçsiz kullanımından doğar. Bir çalışanın gizli bir sözleşmeyi özetletmek, müşteri listesini analiz ettirmek, finansal tabloyu yorumlatmak ya da kaynak kodu kontrol ettirmek için onaylanmamış bir yapay zekâ aracına veri yüklemesi, farkında olmadan şirket verisinin dış bir sisteme aktarılması anlamına gelebilir. Çalışan bunu çoğu zaman “veri paylaşımı” olarak görmez; yalnızca işini hızlandırmak için teknolojiden yararlandığını düşünür.

Oysa şirket açısından bu davranış ciddi sonuçlar doğurabilir. Kişisel veriler, ticari sırlar, müşteri bilgileri, finansal raporlar, insan kaynakları kayıtları, gizli sözleşmeler ve kaynak kodlar kontrolsüz biçimde yapay zekâ araçlarına aktarıldığında; veri ihlali, sözleşmesel sorumluluk, itibar kaybı, regülatör incelemesi ve rekabet avantajının zedelenmesi gibi riskler ortaya çıkabilir. Üstelik bu risk her zaman kötü niyetli bir saldırıdan kaynaklanmaz; çoğu zaman iyi niyetli ama bilinçsiz bir kullanım sonucunda oluşur.

Bugün şirketler için en önemli kavramlardan biri “görünmeyen yapay zekâ kullanımıdır.” Çalışanların kişisel hesaplarla, ücretsiz araçlarla veya şirketin onaylamadığı platformlarla iş yapması; kurumun hangi verinin nerede işlendiğini, nasıl saklandığını ve kimler tarafından erişilebildiğini bilmemesi anlamına gelir. Görünmeyen kullanım, yönetilemeyen risktir.

Bu nedenle çözüm yapay zekâyı yasaklamak değildir. Aksine, şirketlerin güvenli yapay zekâ kullanımını mümkün kılacak bir çerçeve oluşturması gerekir. Hangi araçların kullanılabileceği belirlenmeli, hangi verilerin kesinlikle yapay zekâ araçlarına girilemeyeceği açıkça anlatılmalı, çalışanlara rol bazlı eğitim verilmeli, hassas verileri koruyacak teknik kontroller kurulmalı ve yapay zekâ kullanımı kurumsal yönetişim konusu hâline getirilmelidir.

Yapay zekâ çağında rekabet avantajı yalnızca teknolojiyi kullanmakla elde edilmeyecek. Asıl farkı, bu teknolojiyi güvenli, bilinçli ve sorumlu şekilde kullanabilen şirketler yaratacak. Bugün atılacak doğru adımlar, yarının veri güvenliği krizlerini önleyebilir.

TUYAD, yapay zekâ teknolojilerinin iş dünyasına etkilerini, veri güvenliği boyutunu ve şirketler açısından doğurabileceği fırsat ve riskleri yakından takip etmektedir. Bu alanda farkındalığı artırmak, üyelerimizi ve sektör paydaşlarımızı güncel gelişmeler hakkında bilgilendirmek amacıyla çalışmalar yürütüyoruz. Güvenli ve bilinçli yapay zekâ kullanımı hakkında detaylı bilgi almak veya iş birliği imkânlarını değerlendirmek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

TUYAD Kadınlar Komisyonu Üçüncü Toplantısını Sunny Elektronik’te Gerçekleştiriyor

TUYAD Kadınlar Komisyonu, kadın çalışanların iş hayatındaki deneyimlerini paylaşmaları ve sektörel konuların değerlendirilmesi amacıyla üçüncü toplantısını 23 Haziran 2026 Salı günü Sunny Elektronik’in Esenyurt’taki üretim tesislerinde gerçekleştirecektir.

Toplantıda iş ve özel yaşam dengesi, ücret eşitsizliği, mobbing, iş yerinde güvenlik ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik konular ele alınacaktır.

Yer: Sunny Elektronik – Esenyurt, İstanbul
Tarih: 23 Haziran 2026 Salı
Saat: 11.00 – 14.00

Katılımcılar arasında bilgi paylaşımı ve dayanışmanın güçlendirilmesinin hedeflendiği program, Sunny Elektronik üretim tesislerine düzenlenecek fabrika gezisi ile sona erecektir.

Tüm kadın üyelerimizi ve sektör kadın temsilcilerimizi toplantımıza katılmaya davet ediyoruz.

Ücretsiz Bulut Kamera Kayıtları: Görüntüler Nerede Saklanıyor, Kimler Erişebiliyor ve Riskler Neler?

Güvenlik kameraları artık yalnızca görüntü alan cihazlar değil; aynı zamanda kişisel veri üreten, bu veriyi işleyen ve çoğu zaman bulut altyapısına aktaran dijital sistemlerdir. Özellikle ev, küçük işletme, mağaza, depo, site ve ofislerde kullanılan IP kameralar; mobil uygulama, uzaktan izleme, hareket algılama, yapay zekâ destekli bildirim ve bulut kayıt özellikleriyle yaygınlaşmıştır. Kullanıcı açısından “ücretsiz kayıt”, “bulut geçmişi”, “olay kaydı” veya “deneme planı” gibi görünen bu hizmetlerin arka planında ise önemli bir soru vardır: Kamera kayıtları nerede tutuluyor, ne kadar süre saklanıyor ve bu verilere kimler erişebiliyor?

Bu sorunun tek ve her marka için geçerli bir cevabı yoktur. Kayıtların saklandığı ülke; kamera markasına, kullanılan uygulamaya, abonelik planına, kullanıcının bulunduğu ülkeye, hizmet sağlayıcının bulut altyapısına ve yedekleme politikasına göre değişir. Bazı üreticiler, verilerin ABD, İrlanda, Singapur veya kullanıcının bölgesine yakın veri merkezlerinde tutulabileceğini açıkça belirtir. Bazı sağlayıcılar ise yalnızca “bulut hizmet sağlayıcıları”, “üçüncü taraf hizmetler” veya “yurt dışı aktarım” gibi genel ifadeler kullanır. Bu belirsizlik, hem bireysel kullanıcılar hem de kurumsal satın alma yapan profesyoneller için ciddi bir değerlendirme başlığıdır.

Kamera görüntüsü kişisel veri midir?

Kamera kayıtları, görüntüdeki kişinin kimliğinin doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir olduğu durumlarda kişisel veri niteliği taşır. Bir kişinin yüzü, araç plakası, sesi, hareket zamanı, bulunduğu mekân, giriş-çıkış düzeni veya kullanıcı hesabıyla ilişkilendirilen cihaz verileri kişisel veri kapsamında değerlendirilebilir. Bu nedenle güvenlik kamerası kayıtları yalnızca “görüntü dosyası” olarak görülmemeli; mahremiyet, veri güvenliği ve hukuki uyum boyutuyla ele alınmalıdır.

Bulut kamera sistemlerinde işlenen veri çoğu zaman yalnızca video kaydından ibaret değildir. Kullanıcı hesabı, e-posta adresi, telefon numarası, IP adresi, cihaz seri numarası, konum bilgisi, Wi-Fi bilgileri, zaman damgaları, hareket algılama kayıtları ve uygulama kullanım verileri de sistemin parçası olabilir. Yapay zekâ destekli kişi, araç, evcil hayvan veya yüz tanıma özellikleri kullanıldığında veri işleme faaliyeti daha hassas hale gelir.

Ücretsiz kayıtlar hangi ülkede tutuluyor?

Ücretsiz veya deneme kapsamındaki bulut kamera kayıtlarının hangi ülkede tutulduğu, sağlayıcıya göre değişir. Bazı sistemlerde kayıtlar doğrudan cihaz üzerindeki microSD karta veya yerel NVR/DVR sistemine kaydedilir. Bu modelde görüntü yerel ortamda saklanır; ancak mobil uygulama, uzaktan erişim, bildirim ve kullanıcı hesabı gibi özellikler yine de bazı verilerin sağlayıcı sunucularına aktarılmasına neden olabilir.

Bulut kayıt modelinde ise video kayıtları, üreticinin veya hizmet sağlayıcının anlaşmalı olduğu veri merkezlerinde saklanır. Bu veri merkezleri kullanıcının bulunduğu ülkede olmak zorunda değildir. Sağlayıcılar performans, yedeklilik, felaket kurtarma ve hizmet sürekliliği gerekçeleriyle farklı ülkelerde veri saklayabilir veya yedekleyebilir. Bu nedenle “kamera Türkiye’de kullanılıyor” olması, kayıtların mutlaka Türkiye’de tutulduğu anlamına gelmez.

Kullanıcıların dikkat etmesi gereken en önemli nokta, sağlayıcının gizlilik politikası ve hizmet şartlarında veri lokasyonunu ne kadar açık belirttiğidir. Eğer marka; veri merkezi ülkelerini, yedekleme bölgelerini, alt işleyenlerini ve yurt dışı aktarım mekanizmasını açıkça belirtmiyorsa, kullanıcı açısından veri lokasyonu belirsizdir.

Kayıtlar kaç yıl saklanıyor?

Tüketici tipi bulut kamera hizmetlerinde kayıt saklama süresi çoğunlukla yıl bazında değil, saat veya gün bazında belirlenir. Ücretsiz planlarda birkaç saatlik olay geçmişi, kısa süreli önizleme veya sınırlı bulut kaydı sunulabilir. Ücretli planlarda ise 7 gün, 30 gün, 60 gün veya belirli cihazlarda 10 günlük sürekli kayıt gibi seçenekler görülebilir.

Ancak burada yalnızca kullanıcının uygulamada gördüğü video geçmişine bakmak yeterli değildir. Kullanıcı bir kaydı sildiğinde, bu verinin aktif sistemlerden, yedeklerden, loglardan ve destek sistemlerinden ne kadar sürede kaldırıldığı ayrıca sorgulanmalıdır. Bazı sağlayıcılar, yasal yükümlülükler, uyuşmazlıklar, güvenlik incelemeleri veya hizmet operasyonları nedeniyle belirli verileri daha uzun süre saklayabilir.

Profesyonel kullanımda kayıt saklama süresi mutlaka politika haline getirilmelidir. İşletmeler, “kameralar kaç gün kayıt tutuyor?” sorusunun yanında “bu kayıtlar kim tarafından siliniyor, silme işlemi belgeleniyor mu, yedeklerden ne zaman kaldırılıyor ve hukuki saklama süresi nedir?” sorularını da değerlendirmelidir.

Sağlayıcı firma görüntüleri işleyebilir mi?

Teknik olarak evet. Bulut kamera sağlayıcısı; kaydı saklamak, oynatmak, silmek, yedeklemek, hareket algılamak, bildirim üretmek, destek vermek, hata ayıklamak veya ürün geliştirmek için belirli verileri işleyebilir. Ancak bunun hukuken geçerli bir dayanağa, açık bir amaca, kullanıcıya yapılmış yeterli bilgilendirmeye ve gerekli güvenlik önlemlerine dayanması gerekir.

En kritik konu, görüntülerin sağlayıcı tarafından hangi amaçlarla kullanılabileceğidir. Hizmetin çalışması için gerekli olan teknik işleme ile ürün geliştirme, yapay zekâ eğitimi, insan incelemesi, pazarlama analitiği veya üçüncü taraf paylaşımı aynı risk seviyesinde değildir. Kamera görüntüleri, kullanıcının evini, iş yerini, çalışanlarını, müşterilerini veya özel yaşam alanlarını gösterebilir. Bu nedenle bu verilerin ikincil amaçlarla kullanılması yüksek hassasiyet taşır.

Geçmişte bazı büyük kamera sağlayıcıları hakkında çalışan veya yüklenici erişimleri, müşteri videolarının algoritma eğitimi için kullanılması ve hesap güvenliği eksiklikleri nedeniyle resmi yaptırım süreçleri yürütülmüştür. Bu örnekler, bulut kamera kayıtlarında “sağlayıcı tarafında kim erişebilir?” sorusunun teorik değil, gerçek bir güvenlik ve mahremiyet meselesi olduğunu göstermektedir.

Görüntüler üçüncü taraflara satılabilir mi?

Kamera görüntüleri kişisel veri niteliği taşıyorsa, üçüncü taraflara satılması veya ticari amaçlarla aktarılması serbest bir işlem değildir. Böyle bir aktarım için hukuka uygun işleme sebebi, açık bilgilendirme, gerektiğinde açık rıza, sözleşmesel güvence ve veri aktarım kurallarına uyum gerekir.

Burada “satış” ile “hizmetin çalışması için aktarım” ayrılmalıdır. Bulut barındırma, teknik destek, ödeme altyapısı, hata kayıtları veya güvenlik izleme hizmetleri için alt işleyenlere veri aktarımı yapılabilir. Ancak bu aktarımın kimlere, hangi amaçla, hangi ülkede ve hangi güvenlik tedbirleriyle yapıldığı kullanıcıya açıklanmalıdır. Kamera sağlayıcısının “kişisel verileri satmıyoruz” demesi tek başına yeterli değildir; hangi verinin, hangi taraflarla, hangi amaçla paylaşıldığı incelenmelidir.

Kullanıcı bunu nasıl öğrenebilir?

Kullanıcılar ve kurumlar, kullandıkları kameranın kayıtlarının nerede tutulduğunu öğrenmek için öncelikle gizlilik politikası, hizmet şartları ve bulut kayıt planı sayfasını incelemelidir. Bu metinlerde özellikle şu ifadeler aranmalıdır: veri merkezi, yurt dışı aktarım, cloud storage, international transfer, service providers, sub-processors, retention period, backup, deletion ve third parties.

Kurumsal kullanımda sağlayıcıya yazılı olarak şu sorular yöneltilmelidir:

Video kayıtları hangi ülkelerdeki veri merkezlerinde tutuluyor?
Birincil kayıt lokasyonu ile yedekleme lokasyonu aynı mı?
Alt işleyenler ve bulut altyapı sağlayıcıları kimler?
Ücretsiz ve ücretli planlarda kayıtlar kaç gün saklanıyor?
Kullanıcı silme talebi verdiğinde aktif sistemlerden ve yedeklerden silme süresi nedir?
Destek personeli veya üçüncü taraf yükleniciler görüntülere erişebiliyor mu?
Erişimler loglanıyor ve denetleniyor mu?
Görüntüler yapay zekâ eğitimi, ürün geliştirme veya analiz için kullanılıyor mu?
Yurt dışına aktarım varsa hangi hukuki mekanizmaya dayanıyor?

Bu sorulara açık ve yazılı yanıt veremeyen sağlayıcılar, özellikle kurumsal ve hassas alan kullanımları için yüksek riskli kabul edilmelidir.

Başlıca güvenlik tehditleri

Bulut kamera kayıtlarında en yaygın tehditlerden biri hesap ele geçirmedir. Zayıf parola, aynı parolanın farklı platformlarda kullanılması, çok faktörlü kimlik doğrulamanın kapalı olması veya kimlik bilgisi doldurma saldırıları sonucunda saldırganlar kamera hesabına erişebilir.

İkinci önemli risk, sağlayıcı tarafındaki yetkisiz erişimdir. Destek personeli, yükleniciler veya teknik ekipler gereğinden fazla erişim yetkisine sahipse, kullanıcı görüntüleri kötüye kullanılabilir. Erişimlerin rol bazlı olması, kayıt altına alınması ve düzenli denetlenmesi gerekir.

Üçüncü risk, bulut yapılandırma hatalarıdır. Yanlış yetkilendirilmiş depolama alanları, açık API uçları, zayıf token yönetimi veya hatalı entegrasyonlar görüntülerin sızmasına neden olabilir. Mobil uygulama açıkları, güncellenmeyen kamera yazılımları, varsayılan parolalar ve yerel ağ güvenliği eksiklikleri de önemli tehditler arasındadır.

Bunlara ek olarak yurt dışı aktarım riski, üçüncü taraf entegrasyonlar, veri silme belirsizliği, yapay zekâ tabanlı analiz, yüz tanıma ve hareket metadatası gibi konular da dikkate alınmalıdır. Görüntünün kendisi sızmasa bile, hareket zamanı, konum, evde bulunma düzeni veya işletme yoğunluğu gibi metadatalar güvenlik açısından hassas bilgi oluşturabilir.

TUYAD, bulut tabanlı kamera kayıt sistemlerinde veri güvenliği, kullanıcı politikaları ve olası güvenlik ihlalleri konularını yakından takip etmektedir. TUYAD Başkanı Hayrettin ÖZAYDIN, güvenlik kamerası sistemlerinde yalnızca görüntü kalitesi ve fiyatın değil; kayıtların nerede saklandığı, kimlerin erişimine açık olduğu, hangi süreyle tutulduğu ve hangi politikalar kapsamında işlendiği konularının da kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, sektörün doğru bilgiye erişmesi ve son kullanıcıların bilinçlendirilmesi amacıyla raporlama ve bilgilendirme çalışmalarının sürdüğünü belirtti. Veri güvenliğinin sektörün güvenilirliği açısından temel bir unsur olduğuna dikkat çeken TUYAD, hizmet sağlayıcıların daha şeffaf veri politikaları geliştirmesinin ve kullanıcıların bu konuda bilinçlendirilmesinin önemini hatırlattı.

Ücretsiz bulut kamera kayıt hizmetleri kullanım kolaylığı ve düşük maliyet avantajı sunsa da veri güvenliği açısından dikkatle değerlendirilmelidir. Kullanıcıların çoğu zaman kayıtlarının hangi ülkede tutulduğunu, kaç gün saklandığını, kimlerin erişebildiğini ve görüntülerin hangi amaçlarla işlendiğini bilmediği görülmektedir.

Güvenlik kamerası seçimi yalnızca çözünürlük, gece görüşü, fiyat ve mobil uygulama deneyimi üzerinden yapılmamalıdır. Kamera aynı zamanda kişisel veri işleyen bir sistemdir. Bu nedenle veri lokasyonu, saklama süresi, yurt dışı aktarım, alt işleyenler, erişim yetkileri, şifreleme, silme süreçleri ve üçüncü taraf paylaşımları satın alma kararının ayrılmaz parçası olmalıdır.

En doğru yaklaşım, kayıtların nerede tutulduğunu açıkça belgeleyen, saklama süresini net belirten, kullanıcıya silme ve erişim hakları sunan, çok faktörlü kimlik doğrulamayı destekleyen ve üçüncü taraf veri işleme süreçlerini şeffaf biçimde açıklayan sağlayıcıları tercih etmektir. Bulut kamera sistemlerinde gerçek güvenlik, yalnızca görüntüyü kaydetmekle değil; görüntünün nerede, nasıl ve kimlerin kontrolünde saklandığını bilmekle başlar.

 

 

Veri Merkezleri: Dijital Ekonominin Görünmeyen Enerji ve Çevre Maliyeti

Veri merkezleri artık yalnızca “sunucu odaları” değildir; bulut bilişim, yapay zekâ, finansal işlemler, sağlık verileri, e-ticaret, siber güvenlik, kamu hizmetleri ve endüstriyel otomasyonun fiziksel altyapısıdır. Dijitalleşme arttıkça veri merkezleri, ekonominin arka planında çalışan kritik enerji tüketicilerine dönüşmektedir. Bugünkü temel mesele, veri merkezlerine ihtiyaç olup olmadığı değil; bu altyapının hangi enerjiyle, hangi coğrafyada, hangi su ve arazi maliyetiyle büyütüleceğidir.

Mevcut durum: Küresel ölçekte ülke büyüklüğünde tüketim

Uluslararası Enerji Ajansı’na göre veri merkezleri 2024’te yaklaşık 415 TWh elektrik tüketmiştir. Bu, küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1,5’i anlamına gelir. 2025 için Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin değerlendirmesi 448 TWh düzeyindedir; bu tüketim tek başına bir ülke kabul edilseydi dünyanın en büyük elektrik tüketicilerinden biri olurdu. [K1][K5]

Bu altyapının kapasitesi yalnızca megavat veya teravat-saat ile ölçülemez. Veri merkezleri; depolama, yüksek hızlı ağ bağlantısı, kesintisiz güç, soğutma, yedekleme, felaket kurtarma, GPU/TPU tabanlı hızlandırılmış hesaplama ve düşük gecikmeli hizmet sunumu gibi kabiliyetlerin birleşimidir. Geleneksel kurumsal veri merkezleri hâlâ önemlidir; ancak büyümenin ağırlık merkezi kolokasyon tesisleri, bulut servis sağlayıcıları ve hiperscale tesislere kaymaktadır. Yapay zekâ tarafında ise eğitimden çok, milyarlarca günlük sorguyu işleyen “inference” yükleri enerji talebini kalıcı hâle getirmektedir. UNU-INWEH’e göre yapay zekâ enerji kullanımının %80–90’ı modeller çalıştırıldıktan sonraki inference sürecinden kaynaklanabilir. [K5]

Çevresel zarar nereden doğuyor?

Veri merkezlerinin çevresel etkisi yalnızca elektrik tüketimi değildir. Sorun dört ana başlıkta yoğunlaşır:

  1. Karbon emisyonu: Elektrik fosil yakıt ağırlıklı şebekelerden geldiğinde veri merkezi büyümesi doğrudan karbon emisyonuna dönüşür. IEA analizine göre veri merkezlerinin fiziksel olarak tükettiği elektriğin bugünkü kaynak karmasında kömür yaklaşık %30, yenilenebilirler %27, doğal gaz %26, nükleer ise %15 paya sahiptir. 2030’a kadar artan talebin önemli bir kısmı yenilenebilirlerden karşılansa da doğal gaz ve kömür, kısa vadede sistemin kritik tamamlayıcıları olmaya devam edecektir. [K2]
  2. Su tüketimi: Veri merkezleri soğutma için doğrudan su kullanabilir; ayrıca elektrik üretiminin kendisi de su ayak izi yaratır. UNU-INWEH, 2030’da veri merkezi elektriğiyle ilişkili su ayak izinin 9,3 trilyon litreye ulaşabileceğini belirtmektedir. Bu büyüklük, Sahra Altı Afrika’daki 1,3 milyar insanın temel yıllık evsel su ihtiyacına eşdeğer olarak ifade edilmektedir. [K5]
  3. Arazi, şebeke ve yerel baskı: Veri merkezi etkisi küresel ölçekte sınırlı görünebilir; fakat yerel ölçekte çok yoğunlaşır. Örneğin İrlanda’da veri merkezleri 2023’te ölçülen toplam elektrik tüketiminin %21’ine ulaşmıştır. Bu durum, belirli bölgelerde yeni bağlantı izinlerinin, iletim kapasitesinin ve su yönetiminin stratejik darboğaz hâline gelebileceğini göstermektedir. [K5]
  4. Donanım döngüsü ve e-atık: Yapay zekâ hızlandırıcıları, sunucular, güç elektroniği ve soğutma ekipmanları kısa yenileme döngülerine sahiptir. UNU-INWEH, yapay zekâ bağlantılı elektronik atığın 2030’da yıllık 2,5 milyon ton seviyesine çıkabileceğini öngörmektedir. Bu, çevresel yükün yalnızca veri merkezinin bulunduğu yerde değil; kritik mineral çıkarımı, üretim ve atık işleme zincirinde de ortaya çıktığı anlamına gelir. [K5]

2027, 2030 ve 2070 enerji senaryosu

Kısa vadede en güvenilir referans, IEA’nın 2030 projeksiyonudur. IEA baz senaryosuna göre veri merkezi elektrik tüketimi 2030’da 945 TWh seviyesine çıkar; bu, 2024’e göre iki kattan fazla artış ve 2030 küresel elektrik talebinin yaklaşık %3’ü demektir. IEA, 2025’te 28.200 TWh olan küresel elektrik tüketiminin 2030’da 33.600 TWh seviyesine ulaşmasını beklemektedir. [K1][K3]

2027 için resmi tekil bir küresel tahmin yerine, 2024–2030 IEA büyüme patikası kullanıldığında veri merkezi tüketimi yaklaşık 630 TWh/yıl seviyesine gelir. Bu, 2027 civarında veri merkezlerinin küresel elektrik sisteminde %2 bandına yaklaşacağını gösterir.

Yıl Veri merkezi elektrik ihtiyacı Küresel elektrik içindeki yaklaşık pay Yorum
2024 415 TWh %1,5 Mevcut referans seviye
2030 945 TWh ~%2,8–3 Japonya’nın bugünkü yıllık tüketimine yakın/üzerinde ölçek
2070 baz ~2.400 TWh ~%3,5 Bu makalenin uzun vadeli baz senaryosu
2070 stres ~6.600 TWh ~%9–10 Verimlilik kazanımlarının rebound etkisiyle absorbe edildiği aşırı senaryo

2070 projeksiyonu doğal olarak resmi tahmin değildir; açık varsayımlı bir stres testidir. Baz senaryoda 2035 sonrası veri merkezi elektrik talebinin yıllık ortalama %2 civarında artacağı, küresel elektrik talebinin ise elektrifikasyonla büyüyerek 2070’te yaklaşık 68.000–70.000 TWh bandına çıkacağı varsayılmıştır. Bu durumda 2070’te veri merkezleri 2.400 TWh/yıl elektrik tüketir. Bu büyüklük, 2030 için öngörülen veri merkezi talebinin yaklaşık 2,5 katı; Türkiye’nin 2025 toplam elektrik tüketiminin ise yaklaşık 6,7 katıdır. [K3][K6]

Yüksek senaryoda 2070 ihtiyacı 4.000 TWh/yıl seviyesine yaklaşır; bu, Türkiye’nin 2025 elektrik tüketiminin yaklaşık 11 katına denk gelir. Aşırı stres senaryosunda ise 6.600 TWh/yıl gibi bir tüketim, küresel elektriğin %10’una yaklaşabilir. Asıl risk, “dünyadaki enerjinin çoğunun veri merkezlerine aktarılması” değil; veri merkezlerinin belirli şehirlerde, bölgelerde ve şebeke düğümlerinde orantısız baskı yaratmasıdır.

 

Mevcut enerji kaynakları yeterli mi?

Küresel ölçekte bakıldığında, 2030’a kadar veri merkezi talebini karşılayacak üretim teorik olarak mümkündür. IEA’ya göre 2030’a kadar artan veri merkezi elektriğinin yaklaşık yarısını yenilenebilirler karşılayabilir; ancak doğal gaz ve kömür de talebin önemli bölümünü desteklemeye devam edecektir. Bu nedenle sorun yalnızca “yeterli elektrik var mı?” değil, “bu elektrik düşük karbonlu, sürekli, şebekeye bağlanabilir ve yerel su/alan baskısı yaratmadan sağlanabilir mi?” sorusudur. [K2]

2070’e giderken sürdürülebilir yol haritası; yenilenebilir enerji, batarya ve uzun süreli depolama, nükleer/SMR gibi sürekli düşük karbonlu kaynaklar, atık ısı kullanımı, su verimli soğutma, bölgesel kapasite planlaması ve zorunlu çevresel raporlama kombinasyonuna bağlıdır. Avrupa Komisyonu’nun veri merkezleri için enerji performansı ve çevresel raporlama yükümlülüklerini gündeme alması, sektörün artık yalnızca teknoloji değil, enerji ve çevre politikası konusu olduğunu göstermektedir. [K4]

Küresel ölçekte veri merkezlerinin kesin sayısını veren tek bir resmî sicil bulunmadığı için toplam adet, sektörel veri tabanları üzerinden izlenmektedir; güncel veri tabanları 2025 sonu–2026 başı itibarıyla dünyada yaklaşık 10.600–12.000+ operasyonel veri merkezi bulunduğunu göstermektedir. Bu altyapı coğrafi olarak son derece yoğunlaşmıştır: ABD yaklaşık 5.427 tesisle açık ara ilk sıradadır; onu Almanya, Birleşik Krallık, Çin, Kanada, Fransa, Avustralya, Hollanda, Rusya ve Japonya izlemektedir. Bölgesel ölçekte Kuzey Amerika yaklaşık 5.700+, Avrupa 3.300+, Asya-Pasifik ise 1.800+ veri merkezine ev sahipliği yapmaktadır. [K7] Doğal kaynak ihtiyacı ise doğrudan veri merkezinin içinde yakılan yakıttan çok, bu tesislere sağlanan elektriğin üretim karmasından doğmaktadır: IEA’ya göre 2024’te veri merkezlerine elektrik sağlamak için yaklaşık 460 TWh üretim yapılmış; bunun yaklaşık %30’u kömürden, %26’sı doğal gazdan, %27’si yenilenebilirlerden, %15’i nükleerden gelmiştir. [K2] Bu fiziksel kaynak karması EIA’nın ortalama elektrik üretim katsayılarıyla somutlaştırıldığında, bugünkü veri merkezi ekosistemi yaklaşık 71 milyon ton kömür ve 25 milyar m³ doğal gaz eşdeğerinde fosil yakıt tüketimine karşılık gelmektedir; su ayak izi ise 2030 için öngörülen 9,3 trilyon litrelik değer elektrik talebine göre geriye ölçeklendiğinde yaklaşık 4 trilyon litre/yıl mertebesindedir. [K5][K8] 2030’da veri merkezleri için gereken elektrik üretiminin 1.000 TWh’nin üzerine çıkması beklenmektedir; bugünkü fosil yoğunluk değişmeden kalırsa bu, yaklaşık 155 milyon ton kömür, 55 milyar m³ doğal gaz ve 9,3 trilyon litre/yıl su ayak izi anlamına gelir. 2070 baz senaryosunda yıllık veri merkezi elektrik ihtiyacı 2.400 TWh seviyesine ulaştığında, bugünkü kaynak karması korunursa karşılık gelen fosil yük yaklaşık 372 milyon ton kömür ve 131 milyar m³ doğal gaz olur; ancak daha gerçekçi düşük karbonlu dönüşüm senaryosunda fosil payının %15’e gerilemesi hâlinde dahi sistem yaklaşık 87 milyon ton kömür ve 40 milyar m³ doğal gaz eşdeğerinde fosil kaynağa ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle uzun vadeli risk yalnızca “yakıt bulunabilirliği” değil; düşük karbonlu kesintisiz elektrik, şebeke bağlantısı, su verimli soğutma, arazi seçimi ve yerel ekosistem taşıma kapasitesinin aynı anda yönetilip yönetilemeyeceğidir.

 

Veri merkezleri modern ekonominin vazgeçilmez altyapısıdır; fakat çevresel maliyeti “görünmez” kaldığında büyüme sürdürülebilir olmaktan çıkar. 2030’a kadar veri merkezi elektrik tüketiminin yaklaşık 945 TWh’e yükselmesi beklenmektedir. 2070 baz senaryosunda bu ihtiyaç 2.400 TWh/yıl düzeyine çıkabilir. Bu, küresel elektrik sistemini tek başına ele geçirecek bir oran değildir; ancak yerel şebekeler, su kaynakları, arazi kullanımı ve karbon bütçesi üzerinde belirleyici baskı yaratacak kadar büyüktür.

Bu nedenle sektörün ana stratejisi yalnızca daha fazla veri merkezi inşa etmek olmamalıdır. Doğru strateji; hesaplama talebini enerji, su, arazi ve karbon bütçesiyle birlikte planlamak; veri merkezlerini düşük karbonlu ve düşük su ayak izli bölgelerde konumlandırmak; donanım yaşam döngüsünü yönetmek; yapay zekâ kullanımında verimlilik kadar talep disiplinini de uygulamaktır. Dijital ekonominin sürdürülebilirliği, veri merkezlerinin ne kadar büyüdüğünden çok, bu büyümenin hangi kaynaklarla ve hangi çevresel sınırlar içinde yönetildiğine bağlı olacaktır.

TUYAD, veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı, çevresel etkileri ve dijital altyapının sürdürülebilirliği konusundaki gelişmeleri yakından takip etmektedir. Dernek, sektör paydaşlarına güncel raporlar, teknik bilgiler ve değerlendirmeler sunmak üzere çalışmalarını sürdürürken; TUYAD Başkanı Hayrettin ÖZAYDIN, küresel enerji talebindeki hızlı artışa dikkat çekerek ileri tarihli senaryolarda veri merkezleri ve dijital altyapılar kaynaklı enerji baskısının daha görünür hâle gelebileceğini, gerekli planlama yapılmadığı takdirde bölgesel ölçekte enerji arzı ve şebeke kapasitesi açısından kriz risklerinin doğabileceğini ifade etti. Bu çerçevede TÜYAD, sektörün yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, geleceğin enerji, su, arazi kullanımı ve karbon bütçesi sınırlarına da duyarlı şekilde hareket etmesi gerektiğini; çevreci, verimli ve uzun vadeli politikalar geliştirilerek dijital dönüşümün sürdürülebilir bir zeminde ilerletilmesinin kritik önem taşıdığını vurgulamaktadır.