TUYAD VE MARMARA ÜNİVERSİTESİ’NDEN KRİTİK ADIM:

AFET ANI İLETİŞİM EĞİTİM SEMİNERİ DÜZENLENİYOR

Afet ve acil durumlarda kesintisiz haberleşme altyapısının kurulması ve yönetilmesine yönelik kapsamlı eğitim ve sertifika programı 22 Ekim’de gerçekleşecek.

İSTANBUL — TUYAD (Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri Derneği) ve Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi iş birliğiyle düzenlenen “Afet Anı İletişim Eğitim Semineri ve Sertifika Programı”, 22 Ekim 2026 Perşembe günü 09.30–17.00 saatleri arasında Marmara Üniversitesi Recep Tayyip Erdoğan Külliyesi Teknoloji Fakültesi’nde gerçekleştirilecek.

Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Uğur Kesen liderliğinde yürütülecek program; olası afet ve acil durumlarda haberleşme altyapılarının kesintisiz işleyişini sağlamak, alternatif iletişim teknolojilerini etkin kullanmak ve sahadaki koordinasyonu güçlendirmek amacıyla tasarlandı.

Sektörün Öncü Kurumları Bir Araya Geliyor

Teorik sunumların yanı sıra sahadaki kritik senaryolara odaklanan uygulamalı eğitimlerin de yer alacağı seminerde; Türksat, Profen, Neta, ULAK Haberleşme, VSAT, İşNet, Kule A.Ş., CTech ve Cansel Bilgisayar gibi sektörün lider kurumlarından uzman isimler bilgi ve deneyimlerini paylaşacak. Program kapsamında özellikle VSAT ve uydu haberleşme çözümleri gibi alternatif altyapıların afet anındaki rolü detaylıca ele alınacak.

TUYAD Başkanı Hayrettin Özaydın, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti:

“Afet anlarında iletişimin kopması yalnızca haberleşmeyi değil, tüm arama-kurtarma ve lojistik operasyonlarını doğrudan etkilemektedir. Marmara Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz bu program ile sektörel bilgi birikimini artırmayı, kurumlar arası koordinasyonu güçlendirmeyi ve afetlere hazırlık bilincini en üst seviyeye çıkarmayı hedefliyoruz.”

Sektör temsilcilerini, akademisyenleri, öğrencileri, kamu yetkililerini ve ilgili profesyonelleri bir araya getirecek olan program sonunda tüm katılımcılara Sertifika takdim edilecektir.

Kayıt & Bilgi: bilgi@tuyad.org

KOLTUKLAR KİŞİLERİN DEĞİL, ESNAFIN VE SEKTÖRÜNDÜR

Esnaf ve sanatkârlar odalarında yıllardır aynı isimlerin yönetimlerde yer aldığı örneklerle karşılaşıyoruz. Uzun yıllar görev yapmak elbette tek başına olumsuz değildir. Asıl mesele, bu süre içerisinde esnafa ve kuruma ne kazandırıldığıdır.

Hangi sorunlar çözüldü? Hangi projeler hayata geçirildi? Genç esnafın ve yeni girişimcilerin önünü açmak için neler yapıldı? Ve daha önemlisi, yeni isimlerin ve yeni fikirlerin yönetime katılabilmesi için yeterince alan bırakıldı mı?

Çünkü odalar kişilerin değil, üyelerinin kurumlarıdır. Görevler kalıcı makamlar değil, belirli bir dönem için üstlenilen sorumluluklardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana taşıdığı yenilenme, ilerleme, millet iradesi ve çağdaşlaşma anlayışı da sürekli aynı isimlerin ve aynı anlayışların değişmeden devam etmesini değil; yeni fikirlere, yeni nesillere ve yeni yöneticilere alan açılmasını gerektiren bir anlayışı ortaya koymaktadır. Anayasa’nın başlangıç hükümlerinde de millet iradesinin üstünlüğü ve çağdaş medeniyet düzeyine ulaşma hedefi vurgulanmaktadır.

Bu nedenle bir görevi yıllarca sürdürmek kadar, zamanı geldiğinde o görevden vazgeçebilmek ve yeni isimlerin önünü açabilmek de bir sorumluluk anlayışıdır. Makamı bırakmak her zaman geri çekilmek değildir; bazen kuruma yapılabilecek en önemli katkı, deneyimi devrederek yeni bir dönemin başlamasına imkân vermektir.

Özellikle genç esnafın, yeni girişimcilerin ve farklı fikirlerin oda yönetimlerinde daha fazla yer bulması, kurumların geleceği açısından önemlidir. Değişim yalnızca isimlerin değişmesi değil, düşüncelerin ve çalışma biçimlerinin de yenilenmesidir.

Seçim süreçlerinde ise şeffaflık ve eşitlik temel ilkeler olmalıdır. Kurumsal imkânların herhangi bir kişi veya grubun avantajına dönüşmemesi, adayların eşit koşullarda kendilerini ifade edebilmesi ve üyelerin sağlıklı bilgiye ulaşabilmesi kurumsal güven açısından önem taşır.

Artık soru yalnızca “Kim görevde kalacak?” olmamalıdır.

Asıl soru; “Bu oda, esnafına ve sektörüne ne katacak?” olmalıdır.

Çünkü kurumların gücü, bir kişinin aynı koltukta ne kadar uzun süre oturduğuyla değil, kendisinden sonra da güçlü şekilde yoluna devam edebilmesiyle ölçülür.

Koltuklar kişilerin değil, esnafın ve sektörünündür.

Asıl mesele koltuğu korumak değil, o koltukta bulunduğunuz süre içerisinde değer üretmek ve zamanı geldiğinde yeni isimlere yer açabilmektir.

TUYAD

Dijital Yaşam Dergisi 2027 reklam rezervasyonları başladı!

Teknoloji, dijital dönüşüm ve iletişim dünyasının paydaşlarına ulaşmak isteyen markalar için 2027 yılı reklam çalışmalarımızı planlamaya başladık.

6 sayı + 2 özel sayı boyunca markanızla Dijital Yaşam Dergisi’nde yer alabilir, ürün ve hizmetlerinizi sektör profesyonelleriyle buluşturabilirsiniz.

2027 reklam seçenekleri, yayın planı ve detaylı bilgi için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

bilgi@tuyad.org

TUYAD VE İSO 48.  KOMİTE BİR ARAYA GELDİ
Geçtiğimiz günlerde Profen ev sahipliğinde; İstanbul Sanayi Odası Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Faruk Sarı, İstanbul Sanayi Odası 48. Komite Yönetim Kurulu Üyeleri Sayın Adem Atmaca ve Sayın Önder Havuzlu ile birlikte, TUYAD ve Sanayi Odası çalışmalarını değerlendirdiğimiz verimli bir toplantı gerçekleştirdik.

Elektronik sanayimizin ülkemizde daha güçlü bir yapıya kavuşması, küresel ölçekte rekabet gücünü artırması ve dünyada daha fazla söz sahibi olabilmesi için; güçlü bir Sanayi Odası, etkin komite çalışmaları ve sektör paydaşları arasındaki iş birliklerinin geliştirilmesi konusunda fikir alışverişinde bulunduk.

Sektörümüzün geleceğine yönelik kıymetli değerlendirmeler ve sonuçlar ortaya çıktı. Başta İstanbul Sanayi Odası 48. Komitemiz olmak üzere, İstanbul Sanayi Odası’na ve tüm elektronik sanayimize katkı sağlayacak çalışmaların artarak devam etmesini diliyoruz.

Toplantımıza değerli katkıları için tüm katılımcılarımıza ve nazik ev sahipliği için Profen ailesine teşekkür ediyoruz.

Elektronik sanayimizin gelişmesi, ülkemizin üretim gücünün artması ve küresel ölçekte daha güçlü bir Türkiye için iş birliğimiz artarak devam edecek.

 

TUYAD, ISAF 2026’DA YERİNİ ALIYOR!

7–10 Ekim 2026
İstanbul Fuar Merkezi (İFM)
Salon 4E – Stand 24

TUYAD olarak ISAF Fuarı’nda sektörümüzle buluşuyoruz!

Kayıt için : http://isaffuari.com

Tüm sektör paydaşlarımızı standımıza bekliyoruz.

#TUYAD #ISAF2026 #İFM #Telekomünikasyon #Elektronik #Güvenlik

 

İNFORMA FUARCILIK’TAN TUYAD’A ZİYARET

Geçtiğimiz günlerde Informa Fuarcılık Genel Müdürü Sayın Tuğber Yaşa ve Fuar Direktörü Sayın Engin Er, TUYAD Başkanı Sayın Hayrettin Özaydın’ı Ataşehir ofisinde ziyaret etti.

Gerçekleştirilen görüşmede, bu yıl başarılı bir şekilde gerçekleştirilen Zuchex Fuarı değerlendirilirken, fuarcılık alanındaki gelişmeler ve sektörün geleceğine yönelik çalışmalar hakkında karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

Önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek çalışmalar ve iş birliklerinin devamına yönelik değerlendirmelerin de yapıldığı verimli ziyaret için Sayın Tuğber Yaşa ve Sayın Engin Er’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.

CEPUZMAN’DAN TUYAD’A SEKTÖREL ZİYARET

Geçtiğimiz günlerde Cepuzman Kurucu Ortağı ve Telekomünikasyon & Dijital Dönüşüm Lideri Sayın Ayşe Bacak Aydın, TUYAD Başkanı Sayın Hayrettin Özaydın’ı Ataşehir ofisinde ziyaret etti.  https://maps.google.com/?q=41.012482,29.189367

Marka ve model bağımsız olarak cep telefonu, laptop, tablet ve akıllı saat bakım & onarımı alanında hizmet sunan, aynı zamanda aksesuar satışı gerçekleştiren Cepuzman Teknik Servisi’nin çalışmaları kapsamında; telekomünikasyon, haberleşme, iletişim teknolojileri ve yeni nesil teknolojik ürünler üzerine karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.

Sektördeki gelişmeler ve geleceğe yönelik iş birliği fırsatlarının değerlendirildiği verimli ziyaret için Sayın Ayşe Bacak Aydın’a teşekkürlerimizi sunuyoruz.

DVB-T2: Televizyon Yayıncılığında Yeni Dijital Dönem

Televizyon yayıncılığı, gelişen teknolojiyle birlikte önemli bir dönüşüm geçiriyor. Uydu, kablo ve internet üzerinden televizyon yayınlarının yanı sıra, karasal televizyon yayıncılığı da dijitalleşiyor. Bu dönüşümün merkezinde ise DVB-T2 teknolojisi bulunuyor.

DVB-T2 Nedir?

DVB-T2, “Digital Video Broadcasting – Second GenerationTerrestrial” ifadesinin kısaltmasıdır. En basit anlatımıyla, televizyon yayınlarının karasal vericiler üzerinden dijital olarak izleyiciye ulaştırılmasını sağlayan yeni nesil yayın teknolojisidir.

Geleneksel analog karasal televizyon yayınlarında her televizyon kanalı için önemli miktarda frekans kapasitesi kullanılırken, DVB-T2 teknolojisinde aynı frekans kapasitesi çok daha verimli kullanılabiliyor.

Böylece tek bir yayın paketi içerisinde birden fazla televizyon kanalının dijital olarak izleyiciye ulaştırılması mümkün hale geliyor. Bu sisteme yayıncılık sektöründe “multipleks” adı veriliyor.

Çanak Anten veya İnternet Gerekir mi?

DVB-T2’nin tüketici açısından en dikkat çekici özelliklerinden biri budur.

DVB-T2 yayınlarını almak için uydu çanağına veya internet bağlantısına ihtiyaç bulunmaz. Yayınlar, karasal vericilerden doğrudan televizyon antenine ulaştırılır.

Kapsama alanı ve bulunduğunuz yerdeki sinyal seviyesine göre;bina içi küçük bir UHF anten, pencere veya balkon tipi anten ya da çatı anteni kullanılarak yayın alınabilir.

Dolayısıyla kullanıcı televizyon izlemek için internet kotası veya internet bağlantısı kullanmaz. Uydu anteni kurulmasının mümkün olmadığı bazı yapılarda da alternatif bir televizyon yayın alma yöntemi oluşturabilir.

DVB-T2’nin Avantajları Nelerdir?

DVB-T2 yalnızca analog yayının dijitale dönüşmesi anlamına gelmiyor. Teknoloji, yayıncılara ve izleyicilere önemli avantajlar sağlıyor.

Daha verimli frekans kullanımı sayesinde aynı frekans kapasitesinde daha fazla televizyon kanalının yayınlanabilmesi mümkün oluyor.

Aynı zamanda yüksek çözünürlüklü HD yayınların daha verimli şekilde iletilmesine imkân sağlıyor. Uygun altyapı ve yayın kapasitesi oluşturulduğunda daha yüksek çözünürlüklü yayın teknolojilerinin kullanılması da mümkün.

Dijital iletim sayesinde analog yayınlarda karşılaşılan karlanma, gölgelenme ve benzeri görüntü problemleri de büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Yeterli sinyal seviyesinin bulunduğu bölgelerde daha net görüntü ve daha istikrarlı ses elde edilebiliyor.

Ayrıca modern dijital verici sistemleri, yayın altyapısının daha verimli kullanılmasına ve uzun vadede enerji ile işletme maliyetlerinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor.

 

Türkiye’de DVB-T2 Kullanılıyor mu?

Türkiye’de karasal sayısal televizyon yayıncılığında kullanılacak sistem olarak DVB-T2 standardı esas alınmış durumda. RTÜK tarafından Türkiye Karasal Sayısal Televizyon DVB-T2 Ulusal Frekans Planı da hazırlanmış bulunuyor.

2026 yılıyla birlikte DVB-T2 konusunda önemli gelişmeler yaşandı. İstanbul’da Çamlıca Kulesi üzerinden gerçekleştirilen dijital karasal televizyon yayınları, sistemin yaygınlaştırılması açısından önemli bir adım oluşturdu.

TUYAD’ın Şubat 2026 tarihli Dijital Yaşam yayınında, Çamlıca Kulesi’nden iki multipleks üzerinden 17 televizyon kanalının DVB-T2 sistemiyle yayınlandığı bilgisi kamuoyuyla paylaşılmıştı.

Aynı değerlendirmede Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Gaziantep, Konya, Malatya ve Trabzon gibi büyükşehirlerde de dijital karasal yayın altyapısının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmaların sürdüğü belirtilmişti.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir konu bulunuyor: DVB-T2 yayınları halen gelişim ve yaygınlaştırma sürecinde olduğu için kanal sayısı, kullanılan frekanslar ve alınabilen yayınlar şehre ve verici bölgesine göre değişiklik gösterebiliyor. Bu nedenle bugün için Türkiye genelinde her noktadan aynı sayıda DVB-T2 kanalının alınabildiğini söylemek doğru olmaz.

Televizyonum DVB-T2 Yayınlarını Alabilir mi?

DVB-T2 yayınlarını izleyebilmek için televizyonun DVB-T2 tuner/alıcı desteğine sahip olması gerekiyor.

Son yıllarda üretilen birçok televizyon modelinde DVB-T2 desteği bulunuyor. Kullanıcılar televizyonlarının teknik özelliklerinden veya kullanım kılavuzundan “DVB-T2” ibaresini kontrol edebilir.

Televizyonunda DVB-T2 özelliği bulunmayan kullanıcıların ise televizyonunu değiştirmesine gerek yok. Harici bir DVB-T2 set üstü kutu/alıcı kullanılarak mevcut televizyon üzerinden de yayınların alınması mümkün.

DVB-T2 destekli bir televizyon ve uygun antene sahip kullanıcılar, kapsama alanında bulunmaları halinde televizyonlarının karasal/dijital kanal arama bölümünden yayın taraması gerçekleştirebilir.

Neden Önemli?

Karasal yayıncılık; uydu, kablo ve internet yayıncılığının alternatifi olmaktan çok, bu teknolojileri tamamlayan önemli bir yayın altyapısıdır.

İnternet bağlantısına ihtiyaç duymadan geniş kitlelere televizyon yayını ulaştırabilmesi, frekansların daha verimli kullanılmasına imkân sağlaması ve güçlü bir ulusal yayın altyapısı oluşturabilmesi nedeniyle DVB-T2’nin önümüzdeki dönemde Türkiye televizyon yayıncılığında daha fazla gündeme gelmesi bekleniyor.

Türkiye’nin sahip olduğu karasal yayın altyapısının yeni nesil dijital teknolojilerle geliştirilmesi hem izleyici hem yayıncı hem de sektör açısından önemli fırsatlar barındırıyor.

TUYAD olarak; DVB-T2 başta olmak üzere yeni nesil yayın teknolojileri konusunda sektörümüzün ve kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini, uygun alıcı ve anten sistemlerinin yaygınlaştırılmasını ve Türkiye’nin dijital yayıncılık altyapısının gelişmesini desteklemeye devam ediyoruz.

DVB-T2; antenle televizyon izlemenin yeni nesli, karasal yayıncılığın ise dijital geleceğidir.

 

TUYAD

Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği

 ≠m

Türkiye’nin Teknolojik Geleceği İçin Yerli Cep Telefonu Üretimi Stratejik Olarak Desteklenmelidir

Akıllı telefonlar artık yalnızca iletişim kurmamızı sağlayan tüketici elektroniği ürünleri değildir. Günümüzde akıllı telefon; haberleşme teknolojilerinin, yarı iletkenlerin, yazılımın, yapay zekânın, siber güvenliğin, görüntüleme teknolojilerinin, mobil uygulamaların ve dijital hizmetlerin kesiştiği en önemli yüksek teknoloji platformlarından biridir. Bu nedenle cep telefonu sektörüne yalnızca ithalat, satış ve tüketim perspektifinden bakmak Türkiye açısından yeterli değildir. Türkiye’nin önündeki asıl soru şudur:

Milyonlarca cep telefonunun tüketildiği büyük bir pazar mı olacağız, yoksa bu pazarın oluşturduğu ekonomik gücü üretime, mühendisliğe, AR-GE’ye, teknolojiye ve ihracata dönüştüren bir ülke mi olacağız?

TUYAD olarak tercihimizin çok açık olması gerektiğine inanıyoruz. Türkiye teknoloji ürünlerini yalnızca kullanan ve ithal eden değil; geliştiren, üreten ve ihraç eden bir ülke olmalıdır.

Yerli telefon üretimi bir sanayi politikası meselesidir. Türkiye’de cep telefonu üretiminin desteklenmesi yalnızca belirli üreticilerin veya markaların korunması olarak değerlendirilmemelidir. Burada asıl korunması ve geliştirilmesi gereken unsur, Türkiye’nin teknolojik üretim kabiliyetidir.

Bir cep telefonunun Türkiye’de üretilmesi; üretim hattının yanı sıra elektronik üretim, PCB dizgi teknolojileri, test ve kalite sistemleri, plastik ve mekanik komponentler, güç elektroniği, şarj ekipmanları, anten teknolojileri, yazılım, cihaz optimizasyonu, lojistik, ambalaj, satış sonrası hizmetler ve mühendislik gibi çok sayıda alanı doğrudan veya dolaylı olarak harekete geçirebilmektedir.

Bugün belirli bir yerlilik oranıyla başlayan üretim, doğru sanayi politikaları uygulanması halinde zaman içinde daha fazla yerli komponent kullanımına, daha fazla mühendislik faaliyetinin Türkiye’de yapılmasına, yeni tedarikçilerin oluşmasına ve nihayetinde Türkiye’de geliştirilen ürünlerin ortaya çıkmasına dönüşebilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için sektörün sürekliliğe ihtiyacı vardır.

Bir ülkede teknoloji ekosistemi birkaç yıl içerisinde kurulamaz. Firmaların fabrika, makine, insan kaynağı, AR-GE ve tedarik zincirine yatırım yapabilmesi için iç pazarda uzun vadeli ve öngörülebilir şartların oluşması gerekir. Bu nedenle Türkiye’de yatırım yapan, üretim tesisi kuran, istihdam sağlayan ve teknoloji geliştiren firmaların yalnızca ithal ürünlerle fiyat rekabetine bırakılması doğru bir sanayi politikası değildir. Devlet mevcut yatırım teşviklerini yerli telefon üretiminin gelişmesi için etkin şekilde kullandırmalıdır Türkiye’nin bugün zaten güçlü bir yatırım teşvik altyapısı bulunmaktadır.

Mevcut yatırım teşvik sistemi kapsamında projenin niteliğine ve programına göre gümrük vergisi muafiyeti, KDV istisnası, vergi indirimi, faiz veya kâr payı desteği, makine desteği ve yatırım yeri tahsisi gibi destekler sağlanabilmekte; bölgesel uygulamalarda sigorta primi işveren hissesi desteği de devreye girebilmektedir. Cep telefonu ve haberleşme elektroniği gibi stratejik teknoloji alanlarında yapılacak yatırımların, ilgili mevzuatın şartlarını sağlamaları halinde bu desteklerden mümkün olan en etkin biçimde yararlandırılması sağlanmalıdır. Buradaki yaklaşım yeni ve ayrıcalıklı bir teşvik sistemi kurmak zorunda değildir. Devletin hâlihazırda sahip olduğu teşvik araçlarının, Türkiye’de teknoloji üretme ve yerlileştirme hedefleri doğrultusunda daha etkin ve koordineli biçimde kullanılması gerekmektedir.

Özellikle yeni üretim hatları, otomasyon sistemleri, test cihazları ve ileri üretim teknolojilerine yapılacak yatırımlarda yatırım teşviklerinin güçlü biçimde devreye alınması, Türkiye’deki üreticilerin uluslararası rakipleriyle rekabet edebilmesi açısından önemlidir.

AR-GE ve mühendislik destekleri üretimin merkezine yerleştirilmelidir

Türkiye’nin hedefi yalnızca Türkiye’de telefon monte etmek olmamalıdır. Asıl hedef; ürün geliştirme, yazılım, elektronik tasarım, cihaz optimizasyonu, haberleşme teknolojileri, yapay zekâ uygulamaları, siber güvenlik ve ürün mühendisliği gibi alanlarda da Türkiye’nin kabiliyetlerini artırmak olmalıdır. Bu nedenle Türkiye’de telefon üretimi gerçekleştiren firmaların AR-GE ve Tasarım Merkezi teşviklerinden, uygun projelerde TÜBİTAK’ın sanayi AR-GE ve yenilik programlarından ve üniversite-sanayi iş birliği mekanizmalarından daha etkin biçimde yararlanmasının önü açılmalıdır.

Türkiye’deki AR-GE teşvik sisteminde AR-GE harcamalarına yönelik indirimler, nitelikli personelin istihdamına ilişkin vergi ve sigorta primi avantajları, damga vergisi ve belirli AR-GE faaliyetlerine ilişkin gümrük istisnaları gibi araçlar bulunmaktadır. TÜBİTAK da sanayi kuruluşlarının araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilik projelerine yönelik çeşitli destek programları yürütmektedir. Bu destekler cep telefonu sektöründe özellikle yazılım, yapay zekâ, haberleşme, cihaz güvenliği, enerji verimliliği, elektronik tasarım ve yeni nesil mobil teknolojilere yönelik projelerde etkin şekilde kullanılmalıdır. Teşvik sistemi yerlilik oranını artırmayı ödüllendirmelidir. Yerli üretime verilen desteğin nihai amacı yalnızca ürünün Türkiye’de son montajının yapılması olmamalıdır. Destek sistemi zaman içerisinde Türkiye’de oluşturulan katma değeri artıracak şekilde kademeli tasarlanmalıdır.

Üretici daha fazla yerli komponent kullandığında, Türkiye’de daha fazla mühendis istihdam ettiğinde, AR-GE faaliyeti gerçekleştirdiğinde, yerli tedarikçi geliştirdiğinde ve Türkiye’den ihracat yaptığında ilave desteklerden yararlanabilmelidir.Böylelikle kamunun verdiği teşvik ile sanayinin gerçekleştirdiği yerlileşme arasında doğrudan bir ilişki kurulmuş olur. Örneğin Türkiye’de elektronik kart üretimi ve dizgisi, mekanik parçalar, güç elektroniği, şarj ekipmanları, test ve kalibrasyon hizmetleri, yazılım geliştirme, ambalaj ve diğer yan sanayi alanlarında yerli tedarikçilerin sisteme dahil edilmesi teşvik edilebilir. Bu yaklaşım zaman içerisinde yalnızca telefon fabrikalarını değil, bu fabrikaların etrafında gelişen yerli teknoloji tedarik zincirini de büyütecektir.

Nitelikli istihdam ayrıca desteklenmelidir.

Teknoloji sanayisinin en önemli girdilerinden biri insan kaynağıdır. Elektronik mühendisleri, haberleşme mühendisleri, yazılım geliştiriciler, yapay zekâ uzmanları, endüstri mühendisleri, test mühendisleri, teknisyenler ve üretim personelinin Türkiye’de bu ekosistem içerisinde yetişmesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle yerli telefon üreticilerinin oluşturduğu nitelikli istihdam için mevcut istihdam teşvikleri etkin şekilde kullanılmalı; üniversiteler, meslek yüksekokulları ve mesleki eğitim kurumlarıyla üreticiler arasında doğrudan programlar kurulmalıdır.

Türkiye’nin genç nüfusu, doğru politikalar uygulandığında bu alandaki en önemli rekabet avantajlarından biri olabilir.

Finansmana erişim kolaylaştırılmalıdır

Teknoloji üretimi yüksek işletme sermayesi ve sürekli yatırım gerektirmektedir. Üreticiler bir taraftan makine ve tesis yatırımı yaparken diğer taraftan komponent, stok, AR-GE ve insan kaynağını finanse etmek zorundadır. Bu nedenle yatırım teşvik sistemi içerisindeki faiz veya kâr payı desteği gibi finansman araçlarının, şartları sağlayan teknoloji yatırımlarında etkin biçimde kullandırılması önemlidir. Mevcut teşvik sisteminde bu tür finansman destekleri de açıkça yer almaktadır. Bunun yanında kamu bankaları, kalkınma finansmanı kuruluşları ve uygun kamu destek mekanizmaları üzerinden teknoloji üreticilerinin uzun vadeli yatırım finansmanına erişiminin güçlendirilmesi değerlendirilmelidir.

Türkiye’de üretilen telefonların ihracatı ayrıca teşvik edilmelidir

Türkiye’nin hedefi yalnızca iç pazarı yerli üretimle beslemek olmamalıdır. Türkiye’nin coğrafi konumu; Avrupa, Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya, Orta Asya ve Afrika pazarlarına erişim açısından önemli bir avantaj sunmaktadır. Doğru bir üretim ölçeği oluşturulduğunda Türkiye, bölgesel bir cep telefonu ve tüketici elektroniği üretim merkezi haline gelebilir.

Bu nedenle Türkiye’de üretilen cihazların ihracatı, uluslararası markalaşması, yurt dışı dağıtım kanallarına erişimi ve küresel pazarlarda tanıtımı da kamu politikalarının bir parçası olmalıdır.İç pazarın sağladığı ölçek, ihracatın başlangıç noktası olarak değerlendirilmelidir.

B segmenti telefon ithalatında yüksek ve etkin gözetim uygulanmalıdır

Yerli üretimin sürdürülebilirliği açısından en kritik konulardan biri de ithalat politikasıdır. Özellikle pazarın geniş bölümüne hitap eden ve fiyat rekabetinin son derece yoğun olduğu B segmenti akıllı telefonlarda, Türkiye’deki üretimin çok düşük ithal fiyatları karşısında korunması gerekmektedir. Bu nedenle B segmentindeki cep telefonu ithalatında yüksek ve etkin bir gözetim mekanizması uygulanması, gözetim kıymetlerinin piyasanın ve sektörün gelişimine göre düzenli biçimde gözden geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Ticaret Bakanlığı da ithalatta gözetim uygulamalarını yerli üretime konu ürünlerde ithalatın seyrinin izlenmesinde kullanılan ticaret politikası araçlarından biri olarak uygulamaktadır. 2026 yılında da çeşitli ürün gruplarında gözetim kıymetleri güncellenmiş veya yeni gözetim uygulamaları oluşturulmuştur.Cep telefonu sektöründe de aynı politika yaklaşımı, ülkemizin uluslararası yükümlülükleri ve tüketici menfaatleri gözetilerek uygulanmalıdır. Buradaki amaç ithalatı yasaklamak değildir.Amaç, Türkiye’de fabrika kuran, yatırım yapan, çalışan istihdam eden, vergi ödeyen, AR-GE faaliyeti gerçekleştiren ve yerli tedarik zinciri oluşturmaya çalışan üreticilerin sürdürülemez fiyat baskısı altında üretimden vazgeçmelerinin önüne geçmektir.

Türkiye’deki üretici ile yalnızca nihai ürünü ithal ederek pazara sunan yapı arasında üretim lehine makul ve öngörülebilir bir politika dengesi kurulmalıdır.

Teşvik ile koruma politikası birlikte yürütülmelidir

Tek başına ithalatı gözetim altında tutmak yeterli değildir. Aynı şekilde yalnızca teşvik vermek de yeterli olmayacaktır. Başarılı bir teknoloji sanayisi politikası, üretimi teşvik eden ve üretimin sürdürülebileceği pazar şartlarını aynı anda oluşturan bütüncül bir yapıya ihtiyaç duyar. Bir tarafta yatırım, AR-GE, finansman, istihdam ve ihracat destekleri bulunmalı; diğer tarafta yerli üretimin aşırı düşük fiyatlı ithalat karşısında korunmasına yönelik ticaret politikası araçları uygulanmalıdır. Bunun karşılığında üreticiden de daha fazla yerlilik, daha yüksek teknoloji yatırımı, daha fazla mühendislik, daha fazla istihdam ve daha fazla ihracat beklenmelidir.

Türkiye iç pazarını teknoloji üretmek için kullanmalıdır

Türkiye büyük ve dinamik bir cep telefonu pazarına sahiptir.Böylesine büyük bir pazar yalnızca dünyanın farklı ülkelerinde üretilen cihazların satıldığı bir pazar olarak görülmemelidir. Bu talep gücü, Türkiye’nin sanayi politikası açısından önemli bir avantajdır. Dünyada teknoloji alanında güçlü olan ülkelerin önemli bir bölümü, iç pazarlarının sağladığı ölçeği kendi üretim kapasitelerini geliştirmek için kullanmıştır. Türkiye de bunu yapmalıdır. Bugün Türkiye’de telefon üreten fabrikaları ve mevcut üretim kabiliyetimizi kaybetmenin maliyeti, gelecekte aynı kapasiteyi yeniden oluşturmanın maliyetinden çok daha yüksek olacaktır. Bu nedenle mevcut üretim tesislerinin korunması, kapasite kullanım oranlarının artırılması, yeni yatırımların teşvik edilmesi ve yerli tedarik zincirinin büyütülmesi stratejik öncelik olarak değerlendirilmelidir.

TUYAD olarak; Türkiye’de cep telefonu ve haberleşme elektroniği üretiminin stratejik sektör olarak ele alınmasını; mevcut yatırım teşviklerinin bu alanda şartları sağlayan yatırımlara etkin biçimde kullandırılmasını; AR-GE, tasarım, yazılım ve mühendislik faaliyetlerinin daha güçlü desteklenmesini; yerlilik oranını artıran firmaların ilave olarak teşvik edilmesini; nitelikli istihdam ve yerli tedarik zincirinin geliştirilmesine özel önem verilmesini; üreticilerin yatırım ve işletme finansmanına erişiminin kolaylaştırılmasını; Türkiye’de üretilen cihazların ihracatının desteklenmesini ve özellikle B segmenti cep telefonu ithalatında yerli üretimi koruyacak yüksek ve etkin gözetim mekanizmalarının uygulanmasını gerekli görüyoruz.

Bu, Türkiye’nin teknolojik üretim kapasitesini koruma ve geliştirme politikasıdır. Bugün üretime verilen destek yarın daha fazla mühendis, daha fazla teknisyen, daha fazla AR-GE, daha fazla yerli tedarikçi, daha fazla ihracat ve daha yüksek katma değer olarak Türkiye ekonomisine geri dönecektir.

Cep telefonu üretimi kendi başına bir nihai hedef değil; Türkiye’nin elektronik, haberleşme, yazılım ve yüksek teknoloji sanayisini büyütmek için önemli bir başlangıç noktasıdır.

Bunun için yerli üretime sahip çıkmalı, yatırım yapanı desteklemeli ve iç pazarımızın gücünü Türkiye’nin teknolojik geleceğine dönüştürmeliyiz.

TUYAD
Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği

YAKIN YÖRÜNGE UYDULARI YENİ BİR STRATEJİK GÜÇ UNSURUNA DÖNÜŞÜYOR

Uydu teknolojilerindeki hızlı gelişim, uzayın kullanım amacını da önemli ölçüde değiştiriyor. Özellikle yakın yörüngede faaliyet gösteren LEO (Low Earth Orbit) uyduları, artık yalnızca haberleşme, internet erişimi, gözlem, konumlama ve navigasyon hizmetleri sağlayan sistemler olarak değerlendirilmemelidir.

Daha düşük maliyetlerle üretilebilen, kısa sürelerde yörüngeye yerleştirilebilen, yüksek hareket ve manevra kabiliyetine sahip yeni nesil küçük uydular; sivil ve ticari uygulamaların yanı sıra istihbarat, keşif, gözetleme, erken uyarı, hedef tespiti, güvenli haberleşme ve savunma alanlarında giderek daha kritik görevler üstlenmektedir.

Ancak yeni dönemde dikkat çeken en önemli gelişmelerden biri, bu sistemlerin yalnızca savunma amaçlı değil, belirli teknolojilerle aktif müdahale ve saldırı kabiliyetine sahip çift kullanımlı platformlara dönüşebilme potansiyelidir.

Yüksek manevra kabiliyetine sahip bir uydunun yörüngedeki başka bir uyduya yaklaşabilmesi, onun hareketlerini takip edebilmesi veya görevini etkileyebilecek elektronik ya da fiziksel müdahalelerde bulunabilmesi, uzaydaki güvenlik anlayışını tamamen değiştirmektedir. Benzer şekilde bu tür platformların gelecekte anti-uydu (ASAT) sistemlerinin bir parçası, elektronik harp unsuru veya farklı görev yüklerini taşıyan stratejik araçlar olarak değerlendirilmesi mümkündür.

Bu gelişmeler, uydu teknolojilerinde yalnızca haberleşme kapasitesinin değil; manevra kabiliyeti, otonom görev yönetimi, hassas konumlandırma, uydu-uydu haberleşmesi, elektronik harp dayanıklılığı, uzay durumsal farkındalığı ve yörünge güvenliğinin de giderek daha fazla önem kazanacağını göstermektedir.

Özellikle yüzlerce veya binlerce küçük uydudan oluşan LEO uydu takımyıldızları, klasik büyük uydu sistemlerine kıyasla daha dağıtık ve esnek bir yapı sunmaktadır. Bir veya birkaç uydunun devre dışı kalması durumunda sistemin tamamının işlevini kaybetmemesi, bu mimarileri hem ekonomik hem de stratejik açıdan önemli hale getirmektedir.

Bu nedenle ülkeler arasındaki uzay rekabeti artık yalnızca “kim daha fazla uydu gönderiyor?” sorusuyla sınırlı değildir. Asıl rekabet; kimin daha hızlı uydu geliştirebildiği, daha fazla uyduyu koordineli biçimde yönetebildiği, yörüngedeki tehditleri erken tespit edebildiği ve kendi uzay altyapısını korurken gerektiğinde karşı sistemlere müdahale kapasitesi geliştirebildiği üzerinden şekillenmektedir.

Uzay; iletişim, yayıncılık ve bilgi teknolojilerinin ötesinde, ekonomik bağımsızlığın, teknolojik üstünlüğün, ulusal güvenliğin ve askeri caydırıcılığın yeni mücadele alanlarından biri haline gelmektedir. Önümüzdeki dönemde uydu ve uzay teknolojilerine sahip olmak kadar, bu teknolojileri yerli ve milli imkânlarla geliştirebilmek ve sürdürülebilir bir uzay ekosistemi oluşturabilmek de ülkeler açısından stratejik önem taşıyacaktır.

TUYAD (Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği) olarak; uydu teknolojileri, elektronik haberleşme, LEO sistemleri, uzay tabanlı haberleşme altyapıları ve yeni nesil teknolojiler konusunda yürütülen çalışmaları yakından takip ediyor; ülkemizin bu alanlarda teknolojik yetkinliğinin, yerli üretim kapasitesinin ve küresel rekabet gücünün artırılmasına yönelik çalışmalara katkı sağlıyor ve ilgili girişimleri destekliyoruz.