Türkiye’de Daralan Üretim ve İhracat
Türkiye ekonomisinde son dönemde uygulanan yüksek faiz politikası, üretim ve ticaret odaklı iş yapma kültürünü zayıflatan temel unsurlardan biri haline gelmiştir. Faiz oranlarının yüksek seyretmesi, sanayiciyi ve yatırımcıyı üretim yapmak yerine, daha risksiz ve kısa vadede getiri sağlayan banka mevduatına yöneltmektedir. Bu durum, reel sektörün yatırım iştahını azaltırken, üretim kapasitesinin genişlemesini de doğrudan sınırlamaktadır.
Öte yandan döviz kurlarının işletme maliyetleriyle uyumsuz seyri ve ihracatçı açısından yeterli kur artışının sağlanamaması, ihracatı cazip olmaktan çıkarmaktadır. Girdi maliyetlerinin önemli bir bölümünün dövize bağlı olduğu bir ekonomide, kur artışının baskılanması ihracatçının rekabet gücünü zayıflatmakta, kâr marjlarını daraltmakta ve dış pazarlara açılma motivasyonunu düşürmektedir. Sonuç olarak, ihracat potansiyeli geniş olan birçok işletme ya kapasite düşürmekte ya da tamamen iç pazara yönelmektedir.
Bu iki temel sorun, iş ekosisteminde zincirleme bir etki yaratmaktadır. Sanayide yaşanan daralma, başta KOBİ’ler olmak üzere tedarik zincirinin tüm halkalarını olumsuz etkilemekte; esnaf, yan sanayi ve hizmet sektörü bu daralmadan doğrudan payını almaktadır. Ekonominin geneline yayılan bu etki, istihdam kaybı ve gelir düşüşü olarak geri dönmektedir. Buna karşın, Türkiye’ye döviz girişi sınırlı sayıda sektör ve az sayıda büyük ihracatçı üzerinden sağlanmaya çalışılmakta; bu durum ekonomik kırılganlığı artırmaktadır.
Sanayicinin en önemli destek unsurlarından biri olan düşük faizli ve uzun vadeli krediye erişim ise eşzamanlı olarak zorlaşmış, hatta birçok işletme için imkânsız hale gelmiştir. Finansmana erişimin kısıtlanması, mevcut işletmelerin ayakta kalmasını güçleştirirken yeni yatırımların da önünü kapatmaktadır. Bu tablo, üretim ekonomisinden uzaklaşılıp finansal kazanç odaklı bir yapıya doğru kayıldığını göstermektedir.
Kısa vadede, üretim ve ihracat odaklı sektörler için hedefli, düşük faizli kredi mekanizmalarının yeniden devreye alınması; KOBİ’lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması büyük önem taşımaktadır. Ayrıca ihracatçıyı koruyacak şekilde kur politikalarında öngörülebilirlik sağlanmalı ve maliyet–kur dengesi gözetilmelidir.
Orta vadede ise ekonomik politikaların merkezine yeniden üretim, sanayi ve katma değerli ihracat yerleştirilmelidir. Faiz–kur–enflasyon dengesini gözeten, sanayiciyi yatırım yapmaya teşvik eden bir yapı oluşturulmadan sürdürülebilir büyüme sağlanması mümkün değildir. Geniş tabanlı ihracatçı yapısı desteklenmeli, döviz kazandırıcı faaliyetler belirli sektörlere sıkışmadan yaygınlaştırılmalıdır.
Sonuç olarak, üretimi ve ihracatı geri plana iten mevcut koşullar devam ettiği sürece, ekonomik büyümenin kalıcı ve sağlıklı olması zor görünmektedir. Sanayiciyi yeniden sistemin merkezine alan politikalar, Türkiye ekonomisinin uzun vadeli direncini güçlendirecek temel adım olacaktır.





