YÖNETİMLERDE YENİLİK, TEMSİLDE GÜÇLENME

Sivil toplum kuruluşları, meslek odaları ve sektör temsilcilikleri; kişisel makamlar için değil, temsil ettikleri kesimlerin sorunlarını çözmek ve işlerini kolaylaştırmak için vardır. Ancak uzun yıllar boyunca aynı koltuklarda kalan bazı yöneticilerin, zamanla yeni projeler üretmekten uzaklaştığı; enerjilerini kurumları geliştirmek yerine mevcut konumlarını korumaya yönelttiği açıkça görülmektedir.

Toplum; esnafı temsil edecek oda başkanlarını, sanayicinin önünü açacak yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarında hak savunuculuğu yapacak temsilcileri seçerken beklentisini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu beklenti; sorun çözen, haksız rekabeti önleyen, mevzuata hâkim, yeniliğe açık ve üretken bir yönetim anlayışıdır. Ne var ki her seçim döneminde aynı vaatlerle delegasyonun sandığa götürülmesi, seçim sonrasında ise uzun süreli bir icraatsizlik sürecinin yaşanması, kurumlara duyulan güveni zedelemektedir.

Mevcut seçim ve yönetim mevzuatı, görevde olan başkan ve yöneticilere belirli koruyucu haklar tanımış olsa da bu durum, değişim ve yenilenmenin önünde bir engel olarak görülmemelidir. Aksine, yönetimlerin kendilerini yenilemeye açık olması; gençlere, yeni fikirlere ve farklı bakış açılarına alan açması, temsil edilen esnafın, sanayicinin ve tüm hak sahiplerinin daha etkin şekilde korunmasını sağlayacaktır.

Unutulmamalıdır ki kurumsal güç, kişilerin sürekliliğinden değil; fikirlerin, projelerin ve adaletli yönetimin sürekliliğinden doğar. Yeni yöneticilere şans verilmesi, sadece bir tercih değil; kurumların canlılığını ve toplumsal faydasını artıracak bir zorunluluktur. Değişimden korkmayan, yeniliği destekleyen ve ortak akla dayalı yönetimler, hem bugünün sorunlarına çözüm üretecek hem de geleceği daha sağlam temeller üzerine inşa edecektir.