Dikey Dizi: Cep Telefonunun Yeni Dizi Formatı

“Dikey dizi”, dünyada daha çok micro-drama, short drama, vertical drama veya Çincedeki adıyla duanju olarak anılan, akıllı telefon ekranı için tasarlanmış yeni nesil kurmaca dizi formatıdır. Temel farkı yalnızca süresinin kısa olması değildir; içerik baştan itibaren 9:16 dikey ekran, hızlı kurgu, bölüm sonu merakı, mikro ödeme ve algoritmik öneri mantığıyla üretilir. Genellikle bir dakikaya yakın bölümlerden oluşur ve her bölüm, izleyiciyi bir sonraki bölüme taşıyacak güçlü bir “kanca” ile biter. WIRED’ın tanımına göre bu yapımlar düşük bütçeli uzun metraj filmlere benzer; ancak dikey çekilir, birer dakikalık parçalara bölünür ve neredeyse her bölüm cliffhanger ile kapanır.

Formatın bugünkü ticari çıkış noktası Çin’dir. Çin’de “duanju” olarak bilinen mikro diziler yaklaşık 2018 civarında Douyin gibi kısa video platformlarında görünür oldu; pandemi döneminde ise başlı başına bir endüstriye dönüştü. Bu yükselişin arkasında üç ihtiyaç vardı: kullanıcıların telefonu dikey tutarak kısa molalarda içerik tüketmesi, uzun dizi/film sürelerine karşı daha parçalı izleme alışkanlığı ve üreticiler için geleneksel TV’ye göre çok daha hızlı, ucuz ve ölçülebilir bir içerik modeli.

Veriler formatın geçici bir sosyal medya modası olmadığını gösteriyor. Çin İnternet Ağı Bilgi Merkezi’nin 55. raporuna göre Aralık 2024 itibarıyla Çin’de 662 milyon mikro-dizi izleyicisi vardı; bu, ülkedeki internet kullanıcılarının %59,7’sine denk geliyor. Aynı raporda Çin’de kısa video kullanıcı sayısı 1,04 milyar, mobil internet kullanıcı sayısı ise 1,105 milyar olarak veriliyor; internet kullanıcılarının %99,7’si internete cep telefonuyla erişiyor. Bu tablo, dikey dizinin neden önce Çin’de ölçeklendiğini açıkça gösteriyor: dev mobil kullanıcı tabanı, kısa video alışkanlığı ve dijital ödeme kültürü aynı anda olgunlaşmış durumda.

Küresel pazarda ise en dikkat çeken uygulamalar ReelShort, DramaBox, GoodShort, DramaWave, NetShort, FlickReels, ShortMax, FlexTV ve bazı pazarlarda Kuku TV gibi platformlar. Sensor Tower’ın 2025 raporuna göre kısa drama uygulamalarının küresel uygulama içi geliri 2024’ün ilk çeyreğindeki 178 milyon dolardan, 2025’in ilk çeyreğinde yaklaşık 700 milyon dolara çıktı; aynı dönemde küresel indirme sayısı 370 milyonu aştı ve kümülatif indirme sayısı yaklaşık 950 milyona ulaştı. 2025’in ilk çeyreğinde ReelShort ve DramaBox gelir tarafında lider konumdaydı; ReelShort yaklaşık 130 milyon dolar, DramaBox ise yaklaşık 120 milyon dolar uygulama içi gelir elde etti.

İş modeli, klasik abonelikli yayıncılıktan farklıdır. Birçok uygulama ilk birkaç bölümü ücretsiz verir; sonra jeton, haftalık abonelik, reklam izleyerek bölüm açma veya tekil ödeme modelleriyle ilerler. ReelShort’un App Store açıklamasında platform kendisini “özel dikey TV mini dizileri” sunan, bir dakikalık kısa film bölümleriyle telefondan izleme kolaylığı sağlayan bir servis olarak tanıtması bu modeli özetler. DramaBox’ın Google Play sayfasında da “bite-sized entertainment”, özel kısa videolar, sık güncellenen kütüphane ve istenilen yerde izleme vurgusu öne çıkar.

Sektör açısından dikey dizinin en önemli yeniliği, üretim döngüsünü hızlandırmasıdır. Reuters’ın sektör görüşmelerine dayandırdığı haberine göre Çin’de mikro drama bütçeleri yaklaşık 28 bin–280 bin dolar aralığında olabiliyor; dikey çekim ve sosyal medya dağıtımı maliyetleri düşürüyor. Geleneksel bir TV dizisi ya da filmde dağıtım ve geri bildirim süreci yıllar alabilirken, mikro drama tarafında geri bildirim çok daha hızlı toplanıyor ve yeni içerik kararları izlenme verilerine göre şekilleniyor.

Son kullanıcı açısından formatın cazibesi nettir: metroda, otobüste, öğle arasında veya yatmadan önce kısa sürede dramatik tatmin sağlar. Ancak bu aynı zamanda risk de yaratır. Bölüm sonu merakı, mikro ödeme ve otomatik oynatma birleştiğinde kullanıcı fark etmeden yüksek harcama yapabilir. Bu yüzden dikey dizi uygulamalarında abonelik koşulları, jeton fiyatları, çocuk kullanıcılar için yaş sınırları ve veri gizliliği daha görünür tartışma başlıkları haline geliyor.

Teknolojik olarak dikey diziler yalnızca “telefona sığdırılmış dizi” değildir. Bu format; mobil CDN dağıtımı, adaptif bitrate streaming, kişiselleştirilmiş öneri algoritmaları, çok dilli altyazı/dublaj, hızlı lokalizasyon, performans analitiği ve A/B testleri ile birlikte çalışır. WIRED’ın aktardığına göre sektör, hangi bölümde izleyicinin koptuğu veya hangi bölümde aboneliğe geçtiği gibi çok ayrıntılı kullanıcı verilerini üretim kararlarına dahil ediyor. Quibi’nin 2020’de denediği “Turnstyle” teknolojisi, aynı sahnenin dikey ve yatay izlenebilmesini hedefliyordu; ancak bugünkü dikey dizi dalgası, bu teknik denemeden çok daha farklı biçimde, sosyal video alışkanlığı ve mikro ödeme ekonomisiyle büyüdü.

Bugün dikey dizi pazarı, Netflix tipi uzun form yayıncılığın yerine geçmekten çok, ona paralel yeni bir tüketim katmanı oluşturuyor. Hollywood’un da bu alanı test etmeye başlaması dikkat çekici: Peacock’un ReelShort’tan mikro dramalar lisanslaması ve Bravo markalı özgün mikro dramalar planlaması, dikey formatın artık yalnızca Asya merkezli niş bir uygulama pazarı olmadığını gösteriyor.

Türkiye açısından bakıldığında dikey dizi henüz erken aşamada; ancak mobil video tüketimi, sosyal medya alışkanlığı ve Türk dizi sektörünün güçlü hikâye üretim kapasitesi nedeniyle ciddi potansiyel taşıyor. Doğru konumlandırma, kaliteli senaryo, şeffaf ödeme modeli ve yerel kültüre uygun tür seçimiyle dikey dizi; yapımcılar için düşük maliyetli test alanı, markalar için hikâye tabanlı reklam kanalı, izleyici için ise kısa sürede yoğun duygusal deneyim sunan yeni bir eğlence biçimi olabilir.

Sonuç: Dikey dizi, “kısa video” ile “profesyonel drama” arasındaki boşluğu dolduran yeni bir medya formatıdır. Çin’de doğmuş, Amerika ve diğer pazarlarda hızla büyümüş, veri odaklı üretim ve mobil ödeme modelleriyle kendi ekonomisini kurmuştur. Önümüzdeki dönemde bu alanın kazananları yalnızca çok içerik üretenler değil; yerel kültürü iyi okuyan, kullanıcı deneyimini şeffaf yöneten ve kısa sürede güçlü hikâye kurabilen platformlar olacaktır.

Türkiye’de yayıncılık, uydu, medya teknolojileri ve dijital platform ekosisteminin gelişimini yakından takip eden TUYAD – Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği; dikey dizi, mobil yayıncılık ve yeni nesil içerik tüketim alışkanlıkları gibi başlıklara sektör perspektifinden önem vermektedir. TUYAD Başkanı Hayrettin ÖZAYDIN, dünyada hızla değişen bu teknolojik ve ticari modelleri izlemekte; güncel gelişmeleri, kullanıcı davranışlarını ve platform ekonomisini sektör adına değerlendirmektedir. TUYAD, medya ve yayıncılık alanındaki dönüşümün Türkiye’de doğru anlaşılması, yerli üreticilerin yeni fırsatlara hazırlanması ve sektörün sürdürülebilir biçimde gelişmesi için çalışmalarını sürdürmektedir.

#tuyad #cdn #dikeydizi #akıllıtelefon #dijital

DVB-T2: Türkiye İçin Gecikmiş Bir Yayıncılık Fırsatı

Televizyon yayıncılığı artık yalnızca uydu, kablo veya internet üzerinden izlenen bir hizmet değil; aynı zamanda spektrum verimliliği, afet iletişimi, yerli cihaz ekosistemi ve ücretsiz erişim politikası açısından stratejik bir altyapı meselesi. Bu dönüşümün merkezinde ise DVB-T2, yani ikinci nesil karasal sayısal televizyon teknolojisi yer alıyor. DVB-T2, analog karasal yayıncılığın veya eski DVB-T standardının yerine daha yüksek kapasite, daha iyi kapsama planlaması ve HD/UHD yayınlara uygun bir teknik zemin sunuyor. DVB Project, DVB standartlarının uydu, kablo, karasal ve geniş bant ağlarda kullanıldığını ve dünyada 1,5 milyardan fazla DVB alıcısı bulunduğunu bildiriyor.

Türkiye’de DVB-T2’nin hukuki ve teknik zemini aslında yeni değil. RTÜK, 2012’de Türkiye’de karasal sayısal televizyon yayıncılığı için MPEG-4 sıkıştırma formatını ve yayın standardı olarak DVB-T2’yi kabul ettiğini duyurdu. Aynı metinde, alıcı cihazların, set üstü kutuların ve test/onay süreçlerinin standartlaştırılması gerektiği de vurgulandı. RTÜK’ün Türkiye Karasal Sayısal Televizyon Ulusal Frekans Planı’nda referans alınan teknik parametreler ise sektör açısından oldukça kritik: 32k iletim modu, 19/256 güvenlik aralığı, 2/3 kodlama oranı, 64-QAM modülasyon, PP4 pilot paterni ve yaklaşık 27 Mbit/s kanal kapasitesi.

Buna rağmen Türkiye’de tablo hâlâ “tamamlanmış bir kitlesel DVB-T2 geçişinden çok, planı ve standardı hazır; yaygın tüketici uygulaması sınırlı kalan bir pazar görünümündedir. TRT’nin kurumsal profilinde yayın platformları arasında karasal analog ve sayısal TV, uydu, kablo, internet/IP TV ve dijital TV yer almakta; teknik standartlar arasında DVB-S, DVB-S2, DVB-T2, DVB-C ve DAB+ sayılmaktadır. TRT aynı profilde kapsama alanını “Türkiye’nin %99’u” olarak belirtmektedir. Ancak DVB-T2’nin ülke çapında, özel yayıncıları da kapsayan güçlü bir ücretsiz karasal platform olarak tüketiciye sunulduğunu gösteren güncel ve kapsamlı bir resmi geçiş duyurusu bulunmamaktadır.

Bu noktada Türkiye’deki yayıncılık pazarı DVB-T2’den çok uydu, kablo, IPTV ve OTT ekseninde büyümektedir. Türksat’ın BTK 2025 üçüncü çeyrek verilerine dayandırdığı açıklamaya göre toplam kablo TV abone sayısı 1 milyon 535 bin 742, Kablo TV markasıyla sunulan sayısal yayın abone sayısı ise 1 milyon 238 bin 189 seviyesindedir; aynı açıklamada TTNet’in yaklaşık 1,1 milyon, Superonline’ın ise yaklaşık 1,4 milyon IPTV abonesi olduğu belirtilmektedir. BTK verilerinden derlenen 2025 sonu fiber göstergeleri de platform rekabetinin yönünü gösteriyor: Türkiye’de toplam fiber abone sayısı 9 milyon 845 bin 226’ya, fiber optik kablo uzunluğu ise 680 bin 524 km’ye ulaşmıştır. TÜİK’in 2025 Hane halkı Bilişim Teknolojileri Araştırması’na göre 16-74 yaş grubunda internet kullanım oranının %90,9’a çıkması, izleme davranışının karasal yayından IP tabanlı platformlara kaydığını da desteklemektedir.

Dünyada ise DVB-T2 hâlâ güncel ve stratejik bir teknoloji olarak konumlanıyor. DVD’nin resmi uygulama kılavuzları DVB-T2’yi DVB-T’ye göre önemli faydalar sunan ikinci nesil karasal yayın standardı olarak tanımlar. Avrupa’da birçok ülke DVB-T2’yi HD ve UHD dönüşümünün omurgası olarak kullanıyor. İspanya hükümeti 25 Mart 2025’te yeni Ulusal Teknik Dijital Karasal Televizyon Planı’nı onaylayarak DVB-T2 ile UHD yayınların yaygınlaştırılması için iki aşamalı bir geçiş süreci başlattı. Finlandiya’da ise 2025’te karasal ve kablo TV’de SD yayınlardan HD yayınlara geçiş tamamlandı; tüketicilere DVB-T2 uyumlu TV veya set üstü kutu gerektiği açıkça bildirildi. Almanya’da DVB-T2 HD modeli, kamu yayınlarını ücretsiz; özel HD kanalları ise free net TV aboneliğiyle sunan karma bir yapı üzerine kuruludur.

DVB-T2’nin geleceği tek başına anten yayıncılığında değil, hibrit platform teknolojileriyle birleşmesinde yatıyor. DVB-I, canlı, lineer ve isteğe bağlı TV hizmetlerinin internet çağında standart temelli keşfini sağlar; karasal, uydu, kablo ve fiber/5G gibi geniş bant ağlar üzerinden ortak hizmet listesi ve kullanıcı deneyimi sunmayı hedefler. HbbTV 2.0.5 ise DRM, WebAssembly ve DVB-I entegrasyonu gibi yeniliklerle akıllı TV’lerde yayın ve internet deneyimini daha etkileşimli hâle getirmektedir. Mobil tarafta 5G Broadcast / 3GPP multicast-broadcast servisleri, aynı canlı içeriğin çok sayıda kullanıcıya tekil unicast yükü bindirmeden ulaştırılmasını hedefliyor; 3GPP, Release 17 ile 5G sisteminde multicast ve broadcast servisleri için mimari geliştirmelerin tanımlandığını açıklıyor.

Son kullanıcı açısından DVB-T2’nin en büyük vaadi, internet kotasına veya abonelik ücretine bağlı kalmadan ücretsiz, yüksek kaliteli ve afet anlarında dayanıklı yayın alımı sağlamasıdır. Sektör açısından ise aynı frekans kaynağıyla daha fazla kanal, HD/UHD yayın, bölgesel yayıncılık, acil uyarı sistemleri ve hibrit reklam/ölçüm modelleri mümkün hâle gelir. Türkiye için temel soru artık “DVB-T2 gerekli mi?” değil; DVB-T2’nin uydu, kablo, IPTV, OTT, HbbTV, DVB-I ve 5G Broadcast ile nasıl konumlandırılacağıdır. Doğru politika, şeffaf geçiş takvimi, alıcı cihaz standardı ve tüketici bilgilendirmesiyle DVB-T2 Türkiye’de yalnızca eski karasal yayıncılığın dijitalleşmesi değil, yayıncılıkta ücretsiz erişim ile yeni nesil platform ekonomisinin kesişim noktası olabilir.

TUYAD – Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği- Türkiye’de yayıncılık, uydu, elektronik haberleşme ve yeni nesil platform teknolojileri alanındaki gelişmeleri yakından takip eden önemli sektör kuruluşlarından biridir. TUYAD Başkanı Hayrettin ÖZAYDIN; DVB-T2, uydu yayıncılığı, IP tabanlı yayın platformları, hibrit TV çözümleri ve dijital dönüşüm süreçlerindeki güncellemeleri izlemekte; sektör paydaşları arasında bilgi paylaşımını güçlendirmek, teknolojik farkındalığı artırmak ve Türkiye yayıncılık ekosisteminin gelişimine katkı sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürmektedir. Bu yönüyle TUYAD, hem sektör profesyonelleri hem de son kullanıcılar açısından teknolojik dönüşümün doğru anlaşılması ve sağlıklı şekilde uygulanması için önemli bir köprü görevi görmektedir.

#tuyad #dvb-t2 #ott #5g #broadcast

Akıllı Ev ve Otomasyon Sistemleri: Konforun Yeni Standardı mı, Yeni Bir Güvenlik Alanı mı?

Akıllı ev ve otomasyon sistemleri artık yalnızca lüks konutların vitrini değil; enerji yönetimi, güvenlik, yaşlı bakımı, uzaktan kontrol ve günlük yaşam konforu için giderek standartlaşan bir teknoloji katmanı haline geliyor. Nesnelerin İnterneti (IoT), yapay zekâ, bulut bilişim, Wi-Fi, Bluetooth Low Energy, Zigbee, Z-Wave, Thread, KNX ve son yıllarda öne çıkan Matter standardı, ev içindeki cihazları tek bir dijital ekosisteme bağlayan temel teknolojiler arasında yer alıyor. Google Home, Amazon Alexa, Apple Home, Samsung SmartThings, Home Assistant gibi platformlar ise bu ekosistemin son kullanıcıya görünen yüzünü oluşturuyor.

Akıllı ev fikrinin kökeni 1960’lara kadar uzansa da, bugünkü anlamıyla ev otomasyonu 1975’te geliştirilen X10 protokolüyle yaygınlaşmaya başladı. X10, evin elektrik hattı üzerinden cihazların uzaktan kontrol edilmesini sağlıyordu. 2000’lerden sonra kablosuz ağların ucuzlaması, akıllı telefonların yaygınlaşması ve bulut servislerinin büyümesiyle sektör hızlandı. Bugün gelinen noktada akıllı ev; yalnızca lambayı telefondan açmak değil, evin enerji tüketimini izleyen, güvenlik kamerasını analiz eden, termostatı alışkanlıklara göre ayarlayan ve farklı markaların cihazlarını birlikte çalıştıran bir dijital yaşam altyapısıdır. Matter standardının amacı da tam olarak bu parçalı yapıyı azaltmak ve farklı markaların tek protokol üzerinden birlikte çalışmasını sağlamaktır.

Kullanım yaygınlığı artık dikkat çekici boyutta. Eurostat verilerine göre 2024’te Avrupa Birliği’nde 16-74 yaş arası bireylerin %70,9’u internet bağlantılı cihaz, yani IoT cihazı kullandı. En yüksek oranlar Hollanda’da %94,8, İrlanda’da %90,6 ve Danimarka’da %87,0 olarak ölçüldü. Aynı veri setinde internet bağlantılı TV’ler %57,9 ile en yaygın IoT cihazı olurken; akıllı giyilebilir cihazlar %29,9, sanal asistanlı akıllı hoparlörler %16,0, ev enerji yönetim sistemleri %14,2, akıllı ev aletleri %12,8 ve akıllı güvenlik cihazları %11,8 seviyesinde yer aldı. Türkiye açısından bakıldığında TÜİK’in 2024 Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması, akıllı ev özelinde doğrudan bir oran vermese de güçlü bir altyapı göstergesi sunuyor: Türkiye’de hanelerin %96,4’ü, İstanbul’da ise %99,2’si evden internete erişim imkânına sahip.

Bu sistemlerin popülerleşmesinin temel nedeni “teknoloji merakı” değil, gerçek ihtiyaçlara cevap vermesidir. İlk ihtiyaç güvenliktir: akıllı kamera, kapı zili, hareket sensörü, duman/gaz/su kaçağı sensörü ve akıllı kilitler kullanıcıya evde değilken de kontrol hissi verir. İkinci ihtiyaç enerji verimliliğidir: akıllı termostatlar, prizler ve aydınlatma sistemleri boş odalarda tüketimi azaltabilir. ENERGY STAR’a göre sertifikalı akıllı termostatlar ortalama olarak ısıtma-soğutma faturalarında yaklaşık %8 tasarruf veya yılda yaklaşık 50 dolar avantaj sağlayabilir. Üçüncü ihtiyaç ise konfor ve erişilebilirliktir: yaşlılar, engelliler, çocuklu aileler veya sık seyahat eden kullanıcılar için ışık, perde, klima, kapı ve güvenlik sistemlerinin tek merkezden kontrol edilmesi günlük yaşamı ciddi biçimde kolaylaştırır.

Sektörün yeni aşaması yapay zekâ destekli otomasyondur. Eski sistemler “saat 19.00’da ışığı aç” gibi sabit kurallarla çalışırken, yeni sistemler kullanıcının evde olup olmadığını, sıcaklık tercihlerini, hareket rutinlerini, kamera olaylarını ve sesli komut geçmişini analiz ederek daha bağlamsal kararlar verebiliyor. Google, Nest cihazlarında hareket, ortam ışığı, sıcaklık, nem ve evde olup olmama gibi sensör verilerinin cihazları daha faydalı hale getirmek, performans ve güvenilirliği iyileştirmek için kullanılabildiğini açıkça belirtiyor. Amazon da Alexa’yı “Amazon’un bulut tabanlı ses servisi” olarak tanımlıyor; bu, birçok sesli asistan senaryosunda işlemenin yalnızca cihazda değil, bulutta da gerçekleştiği anlamına geliyor.

Bu noktada kritik soru şudur: Ev içi veriler nerede saklanıyor ve günlük alışkanlıklar kayıt altına alınıyor mu? Cevap, kullanılan markaya ve ayarlara göre değişir. Bazı işlemler cihaz üzerinde yerel olarak yapılabilir; örneğin Matter destekli cihazlarda yerel ağ üzerinden daha düşük gecikmeli kontrol mümkündür. Ancak sesli asistanlar, kamera kayıtları, bulut yedekleri, mobil uygulama geçmişi, otomasyon senaryoları ve abonelikli güvenlik servisleri çoğu zaman üreticinin veri merkezlerinde saklanır. Google, Assistant etkileşim verilerinin Google sunucularında, yani veri merkezlerinde tutulduğunu; bazı Nest cihazlarında ise bazı verilerin yerel olarak işlenebildiğini belirtir. Kullanıcılar geçmiş etkileşimleri görüntüleyebilir ve silebilir. Bu nedenle akıllı ev sistemleri, kullanıcının uyku-uyanma saatleri, evde bulunma düzeni, hangi odaların kullanıldığı, enerji tüketimi, kapı giriş-çıkış saatleri ve sesli komut alışkanlıkları gibi hassas davranışsal veriler üretebilir.

Fayda kadar risk de büyüktür. En temel güvenlik açıkları zayıf veya varsayılan şifreler, güncellenmeyen cihaz yazılımları, ucuz donanımlarda yetersiz şifreleme, güvensiz mobil uygulamalar, üçüncü taraf entegrasyonlar ve aynı ev ağına bağlı cihazlar arasında yatay hareket riskidir. ABD Federal Ticaret Komisyonu’nun 2024 tarihli çalışmasına göre incelenen 184 akıllı ürünün yaklaşık %89’u, yazılım güncellemelerinin ne kadar süre sağlanacağını web sitelerinde açıkça belirtmedi. Bu, kullanıcı açısından ciddi bir belirsizliktir; çünkü güncelleme almayan bir kamera, kilit veya priz zamanla güvenlik riski haline gelebilir. NIST’in NIST IR 8425 dokümanı da tüketici IoT ürünlerinde temel siber güvenlik kabiliyetlerinin ürünün tamamına uygulanması gerektiğini vurgular.

Regülasyonlar da bu riskleri takip etmeye başladı. Birleşik Krallık’ta Product Security and Telecommunications Infrastructure rejimi 29 Nisan 2024’te yürürlüğe girdi ve tüketiciye yönelik bağlantılı ürünlerde üretici, ithalatçı ve dağıtıcıların asgari güvenlik yükümlülüklerine uymasını zorunlu hale getirdi. Avrupa Birliği’nin Cyber Resilience Act düzenlemesi ise dijital unsurlu donanım ve yazılım ürünlerinde güvenli tasarım, güncelleme ve açık yönetimini zorunlu hale getiriyor; ana yükümlülüklerin 11 Aralık 2027’den itibaren uygulanması planlanıyor. Bu gelişmeler, akıllı ev sektörünün artık yalnızca elektronik veya dekorasyon pazarı değil, aynı zamanda siber güvenlik ve veri yönetişimi pazarı olduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak akıllı ev sistemleri doğru kurulduğunda hayatı kolaylaştıran, enerji tüketimini optimize eden, güvenliği artıran ve kullanıcıya gerçek zamanlı kontrol sağlayan güçlü teknolojilerdir. Ancak “akıllı” kelimesi tek başına “güvenli” anlamına gelmez. Son kullanıcı için en doğru yaklaşım; güncelleme desteği açıklanan markaları seçmek, varsayılan şifreleri değiştirmek, iki aşamalı kimlik doğrulama kullanmak, kamera ve mikrofon izinlerini düzenli kontrol etmek, IoT cihazlarını mümkünse ayrı bir misafir ağına almak ve gereksiz bulut kayıtlarını kapatmaktır. Sektör açısından ise başarı, yalnızca daha fazla cihaz satmakla değil; şeffaf veri politikası, uzun süreli yazılım desteği, açık standart uyumu ve güvenli kurulum kültürüyle gelecektir. Akıllı evlerin gerçek değeri, teknolojinin görünmezleştiği ama güvenliğin görünür kaldığı noktada ortaya çıkacaktır.

Türkiye’de bu alandaki sektörel gelişmelerin takibi açısından TUYAD — Telekomünikasyon Uydu ve Elektronik Sanayicileri İş İnsanları Derneği — önemli bir mesleki yapı olarak öne çıkmaktadır. TUYAD, uydu haberleşmesi, yayıncılık, elektronik haberleşme sistemleri ve bilgi teknolojileri alanlarında faaliyet gösteren firmaları aynı çatı altında buluşturan bir sivil toplum kuruluşu olarak sektör paydaşları arasında iş birliğini artırmayı, teknolojik gelişimi desteklemeyi ve sürdürülebilir bir pazar yapısına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Derneğin Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Özaydın’ın öncülüğünde; akıllı ev teknolojileri, elektronik haberleşme, dijital yaşam, güvenlik sistemleri ve otomasyon alanındaki yenilikler yakından takip edilmekte, sektördeki güncel ihtiyaçlar, standartlar ve dönüşüm başlıkları izlenerek sektörün gelişimi için çalışmalar sürdürülmektedir. #tuyad #otomasyon #IoT #dijital #akıllıev

 

TUYAD, GENİŞLETİLMİŞ YÖNETİM KURULU TOPLANTISI GERÇEKLEŞTİRDİ
TUYAD tarafından düzenlenen “Genişletilmiş Yönetim Kurulu Toplantısı” 21 Mayıs 2026 Perşembe günü İstanbul Marriott Hotel Asia’da TUYAD üyeleri ve sektör temsilcilerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirildi.

Toplantıya, TUYAD Başkanı Hayrettin Özaydın, yönetim kurulu üyeleri ve sektörün önde gelen firma temsilcileri katıldı. Toplantıda özellikle TRT bandrol uygulamaları, sektörel düzenlemeler ve mevcut mevzuat çalışmaları kapsamlı şekilde ele alınırken, sektör temsilcilerinin görüş ve önerileri değerlendirildi.

Program kapsamında Mert Özaydın (Hedef Koç Danışmanlık) tarafından, “TRT Bandrolünde Denge” sunumu gerçekleştirildi. Sunumda mevcut uygulamalar, sektöre etkileri ve geleceğe yönelik çözüm önerileri katılımcılarla paylaşıldı.

Toplantıda ayrıca, dernek faaliyetlerinin güçlendirilmesi ve Free IPTV çalışmalarına verilen desteğin sürdürülmesi yönünde ortak görüş birliğine varıldı.

TUYAD çalışmalarına katkılarından dolayı Sn. Fatih Coşkun, Sn. Burhan Kandemir ve Sn. Erkan Gavgözler’e dernek başkanı Sn. Hayrettin Özaydın tarafından plaket takdim edildi.

Toplantıya; Sn.Erkan Gavgözler (NETA), Sn.Serdar Selçuk (TÜRKSAT), Sn.Gürkan Sencar (PROFEN), Sn.Adem Atmaca (SUNNY), Sn.Uğur Ünsal (SKYTECH), Sn.Fatih Coşkun (D-SMART), Sn.Uğur Kesen (KÜPSAT), Sn.Temel Uzunay (REİS), Sn.Burhan Kandemir (KULE A.Ş.), Sn.Deniz Güllü (ROSE- FORA), Sn.Kaan Sezer (RİOSAT), Sn.Mert Özaydın (HEDEF KOÇ), Sn.Zekiye Türkay (SAMSUNG), Sn.Yılmaz Korkmaz (REDLINE), Sn.Cihan Ata (REDLINE), Sn.Hasan Uzun (BİLKOM), Sn.Gökhan İnan (NETA) ve Sn.Özge Gürses (TUYAD) katılım sağladı.

TUYAD yetkilileri, toplantıya katkı sunan tüm sektör temsilcilerine teşekkür ederek, sektörün ortak akıl ve iş birliği ile daha güçlü bir yapıya ulaşacağına inandıklarını ifade etti.












ASELSAN ve Türk Telekom’dan Yerli Akıllı Telefon Hamlesi

Türkiye’nin savunma ve teknoloji alanındaki öncü kuruluşlarından ASELSAN, 1997 yılında ürettiği “1919” modelinin ardından yeniden cep telefonu sektörüne dönüş yapmaya hazırlanıyor. Türk Telekom ile gerçekleştirilen stratejik iş birliği kapsamında, donanım ve yazılım altyapısı büyük ölçüde yerli imkanlarla geliştirilecek yeni nesil bir akıllı telefon projesi hayata geçiriliyor. Projenin ilk ürünlerinin 2027 yılında kullanıcılarla buluşması hedefleniyor.

Geliştirilecek cihazın en önemli özellikleri arasında ileri düzey siber güvenlik altyapısı, yerli işlemci teknolojisi ve uzun ömürlü yerli batarya çözümleri yer alıyor. ASELSAN’ın savunma sanayisindeki bilgi birikimi ve kriptoloji tecrübesi sayesinde cihazın yüksek güvenlik standartlarına sahip olması planlanıyor.

Projede Türk Telekom’un yanı sıra Argela ve Netsia’nın teknolojik altyapı ve patent desteği de kullanılacak. Aynı zamanda çalışma, yalnızca bir akıllı telefon üretimiyle sınırlı kalmayıp Türkiye’nin haberleşme teknolojilerinde yerli donanım ve yazılım ekosisteminin güçlendirilmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.

Bu önemli girişim, ASELSAN’ın Türkiye’nin ilk yerli cep telefonu olarak hafızalara kazınan “1919” modelini yeniden gündeme taşırken, yerli teknoloji vizyonunun güçlü bir devamı olarak değerlendiriliyor.

TUYAD bünyesinde faaliyet gösteren firmalarımızın, bu projeye katma değer sağlayacak birçok yenilikçi teknoloji ve çözüm sunma potansiyeli bulunmaktadır. Sektör temsilcilerimiz, ülkemiz adına büyük önem taşıyan bu projeye katkı sağlamayı heyecan ve memnuniyetle beklemektedir.

Yerli Üretim ve TRT Bandrol Sistemi Üzerine Sektörel Çalıştay

1984 yılında yürürlüğe giren TRT Gelirleri Kanunu’na göre TRT bandrol ücretinin asli yükümlüsü nihai tüketicidir. Kanunda açıkça belirtildiği üzere bu ücret, ithalatçı ve üretici firmalar tarafından devlet adına peşin olarak ödenmekte; ancak ürün maliyetlerine eklenerek nihai olarak tüketiciden tahsil edilmektedir. Dolayısıyla TRT bandrol ücretini fiilen ödeyen taraf son tüketicidir.

Günümüzde televizyonlarda TRT bandrol oranı %16, yurt içinde satılan uydu alıcıları, OTT cihazları, set üstü medya kutuları ve TV Box ürünlerinde ise %12 olarak uygulanmaktadır.

İthal edilen ürünlerde TRT bandrol bedeli, ürünün ithalat maliyet bedeli üzerinden hesaplanmakta ve gümrükte beyan edilerek tahsil edilmektedir. İthalatçı firmalar ödemelerini ürünün maliyet fiyatı üzerinden gerçekleştirmektedir.

Ancak aynı ürünleri Türkiye’de üreten yerli imalatçılar için farklı bir uygulama söz konusu olmaktadır. Yerli üreticilerin maliyet bedeli üzerinden ödeme talebi, TRT Muhasebe ve Finansman Dairesi Başkanlığı Bandrol Gelirleri Müdürlüğü tarafından uygun görülmemekte; ödemelerin perakende satış fiyatı üzerinden yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Zaman zaman bu uygulamanın kapsamının genişletilmesi ve bandrol gelirlerinin artırılması yönünde değerlendirmeler de gündeme gelmektedir.

Bu durum sektörde ciddi bir eşitsizlik oluşturmaktadır. Aynı ürünü ithal eden firmalar maliyet bedeli üzerinden TRT bandrol ücreti öderken, aynı ürünü Türkiye’de üreten sanayicinin perakende satış fiyatı üzerinden ödeme yapmak zorunda bırakılması açık şekilde haksız rekabete yol açmaktadır.

Öte yandan mevcut sistemde hem ithalatçı hem de imalatçı firmalar, ürünler henüz satışa sunulmadan aylar önce TRT bandrol ücretini peşin olarak ödemek zorunda kalmaktadır. Raflarda ne kadar süre kalacağı belli olmayan ürünler için vergiler önceden tahsil edilmekte, ayrıca TRT bandrol bedeli üzerinden ÖTV ve KDV uygulanmaktadır. Böylece verginin de vergisi alınmış olmaktadır.

Tüm bu vergilendirme süreci içerisinde ithalatçı firmalara maliyet bedeli üzerinden işlem yapılırken, aynı hakkın yerli üreticiye tanınmaması sektörde ciddi bir adaletsizlik ve haksız rekabet ortamı oluşturmaktadır. Aslında nihai tüketicinin yükümlülüğünde olan TRT bandrol bedelinin, üretici ve ithalatçı firmalar tarafından peşin finanse edilmek zorunda bırakılması sektör üzerinde ağır bir mali yük meydana getirmektedir.

Sonuç olarak üretici ve ithalatçılar, tüketiciden tahsil edilmesi gereken bir bedeli finansman maliyetiyle birlikte önceden karşılamakta, satış gerçekleştikten sonra bu bedeli geri kazanmaya çalışmaktadır. Bu durum özellikle yerli üreticiler açısından üretim maliyetlerini artırmakta, nakit akışını zorlamakta ve yerli sanayinin rekabet gücünü zayıflatmaktadır.

Sektörümüz açısından; TRT bandrol uygulamasında ithalatçı ve imalatçılar arasında eşitliğin sağlanması, hesaplamaların maliyet bedeli üzerinden yapılması ve sistemin nihai yükümlü gerçekten son tüketici olacak şekilde yeniden düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu kapsamda, 21 Mayıs tarihinde İstanbul’da sektör firmalarının katılımıyla geniş kapsamlı bir çalıştay düzenlenecektir. Çalıştay sonucunda hazırlanacak sektör raporu ve ortak talepler ilgili kurum ve kuruluşlara iletilecektir.

NOT: Çalıştayda yalnızca TRT bandrol sistemi ve uygulamalarına ilişkin sektör sorunları ile çözüm önerileri ele alınacaktır.

Sektörümüz adına büyük önem taşıyan bu çalışmaya katılımınızı ve desteklerinizi rica eder, saygılarımı sunarım
#tcl #vestel # beko #LG #philips #sony #xiomi #samsung #grundig

Hayrettin Özaydın
TUYAD Başkanı

TUYAD Derneği olarak, Partnerimiz İktisatçı ve Avrupa Birliği Uzmanı Sayın Alattin ERİK bugün Başkan Hayrettin Beyi ziyaret etti. Sektör üzerine sohbet edildi, yeni çalışmalar hususunda fikir alışverişinde bulunuldu. TUYAD Derneği üyeleri ile çalışmalar üzerine karar alındı. Frması “GÜLSE Yeminli Tercüme | Danışmanlık Bürosu”nun hizmetlerini sektör paydaşlarımızın bilgisine sunmaktan memnuniyet duyarız.

GÜLSE Yeminli Tercüme | Danışmanlık Bürosu; alanında uzman ve deneyimli kadrosuyla İngilizce, Almanca, Fransızca, İtalyanca, Arapça, İspanyolca, Rusça, Hollandaca, Lehçe, Romence, Bulgarca, Gürcüce, Azerice, Ukraynaca, Farsça, Urduca ve birçok farklı dilde; resmî, ticari, hukuki, kurumsal ve bireysel tercüme hizmetleri sunmaktadır.

Anlaşmalı noterleri ile birlikte hızlı, güvenilir ve uygun maliyetli çözümler sağlayan firma; Ankara ve İstanbul başta olmak üzere Bakanlıklar, Resmî Kurumlar, Belediyeler, Üniversiteler, Göç ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Adliyeler, Holdingler, özel şirketler ve bireysel müşterilere yazılı ve ardıl tercüme alanlarında profesyonel destek vermektedir.

Bilgilerinize saygıyla sunarız.


19 MAYIS ATATÜRK’Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe emanet ettiği Cumhuriyetimizin ışığında, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı gurur ve coşkuyla kutluyoruz.

TUYAD Kadınlar Komisyonu İkinci Toplantısını Kule A.Ş. Ev Sahipliğinde Gerçekleştirdi
TUYAD  Kadınlar Komisyon Toplantısı, sektörel dayanışmayı güçlendirmek ve çalışan kadınların sorunlarına çözüm üretmek amacıyla düzenlediği toplantıların ikincisini 15 Mayıs tarihinde gerçekleştirdi. TUYAD kurumsal üyelerinden Kule A.Ş.’nin ev sahipliğinde düzenlenen organizasyon, iş dünyasından çok sayıda kadını bir araya getirdi.
​TUYAD Başkanı Hayrettin Özaydın’ın öncülüğünde ve Kadın Kolları Başkanı Eylem Kehribar’ın yönetiminde düzenlenen toplantıya, TUYAD Başkan Vekili Mücahit Şahin katılım sağlayarak destek verdi.
​Çalışan Kadınların Gündemi: Esnek Çalışma ve Mentorluk
​Sektörün farklı kollarından gelen kadın profesyonellerin yoğun katılım gösterdiği toplantıda, çalışma hayatında karşılaşılan temel sorunlar ve çözüm önerileri masaya yatırıldı. “Sohbet” formatında ilerleyen oturumlarda öne çıkan ana başlıklar şunlar oldu:
​Esnek Çalışma Modelleri: Haftada en az bir gün evden çalışma veya hibrit modelin yaygınlaştırılması.
​İş Başarıları: Kadınların teknik ve yönetimsel alanlardaki başarı hikayeleri.
​Dayanışma ve Mentorluk: Sektöre yeni giren kadın çalışanlara yönelik destek mekanizmaları.
​Mobbing ile Mücadele: İş yerinde psikolojik tacize karşı farkındalık ve yasal haklar.
​Toplantıda, Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Av. Aysel Ölçen Aydıner, gerçekleştirdiği aydınlatıcı sunumuyla katılımcılara hukuki ve profesyonel perspektifler sundu. Büyük ilgi gören toplantının sonunda, serinin üçüncüsünün Eylül ayında yapılması kararlaştırıldı.
​Etkinliğe sektörün öncü firmalarından temsilciler katıldı. Katılımcı listesinde; Mücahit Şahin, Zarife Mine Atik (Skytech), Fidan Şen ve Merve Alkan (Kule), Sedanur Varlı (D-Smart), Nuray Yavuz (Reis), Güler Şahin Erdem ve Müge Bildiren (Sunny), Eylem Kehribar (Eylemedia), Aysel Ölçen Aydıner (AOA Hukuk), Feyza Furtuna ve Neslihan Yıldırım (Saygın Patent), Gamze Alagas (Aktifdan), Aylin Özaydın (Hedefkoç), Ezgi Demir (Expotime), Gamze Şeker, Tuğçenur Ay, Büşra Acar (Mediapress), Miglena Doğan (Orange), Sara Erdoğdu ve Özge Gürses yer aldı.
​Programın sonunda, nazik ev sahipliklerinden dolayı Kule A.Ş. temsilcileri Fidan Şen ve Merve Alkan’a teşekkür plaketi takdim edildi. TUYAD yönetimi, organizasyona emeği geçen tüm Kule A.Ş. ekibine şükranlarını sundu.
#tuyad #kadınkomisyonu @ailevesosyalhizmetlerbakanlığı #çalışankadınlar

 

 

Yerli Üretim ve TRT Bandrol Sistemi Üzerine Sektörel Çalıştay

1984 yılında yürürlüğe giren TRT Gelirleri Kanunu’na göre TRT bandrol ücretinin asli yükümlüsü nihai tüketicidir. Kanunda açıkça belirtildiği üzere bu ücret, ithalatçı ve üretici firmalar tarafından devlet adına peşin olarak ödenmekte; ancak ürün maliyetlerine eklenerek nihai olarak tüketiciden tahsil edilmektedir. Dolayısıyla TRT bandrol ücretini fiilen ödeyen taraf son tüketicidir.

Günümüzde televizyonlarda TRT bandrol oranı %16, yurt içinde satılan uydu alıcıları, OTT cihazları, set üstü medya kutuları ve TV Box ürünlerinde ise %12 olarak uygulanmaktadır.

İthal edilen ürünlerde TRT bandrol bedeli, ürünün ithalat maliyet bedeli üzerinden hesaplanmakta ve gümrükte beyan edilerek tahsil edilmektedir. İthalatçı firmalar ödemelerini ürünün maliyet fiyatı üzerinden gerçekleştirmektedir.

Ancak aynı ürünleri Türkiye’de üreten yerli imalatçılar için farklı bir uygulama söz konusu olmaktadır. Yerli üreticilerin maliyet bedeli üzerinden ödeme talebi, TRT Muhasebe ve Finansman Dairesi Başkanlığı Bandrol Gelirleri Müdürlüğü tarafından uygun görülmemekte; ödemelerin perakende satış fiyatı üzerinden yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Zaman zaman bu uygulamanın kapsamının genişletilmesi ve bandrol gelirlerinin artırılması yönünde değerlendirmeler de gündeme gelmektedir.

Bu durum sektörde ciddi bir eşitsizlik oluşturmaktadır. Aynı ürünü ithal eden firmalar maliyet bedeli üzerinden TRT bandrol ücreti öderken, aynı ürünü Türkiye’de üreten sanayicinin perakende satış fiyatı üzerinden ödeme yapmak zorunda bırakılması açık şekilde haksız rekabete yol açmaktadır.

Öte yandan mevcut sistemde hem ithalatçı hem de imalatçı firmalar, ürünler henüz satışa sunulmadan aylar önce TRT bandrol ücretini peşin olarak ödemek zorunda kalmaktadır. Raflarda ne kadar süre kalacağı belli olmayan ürünler için vergiler önceden tahsil edilmekte, ayrıca TRT bandrol bedeli üzerinden ÖTV ve KDV uygulanmaktadır. Böylece verginin de vergisi alınmış olmaktadır.

Tüm bu vergilendirme süreci içerisinde ithalatçı firmalara maliyet bedeli üzerinden işlem yapılırken, aynı hakkın yerli üreticiye tanınmaması sektörde ciddi bir adaletsizlik ve haksız rekabet ortamı oluşturmaktadır. Aslında nihai tüketicinin yükümlülüğünde olan TRT bandrol bedelinin, üretici ve ithalatçı firmalar tarafından peşin finanse edilmek zorunda bırakılması sektör üzerinde ağır bir mali yük meydana getirmektedir.

Sonuç olarak üretici ve ithalatçılar, tüketiciden tahsil edilmesi gereken bir bedeli finansman maliyetiyle birlikte önceden karşılamakta, satış gerçekleştikten sonra bu bedeli geri kazanmaya çalışmaktadır. Bu durum özellikle yerli üreticiler açısından üretim maliyetlerini artırmakta, nakit akışını zorlamakta ve yerli sanayinin rekabet gücünü zayıflatmaktadır.

Sektörümüz açısından; TRT bandrol uygulamasında ithalatçı ve imalatçılar arasında eşitliğin sağlanması, hesaplamaların maliyet bedeli üzerinden yapılması ve sistemin nihai yükümlü gerçekten son tüketici olacak şekilde yeniden düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Bu kapsamda, 21 Mayıs tarihinde İstanbul’da sektör firmalarının katılımıyla geniş kapsamlı bir çalıştay düzenlenecektir. Çalıştay sonucunda hazırlanacak sektör raporu ve ortak talepler ilgili kurum ve kuruluşlara iletilecektir.

Sektörümüz adına büyük önem taşıyan bu çalışmaya katılımınızı ve desteklerinizi rica eder, saygılarımı sunarım

Hayrettin Özaydın
TUYAD Başkanı