ODALAR SİYASETİN DEĞİL, SANAYİCİNİN VE TÜCCARIN OLMALIDIR!

MAKAMLAR GEÇİCİ, DOSTLUKLAR VE İNSANLIK KALICIDIR.

Bir koltuk uğruna neleri kaybediyoruz? Daha da önemlisi, o koltukları kazanmak uğruna hangi değerlerimizi feda ediyoruz?

Ticaret ve sanayi odaları, üretimin, emeğin, yatırımın ve alın terinin temsil edildiği kurumlardır. Bu kurumların varlık sebebi, sanayicinin ve tüccarın haklarını korumak, sorunlarına çözüm üretmek ve iş dünyasının ortak geleceğine katkı sağlamaktır. Ancak bugün üzerinde ciddiyetle düşünmemiz gereken bir gerçekle karşı karşıyayız:

Sanayi ve ticaret odaları, asli görevlerinden uzaklaştırılarak siyasi güç mücadelelerinin ve kişisel hesapların yürütüldüğü alanlara mı dönüştürülüyor?

Ne yazık ki son dönemde yaşananlar, bu soruyu sormayı kaçınılmaz hale getiriyor. Oda seçimlerinde artık yalnızca projelerin, liyakatin, tecrübenin ve hizmet anlayışının yarışmadığını görüyoruz. Siyasi yakınlıkların, nüfuz ilişkilerinin ve güç dengelerinin seçim süreçleri üzerinde giderek daha belirleyici hale gelmesi, kurumlarımızın bağımsızlığına ve adaletine gölge düşürüyor. Bir tarafta emeğiyle, tecrübesiyle ve sektörüne hizmet etme arzusuyla mücadele eden insanlar; diğer tarafta siyasi gücün sağladığı imkânlarla avantaj elde edenler varsa, orada adil bir yarıştan söz edilebilir mi?

Siyasi güçle kapılar açılıyor, ilişkiler yönlendiriliyor, insanlar tercih yapmaya zorlanıyor ve eşit şartlarda rekabet etme imkânı ortadan kalkıyorsa, bunun adı demokratik bir seçim yarışı olamaz. Daha da vahimi, haksızlıkların, kayırmacılığın, usulsüzlüklerin ve yolsuzluk iddialarının konuşulduğu bir ortamda bunların üzerine kararlılıkla gidilmemesidir. Haksızlığın üzeri siyasi güçle örtülemez. Usulsüzlük makamla meşrulaştırılamaz. Yolsuzluk iddiaları ise sessizlikle geçiştirilemez.

Bu kurumlarda görev alan herkes hesap verebilir olmalıdır. Oda yönetimleri şeffaf olmalı, kararlar denetlenebilmeli ve hiçbir kişi ya da grup kendisini kurumun üzerinde görmemelidir. Çünkü sanayi ve ticaret odaları hiç kimsenin siyasi arka bahçesi, kişisel güç alanı veya ayrıcalıklı çevrelerin yönetim merkezi değildir.

Elbette her iş insanının farklı siyasi görüşü olabilir. Herkesin düşüncesine ve tercihine saygı duymak gerekir. Ancak bireylerin siyasi tercihleriyle kurumların siyasi nüfuz altına alınması birbirinden tamamen farklıdır. Bir insanın siyasi görüş sahibi olması doğaldır. Fakat siyasi gücünü kullanarak oda yönetimlerini şekillendirmeye çalışması, kendisine yakın olanları öne çıkarıp diğerlerini dışlaması kabul edilemez.

Siyasetin yeri siyaset kurumlarıdır. Sanayi ve ticaret odalarının görevi ise siyaset üretmek değil; üretimi, ticareti ve sanayiciyi güçlendirmektir.

Bugün sanayicimiz artan maliyetlerle, finansmana erişim sorunlarıyla, üretim ve ihracatın zorluklarıyla mücadele ediyor. Tüccarımız ayakta kalmanın, işletmesini büyütmenin ve istihdam sağlamanın mücadelesini veriyor. Böylesine önemli sorunlar ortadayken oda yönetimlerinin siyasi hesaplarla, makam mücadeleleriyle ve kişisel menfaat çatışmalarıyla gündeme gelmesi, iş dünyasına yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biridir.

Üstelik mesele yalnızca siyaset de değildir. Seçim dönemlerinde verilen sözlerin unutulması, insanların çeşitli vaatlerle bir araya getirilip sonrasında yalnız bırakılması, yılların dostluklarının bir makam uğruna feda edilmesi de üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir ahlaki sorundur.

Dün birlikte yol yürüdüğünüz insanları bugün bir koltuk uğruna görmezden geliyorsanız, verdiğiniz sözleri makam hesabıyla unutuyorsanız, size güvenenleri siyasi ve kişisel çıkarlarınıza feda ediyorsanız, burada hizmet anlayışından söz etmek mümkün değildir. Çünkü insanları basamak olarak kullanarak çıkılan hiçbir makam, gerçek bir başarı değildir. Bir seçim kazanılabilir. Bir koltuğa oturulabilir. Bir unvan elde edilebilir. Hatta siyasi güç sayesinde pek çok kapı da açılabilir. Ama kaybedilen güveni, yıkılan dostlukları ve zedelenen itibarı hiçbir makam geri getiremez.

Siyasi güç bugün sizin yanınızda olabilir. Yarın değişebilir. Makam bugün sizin olabilir, yarın başkasının. Ama yaptığınız haksızlıklar, tutmadığınız sözler ve insanların hafızasında bıraktığınız izler kolay kolay silinmez.

Asıl mesele, bir seçimi hangi yöntemle kazandığınız ve o makama hangi değerlerinizi koruyarak geldiğinizdir. Siyasi destekle güç kazanan yönetimler değil, üyelerinin güveniyle güçlenen yönetimler olmalıdır. Belirli çevrelere ayrıcalık tanıyan anlayışlar değil, herkese eşit mesafede duran kurumlar olmalıdır.

Sanayi ve ticaret odaları üzerindeki siyasi gölge kaldırılmalıdır! Oda seçimlerinde herkes eşit şartlarda yarışabilmelidir. Hiçbir aday siyasi yakınlığı nedeniyle avantajlı, hiçbir üye siyasi görüşü nedeniyle dezavantajlı duruma düşürülmemelidir. Haksızlık ve yolsuzluk iddiaları bağımsız ve şeffaf biçimde araştırılmalı; kurumların itibarı kişisel ilişkilerle değil, hukukla, adaletle ve hesap verebilirlikle korunmalıdır. Çünkü adaletin olmadığı yerde güven, güvenin olmadığı yerde birlik, birliğin olmadığı yerde de sürdürülebilir başarı olmaz.

Bugün kişiler ve kurumlar birbirlerinden farklı listelerde olabilirler. Farklı görüşleri savunabilir, seçimlerde birbirlerine rakip olabilirler. Ancak yarın yine aynı sektörlerde çalışacak, aynı ekonomik zorluklarla mücadele edecek ve birbirlerinin yüzlerine bakacaklardır.  Bir seçimi kazanmak uğruna aynı camianın insanlarını birbirine düşürmek, kazanmak değil; hep birlikte kaybetmektir.

Artık kişisel hesaplar yerine ortak aklı, siyasi nüfuz yerine liyakati, ayrıcalık yerine adaleti, ayrışma yerine dayanışmayı hâkim kılmak zorundayız.

Sanayi ve ticaret odalarından siyasetin gölgesini çekelim. Seçimleri siyasi güç yarışına değil, adil bir hizmet yarışına dönüştürelim. Bu kurumları yeniden sanayicinin, tüccarın, üretenin ve emek verenin gerçek temsil makamları haline getirelim. Çünkü odaların gücü siyasi bağlantılardan değil, üyelerinin güveninden gelmelidir.

Makamlar geçicidir. Koltuklar emanettir. Siyasi güç değişkendir. Ama adalet, dürüstlük, dostluk ve insanlık kalıcıdır. Gerçek başarı, o koltuğa hangi güçle oturduğunuz değil; o koltuktan kalktığınızda arkanızdan kaç kişinin saygıyla konuşabildiğidir.

Siyaset odalardan elini çekmeli; sanayi ve ticaret odaları, gerçek sahipleri olan sanayiciye ve tüccara bırakılmalıdır!