Teknik Yazılar

NEXT&NEXTSTAR

Yavuz ERSÖZ

 

LED AYDINLATMA GERÇEKLERİ;

Sürdürülebilir tasarımı destekleyen, daha dayanıklı olan ve diğer pek çok lambadan daha az enerji kullanan LED’ler hakkında yanlış bilinen düşüncelere araştırmalar açıklık getiriyor. Gerçek düzeyde yapılan incelemeler neticesin de, ışığın icadından bu yana aydınlatmada yaşanan en faydalı dönüşüm olarak kabul edilen LED lambalarla ilgili yanlış bilinen gerçekleri ortaya çıkarmaya başlıyor.LED aydınlatma diğer pek çok aydınlatma ürününe göre birçok avantaja sahip; daha az enerji kullanıyor, uzun ömürlü, çevreci ve sağlığa zararsız. Aydınlatmada son gelinen bu noktada tüketicilerin bu ve bunun gibi özelliklerden habersiz olduğunu ve bu teknolojiyle ilgili pek çok doğru sanılan ama aslında yanlış bilgiye sahip olunduğu fark edilmekte. Günümüzde LED aydınlatma çözümleri giderek popüler olan bir konu olmasına rağmen pek çok kişinin bu konu hakkında yanlış bilgilere sahip olmasından yola çıkan araştırmacılar, LED hakkında yanlış bilinen gerçekleri şöyle tespit etmektedir.

Yanılgı 1: LED Lambalar’da Kansorejen etkisi vardır ve radyasyon yayar sağlığa zararlıdır:

Cevap: Doğru değil, iddiaların aksine LED lambalar sağlığa zararlı değildir.  LED lambaların içi çevreye dost teknoloji ile oluşturulmuştur. Tüm Avrupa şartlarına uygundur, geri dönüştürülebilir malzemelerden üretilirler, çevreye zararları bulunmaz. Gözle görülemeyen morötesi ve kızılötesi gibi ışınlar yaymaz; bu nedenle göz sağlığına zararlı değildir.Kırpışmalara ve titreşimlere sebep olmaz.

Yanılgı 2: LED lambaların enerji tüketimi normal lambalara göre biraz daha düşüktür.

Cevap: Hem doğru, hem yanlış. LED lambalar, normal ampullere kıyasla biraz değil, bir hayli az enerji tüketir. Çünkü LED lambalar %90 daha az enerji tüketip, daha fazla aydınlatma üretirler; bu sayede tasarruf elde edilmesine yardımcı olurlar. Bir konutttaki tüm ampulleri LED lamba ile değiştirerek ay sonunda gelen elektrik faturasından %30’a varan tasarruf sağlamak mümkündür. Aynı zamanda LED lambalar A+ veya A++ enerji sınıfı etiketine sahiptir. Yani, bir LED lamba, satın alındığı andan itibaren elektrik faturasını azaltmaya ve dolayısıyla tasarruf elde etmeye yardımcı olur.

Yanılgı 3: LED lambaların parlaklığı, sahip olduğu watt’a göre değişir.

Cevap: Doğru değil. Birçok kişi bir ampulün watt gücü (W) ne kadar yüksek ise, o ampulün daha parlak olacağını hesaplar.  Lakin watt gücü bir ampulün sadece ne kadar enerji tükettiğini anlatır. Bir ampulün parlaklığı aslında lümen (lm) cinsinden hesaplanır. Akkor flamanlı ampullerin daha parlak ışık vermesi için içlerindeki telin ısınması gerekir; lakin LED lambalarda böyle bir gereklilik yoktur. LED lambalar, çok daha düşük bir watt tüketerek Akkor flamanlı bir ampulle aynı parlaklığı (lümen cinsinden) sağlar. Örneğin 60 watt’lık bir şeffaf ampul 10 watt’lık bir şeffaf ampule göre daha parlaktır ancak, 10 watt’lık LED lambadan daha az parlaklığa sahiptir.

2 adet lambanın hangisinin daha parlak olduğunu anlamak için watt değil lümen değerine bakılmalıdır. Lümen değeri daha büyük olan lamba  her zaman daha parlak yanacaktır.

Yanılgı 4: LED lambaların ömür süreleri, diğer lambalar kadardır.  

Cevap: Doğru değil. LED lambaların ortalama ömürleri 15 yıldan başlar.Akşamları oturma odasında günde ortalama 3 saat kullanılan bir LED lamba, 15 yıl boyunca arızalanmadan çalışmaya devam edebilir. Bu imkanla sürekli ampulleri değiştirmek gerekliliği devre dışı kalır. Günlük 3 saat ortalama kullanım ömrü olduğu hesaplandığında, Bir adet LED lamba, iki adet tasarruflu, dört adet halojen ve on adet Akkor flamanlı lambaya eşdeğer kullanım ömrüne sahiptir.

 Yanılgı 5: LED lambalar çabuk ısınırlar.

Cevap: Doğru değil. LED ampuller ortam şartlarına uyumludur.Sıcak veya soğuk ortam şartlarında ışık kalitesinden ödün vermezler.LED ampuller ışık üretimi sırasında dışarıya fazla ısı vermezler. Yani, uzun süre çalışmakta olan bir LED ampulün glop kısmına çıplak elle dokunulduğunda el yakmaz. Bu nedenle LED lamba, yaz veya kış sürelerinde kullanılabilir.

Yanılgı 6: LED lambalar pahalıdır.

Cevap: Doğru değil. LED lambalar, diğer özellikli ampullere göre çok daha iyi bir yatırım tercihidir. LED lambaların iki ana özelliği vardır; Uzun kullanım ömrü ve düşük enerji sarfiyatı. Bu iki özelliği sayesinde LED lamba satın almak, tasarruf ettirecek ve elektrik faturasını bariz oranda düşürecektir.

Yanılgı 7: LED lambaların parlaklığı ayarlanamaz.

Cevap: Doğru değil.  Aydınlatma çok kişisel bir tercihtir, konutun ışık ambiyansını bir anda değiştirmeye sebep olur. Ampulleri dimmer ile kısıp loş bir ortam sağlanabilir, bu nedenle gevşemek ve rahatlamış hissetmek mümkündür. Böylesi bir ortam yaratmak içinse dimmer (kısılabilir) lambaya gerek vardır.

 Netice olarak, LED lambalar yüksek enerji tasarrufu sağlayarak tüm kullanım alanları ekonomisine büyük katkıda bulunur. Çevreye zararları yoktur, sürdürülebilir bir geleceğe destek olur. Günümüzde LED lambaya olan talep arttıkça, maliyetler de düşmektedir.Sağlığınız Ülke ve kişisel ekonominiz için LED aydınlatma ürünlerini kullanmanızı önemle tavsiye ederiz.

 

 

 

TÜRKSAT A.Ş

Songül FEVZİOĞLU

GELECEK TEKNOLOJİLER NELERDİR?

Teknolojik gelişmeler hayatımızın her yerinde. Bilim durmaksızın çalışıyor, hem de ivmelenerek. İhtiyaçlarımız ve hayallerimiz ile besleniyor. Önce zihinlerde, sonra laboratuvarlarda, en sonda hayatımızda oluveriyorlar. 

Fütürist bilim insanları gelecek ile ilgili birçok tahminde bulunuyor. Bazı tahminler bilim kurgu filmlerini anımsatıyor. Bazıları ise korkutuyor; yaşam şeklimizin tamamen değişeceği ya da robotlar tarafından istila edileceğimizi düşünmek de cabası :) Bilim kurgu filmlerinin etkisi de yok değil tabi. Newyork Times 2009 yılında  “Bilim insanları makinelerin insandan zeki olmasından endişeli” demişti. Bizleri gereğinden fazla endişeye sürüklüyorlar belki de. Gelecek tahminlerinin sanatsal yansımasını bir yana bırakıp işin iç yüzünü bilen fizikçilere ses vermek gerekiyor.

Fizikçi Michio Kaku, tüm insanlığı ve sektörümüzü etkileyebilecek tahminleri ve bu tahminlerin dayandırıldığı bilimsel çalışmaları Geleceğin Fiziği isimli kitabında yazıya dökmüş. Michio Kaku  kitabında "Tarih, eksik kalmış başarısız gelecek tahminleriyle dolu" diyor. ABD Patent Kurumu Başkanı Charles H. Duell 1899 yılında "İcat edilebilecek ne varsa icat edildi" demiştir. Warner Bros kurucu ortağı  Harry M. Warner 1927 yılında sinemanın sessiz olduğu dönemde "Aktörleri kim duymak ister ki" diyordu. IBM Yönetim Kurulu Başkanı Thomas Watson ise 1943 yılında "Bilgisayar olsa olsa 5 tane satar" demiştir. Michio Kaku bu örneklerden yola çıkarak "Gelecekle iddiaya girmek çok riskli, zira teknolojik gelişimi hepsi eksik hesapladı" diyor. Gelecekten haber veren tarihçileri, sosyologları, bilimkurgu yazarlarını, fütüristleri okuduğunu söylüyor. "Ama bilim dünyasının geleceğini öngören bu isimlerin hiçbiri bilimle birinci elden ilgilenmiyordu" diye yakınıyor.
Gelecek tahminlerinin neden tutmadığındıysa "Mağara Adamı Prensibi"yle açıklıyor. "Modern teknoloji ve ilkel arzularımız arasındaki çatışmayı çoğu zaman ikincisi kazanıyor. Güvenmek için temas etmeye ihtiyacımız var. Bu yüzden insansız şehirler belki de hiç var olmayacak, çünkü insanlar hiçbir zaman teknolojiye tam olarak güvenemeyecek" diyor. Kaku'nun buradan çıkardığı sonuç 2100'ün teknolojilerinin özünde "yüksek dokunurluk" (high touch) olacağı. Yani Kaku'ya göre mağazada olmasak bile giysileri elimizle seçiyormuş gibi hissettiren; stadyumda bulunmasak da maçı sahada izlettiren aygıtlar 2100'de bizi bekliyor.

Bu yazıda hayal ürünü değil, bilimsel gerçeklere dayanan gelecek tahminlerini bulacaksınız. Yakın geleceğe damga vuracağı tahmin edilen bazı teknolojileri sıralayalım.

Bilgisayarlar Her Yerde Olacak

Nesnelerin İnterneti

Çip fiyatları düştükçe çevremizdeki cihazlar çipler ile donatılıyor ve mucizevi bir dönüşüme uğruyor. Telefondan cep telefonuna, analog kameradan dijital kameraya, langırt makinesinde bilgisayar oyunlarına, pikaptan ipod’a dönüşüm gibi. Akıllı ürünler tasarlamayan firmalar iş dünyasına veda etmek zorunda kalabilir. “Bilgisayarların kaderi de her kitlesel teknoloji (elektrik, kağıt, şebeke suyu) gibi görünmez hale gelip hayatımızın içine işlemek olacak. Nasıl bugün bir odaya girdiğimizde otomatik olarak elektrik düğmesini arıyorsak, gelecekte ilk yaptığımız internete bağlantı fişi veya giriş şifresini aramak olacak” diyor Michio Kaku. İnternet bağlantısı olan motor kaskları darbe alması durumunda konumunu acil durum merkezine göndererek müdahale süresini kısaltmayı amaçlıyor.

Yüzey Bilgisayarları

Microsoft Surface isimli devrim niteliğindeki ürün ile Microsoft bilgisayar dünyasının yüzünü değiştirmeyi hedefliyor. Microsoft, bilgisayar hakkında bildiğimiz ve sevdiğimiz her şeyi normal bir kahve masası üzerinde bize sunuyor. Microsoft Surface, tam anlamıyla gerçek dünya objeleri ile etkileşebilecek ve el hareketlerine cevap verebilecek çoklu dokunma özelliğine sahip bilgisayarlar oluşturuyor.  Kahve masası tasarımı ile Microsoft günlük yaşamda kullandığımız mobilyaları bilgisayarlarla etkileşimli hale getirmiş oluyor. Kahve masası etrafında toplanan aile bireyleri basit bir dokunuşla resimleri paylaşabilir ya da sınırsız bilgiye erişebilir hale geliyor.

Microsoft Surface, kızılötesi görüntü ve nesne tanıma ile parmak, dokunuş ya da cihaz tanımlama temeline dayanmaktadır. Bu teknoloji ile kullanıcılar fare ya da klavye kullanmaksızın 30 inç ekran üzerinden işlem yapabilir. Aynı iş üzerinde birden çok kişi aynı ekranda birlikte çalışabiliyor.

Dokunmatik yüzeylerin maliyeti düştükçe ve her geçen gün biraz daha geliştikçe, ilk çoklu dokunmatik ürünlerinin ileride bir gün sınıfları da değiştireceğini görebiliyoruz.

Elektronik kâğıt

Kâğıt gibi esnek ve yeniden kullanılabilir özelliklere sahip olan elektronik kâğıtlara yüklenen veriler elektrik akımının yardımıyla okunabilir görüntü haline dönüşüyor. Elektronik kâğıt uygulamalarının yardımıyla elektronik teknolojisi bugün bildiğimizden çok farklı bir hale dönüşecek. Gelişmiş elektronik kâğıt teknolojisi iç mimaride, reklamcılıkta, evlerde, yazılı basında ve ofislerde çok farklı uygulamaların kullanılmasına imkân verecek.

Bunlar mevcut teknolojiler. Ucuzlamadığı için günlük hayatımızda henüz girmedi. Gelecekte e-Kağıt benzeri teknolojinin duvarlarımız kaplayacağı aşikar. Bu teknoloji ile birlikte bulut teknolojisinin önemi daha da artacak. Mutfağının tezgahında görüntülü konuşma yapan kişi konuşmasına oturma odasının duvarında yada araç içi monitöründe devam etmek isteyecektir. 

Sanal Gerçeklik ve Arttırılmış Gerçeklik

Sanal gerçeklik (Virtual reality)

Bilgisayarlar tarafından taklit edilerek oluşturulan ortamlara denilmektedir. Çoğu sanal gerçeklik ortamı bir bilgisayar ekranı yoluyla edinilen görsel tecrübelerden ibarettir. Günümüzde sanal gerçeklik gözlükleri takarak ayda yürüyüş yapmayı deneyimleyebiliyoruz. Sanal gerçeklik yaygın olarak eğitim, gözlem, test, eğlence, tedavi faaliyetlerini yerine getirilebilmektedir. Yani tarih dersinde sanal gerçeklik gözlükleri ile Malazgirt Meydan Muharebesini Sultan Alpaslan'dan dinleyip savaşın içindeymişiz gibi hissedebileceğiz. 

Artırılmış gerçeklik (Augmented Reality)

Hayal gücümüzün sınırı yok. Duvarın arkasını görmeyi hepimiz isteriz. Doğaüstü yeteneklere de ihtiyacımız yok. Duvarın arkasına yerleştirilen kameranın görüntüsünün gözlüğümüze ya da lensimize yansıtılması yeterlidir. Terminatör filminde Arnold Schwarzeneger karşılaştığı kişilerin profilini görebiliyordu. Bunların tümü arttırılmış gerçeklik olarak isimlendiriliyor. Gerçek dünyadaki çevrenin ve içindekilerin bilgisayar tarafından üretilen ses, görüntü, grafik ve GPS verileriyle zenginleştirilerek meydana getirilen canlı, doğrudan veya dolaylı fiziksel görünümüdür. Bu kavram kısaca gerçekliğin bilgisayar tarafından değiştirilmesi ve artırılmasıdır. Buna karşın sanal gerçeklikte ise gerçek dünya yerine tasarlanıp canlandırılmış bir dünya vardır.

Zenginleştirme gerçek zamanlı gerçekleşir ve çevredeki ögeler ile etkileşim içindedir.

Fizikçi Michio Kaku'nun tahminleri arttırılmış gerçeklik teknolojilerinin öncelikle öğrencilerin kopya çekme hevesi ile gelişmeye başlayacağını, daha sonra siyasetçilerin siyasi konuşmalarında, turistlerin gezi rehberliği için kullanacağını öngörmektedir. ABD ordusu tarafından halihazırda arttırılmış gerçeklik gözlükleri kullanılmaktadır.

Dijital Kapitalizm

Ürün ve hizmetlerin sunumu dijitalleştikçe üretici ile tüketici arasındaki mesafe de kısalıyor. Üretici tüketiciye yaklaştıkça aracılara ihtiyaç azalıyor. Ödemeler dijitalleşiyor, daha da artacak. Cüzdan yerine cep telefonu kullanımı da hızla artıyor.

Kapitalizmin dijitalleşmesi ile kusursuz kapitalizme adım adım yaklaşıyoruz. Bunun anlamı istediğimi ürünü yada hizmeti en ucuz, en iyi şekilde ve en kısa zamanda elde edebileceğiz. Aracılara para ödemeyeceğiz. Bu devrimin kaybedenleri aracılar, kazananı entelektüel bilgi servis edenler olacaktır.

3 boyutlu yazıcılar

Bazen çocukların istediği oyuncakları bulmak için oyuncakçıları dolaşırız. 3 boyutlu  yazıcılar ile istediğimiz oyuncağın istediğimiz renk ve boyutunda basılmasını sağlayabileceğiz. Bu teknoloji ile ara ürün temininde yaşanan sıkıntılar ve gecikmelerin de önüne geçilecektir. Tedarik süreleri kısalacak, taşıma maliyetleri azalacaktır.

Şoförsüz Araçlar

Şoförsüz araçlar ABD'nin Kalifornia, Nevada, Florida gibi eyaletinde kullanılıyor. Şoförsüz araç, hareketleri algılıyor ve elektronik beyin çevredeki cisimlere göre aracın hız limitini ayarlıyor. Google’nın şoförsüz aracı sensörler sayesinde çalışıyor. Yakın ve belli mesafedeki cisimleri algılayarak hata miktarını minimize ediyor. Bu şekilde Google’nın şoförsüz aracı ortaya çıkacak olan şoför kaynaklı hataları en aza indirgiyor. Google’nın şoförsüz aracı ile yola çıkmadan varılacak olan yer ve yol durumu manuel olarak ayarlanmaktadır. Engelliler için de kurtarıcı olacaktır. 

Şoförsüz araçlar yakın zamanda günlük hayatımızın parçası olacak gibi. Araç kullanırken harcadığımız süreyi internette sörf yaparak, film izleyerek ya da iş ile ilgili bir şeylere bakarak geçirebiliriz. Bu da araç içi medya cihazlarının kullanımının artacağı anlamında yorumlanabilir.

SONUÇ

İnsanlık medeniyeti değiştirecek teknolojileri hayal etmekten vazgeçemiyor. Hayatımıza önce kişisel bilgisayarlar girdi, sonra da internet. Daha sonra da bulut teknolojisinin yaygınlaşması ile bilgiye her şekilde erişim kolaylaştı. Şimdi sırada yukarıdaki teknolojiler bulunuyor. Bize düşen ise AR-GE çalışmalarımızı geleceğin teknolojileri ile yön vermek, var olan teknolojileri elektrik şebekesi görünmez hale getirmek.

Geleceği yaratacak olan bizleriz. Yüzyıllardır artarak büyüyen bilim ve teknoloji hızla ilerlemektedir. Biyoteknoloji, yapay zeka, nanoteknoloji, telekomünikasyon ve bilgisayar teknolojileri. Bu teknolojiler karşısında tepkisiz kalmak, üzerinize doğru gelen trenden kaçmamak gibidir. Bu tren geleceğe giden tren. Hevesli ve azimli olanlar bu treni yakalayacak hatta makinist koltuğuna gecenler olacaktır. Dileyelim ki bilim, bilgelik ve şefkat ile yoğurulsun ve insanoğlu ve doğa için en iyi şekilde kullanılsın.

 

 

 

 

KIZIL ELEKTRONİK

Sayit BELET

 

Color Depth (Renk Derinligi)

Bir önceki yazımızda sıradan ekran kartlarının üç ana rengi 256 değişik tonda karıştırıp insan gözünün algılayabileceği her rengi üretmek için kullandığını ve bunun yeterli olduğunu izah etmiş, Mpeg ve YUV dan bahsetmistik, şimdi bu 10bit nedir diyeceksiniz. Hemen anlatalım. Bit, bilgisayarlarda minimum veri boyutunu ifade eden terimdir. Bit (binary digits) bahsi gecen iş veya özellik için sayısal anlamda bir bellek boyutu ifade eder. 8 bit, 0-255 arası 256 farklı değer demektir (2^8). 8 bit renk, her bir ana rengin 256 farklı tonda üretilebileceğini belirtir bu da 3 ana renk için 256 x 256 x 256 = 16.777.216 farklı renk demektir. 10bit’te ise her bir ana renk için 1024 (2^10) farklı tonu ifade eder bu da toplamda 1024 x 1024 x 1024 = 1.073.741.824 renk demektir. Şimdi dikkatli bir okuyucu bu değerin “true color”un (16.777.216 renk) çok üzerinde olduğunu ve insan gözünün algılamasının ötesinde ve gereksiz olduğunu anlayacaktır. Çünkü pixellerin 10bit renk değerleri ile tanımlandığı bir görüntü karesi, 8bit’e oranla çok daha fazla veri gerektirecektir.

Peki ya neden 10bit tercih edilmiş diyeceksiniz. Kullanılan renk sayısını true color’un üzerine çıkarmak görüntüde insanların farkedebileceği bir fark yaratması mümkün olmasada sıkıştırma işleminin ardından (ör. mpeg2) bu durumun farklı olduğu gözlemlenmiştir.

Jpeg algoritması aşamaları

Sebebini anlatmaya çalışacağım, MPEG sıkıştırma formatının çıkış noktası JPEG’e dayanır. JPEG, sabit (video harici, hareketsiz) görüntü kareleri üzerinde etkili bir algoritmadır. Ham veri son halini almazdan önce farklı aşamalardan geçer. Bu aşamaların biri de ‘quantization’ dır. Quantization aşaması veri kaybının oluştuğu (kalitenin de belirlendiği ve neticede dosya boyutuna etki eden) kısımdır. Quantization işlemi resmin tamamının 8x8 pixellik kısımlara ayrılmış hali üzerinde tek tek uygulanır, her 8x8 alanda 64 pixel bulunur her bir pixelin bir rengi ve bu rengi belirleyen sayısal bir değeri vardir. Burada incelik birbirine yakın olan sayıları ortak bir değer üzerinde toplamaktır. Böylece veri sıkıştırma işlemi daha etkili olacaktır, çünkü insan gözü açıkladığımız gibi renk tonundaki küçük farkları algılamada hassas değildir, bu aşamada algoritma 8bit (16.7 milyon) renk üzerinde çalışırken ortak değer seçiminde daha az tercihe sahip olacaktır, oysaki bu durum 10bit kullanıldığında algoritmanın işini belirgin bir şekilde (gözlemsel olarak) iyileştirmektedir. Neticede 8bit kaynaklı JPEG veya MPEG resim ve videolarda karşılaşılan color banding denen renk tonları geçişlerinde yaşanan sorun böylece aşılmış olur.

Gökyüzünde ‘color banding’ sorunu belirgin (kaynak: Wikipedia)

Color Space (Renk Uzayı)

Şimdi gelelim madalyonun diğer yüzüne, RGB de ana renklerin 8bit’te 0 ile 255 arası, 0 en karanlık ve 255 en parlak şekliyle kodlanarak görüntü karesinin pixel pixel oluşturulduğunu biliyoruz. Fakat acaba TV kalitesi, görüntünün taşınma şekli gibi faktorlerin de etkisini düşünürsek, ekranda görülen resim beklentimizi karşılayacak mı ? işte burda devreye Color Space (renk uzayı) giriyor. Color space, görüntüyü gösteren ekranın renk kapasitesinin kapsamını belirleyen terimdir.

CIE 1931 color space, iç üçgen BT.709 (HD) ve dıştaki BT.2020 (UHDTV)

TV lerde HD öncesinde kullanılan PAL ve NTSC sistemlerinin altyapısı ve sinyallerin taşınma şekli sebebiyle TV ekranlarına renk bilgisi kayıpsız taşınamıyordu. Bu sistemlerde 8bit renk derinliği ile oluşturulan görüntülerin 0-255 olası ana renk değerlerinin ancak 16-235 arasındaki kısmı TV tarafına ulaşmaktaydı.

SDTV (Standart Definition TV)

ITU-R Recommendation BT.601, bu bahsettiğimiz color space’i ve beraberinde çözünürlük (PAL 768x576), yatay/dikey orantı (aspect ratio: 4:3) ve önceki konulara belirttiğimiz özellikleri de tanımlayan eski standardın adıdır.

HDTV (High Definition TV)

ITU-R Recommendation BT.709. İlk kez 1990 yılında kabul edilen bu format ile color space’de büyük bir gelişme olmasa da çözünürlük zaman içinde 1920x1080’e, aspect ratio 16:9 ve renk derinliği 10bit’e kadar genişletilmiştir.

UHDTV (Ultra HD TV)

ITU-R Recommendation BT.2020 (veya kısaca Rec.2020 ya da BT.2020): UHD TV formatını belirleyen özellikleri tanımlayan standartın adıdır.

BT.2020 iki farklı çözünürlük tanımlar 3840x2160 (4K) ve 7680x4320 (8K). Aspect ratio 16:9 dur. Frame rate 120Hz’e kadar tanımlanmıştır. Renk derinliği olarak 10bit veya 12bit’e izin verilmiştir. Color space ise bu defa önemli ölçüde genişletilmiştir. Ham video formatı sadece RGB veya YUV (4:4:4, 4:2:2 veya 4:2:0) olabilir.

HDR (High Dynamic Range)

HDR, dijital ortamda elde edilen video veya fotoğraf üzerine uygulanan bir tekniktir. Bu tür tekniklerin amacı bir kaynaktan elde edilen görüntüyü mümkün olduğunca doğallığını koruyarak dijital ortama aktarmaktır.

HDR, görüntü üzerindeki parlaklık derecesinin tıpkı insan gözünün gözlemlediği şekliyle aydınlık ve karanlıkta kalan yerlerin arasındaki aydınlatma farkının aynı ölçüde fotoğraf veya görüntü karesi üzerinde korunmasını sağlamak ilkesine dayanır. Aşağıdaki örnek, HDR’ın getirdiği farklılığı belirgin bir şekilde göstermektedir.

UHD Premium TV

Rec.2100 veya BT.2100 standartı ile tanımlanmıştır. Bu en son standart BT.2020’ye yapılmış bir eklenti olarak düşünülebilir. Bu standart HDR’ı da kapsayan yüksek kalitede yayınların sahip olması gereken özellikleri belirler. ‘Full HD’ (1920x1080), ‘UHDTV 4K’ (3840x2160), ve ‘UHDTV 8K’ (7680x4320) için tasarlanmıştır ve en az 10bit renk derinliği gerektirmektedir.

 

 

Uzman Psikolog H. Mert ÖZAYDIN

Sosyal Medya Hesaplarınız Değil, Siz Sosyalleşin!

Günümüz dünyasında artık her insan çalışmak ve kazanmakla yükümlü. Daha iyi bir hayat ya da sadece yaşamı idame ettirebilmek için çalışıyoruz. Teknolojik gelişmeler sayesinde çalışma şartlarında kolaylıklar ortaya çıkmış ve mesai saatleri kısalmıştır. Bu avantaj sayesinde belirli bir dönem boyunca insanlar birbirleri ile çok daha fazla iletişim kurabilmiş, kendi istekleri doğrultusunda boş vakitlerini daha iyi değerlendirme imkanı bulmuşlardır.

1950-1980 yılları arasında teknolojik gelişmelerin getirdiği kolaylıklar sayesinde insanların kendilerine ayırabilecekleri boş vakitler artmıştır. Bu dönemlerdeki insanlar, daha fazla paylaşım halinde olan, daha sosyal ve daha fazla duygu yaşayabilen ve de yaşattırabilen şanslı insanlardı.

Teknolojinin günlük kullanımımızda hayatlarımızın içine dahil olan ve hatta hayatımızda büyük yer kaplayan sosyal medya dalı ise üzerinde durulması gereken konulardandır. Teknolojik gelişmeler insanların hayatlarını kolaylaştırarak, insan gücü kullanımını azaltıp mesai saatlerini düşürerek daha konforlu çalışma şartları ortaya çıkartırken aynı zamanda sosyalleşme ihtiyacını da gidermeyi kendine görev edinmiş durumdadır.

Gelişmeler olmadan öncesinde mekanik bir cihazın bir araya getirilmesi için yüzlerce insan uzun saatler boyunca sürekli çalışırken artık o çalışan insanların yerini robotlar almış durumdadır. Teknoloji insanın ürettiği gücünden tasarruf etmeyi başarmıştır. Fakat bahsettiğimiz endüstriyel gelişim alanının dışında, teknolojinin sosyal ağ kolundaki ilerlemesi ile birlikte teknoloji artık insanların duygusal ilişki kurma, paylaşma görevlerini de üstlenme noktasına gelmiştir. İnsanların kendileri yerine sosyal hesapları sosyalleşmeye başlamıştır. Bu gerçek bir deşarj ya da paylaşım değildir.

İletişim kurmak ve bir gruba ait olmayı istemek insanların en temel ihtiyaçlarındandır. Bu ihtiyaçlar giderilmediğinde ortaya yalnızlık ve depresif duygulanım çıkmaktadır.  Ayrıca birey olarak kendi istekleriniz doğrultusunda yaşayamadığınız her an sizi günden güne yaşamınızın bir anlama sahip olmadığı fikrine daha çok yaklaştıracaktır. Bu da beraberinde bir çok keyifli olmayan semptomların oluşmasına alan yaratacaktır.

Teknoloji çağının en büyük eksikliği duygusal yalnızlıktır ve bu duygusal yalnızlık büyük bir istikrar ile sosyal medya üzerinden giderilmeye çalışılmaktadır. Bu da insanları yalnızlıktan çok daha fazla yalnızlığa doğru sürüklemektedir. Tabi ki beraberinde ortaya bir çok psikolojik semptom ortaya çıkmaktadır.

Şehir yaşamında çalışma saatleri genel olarak belirli bir ritüel halinde devam etmektedir ve belirli mesai sınırları sonrasında insanların kendilerine vakit ayırabilme şansı mevcuttur. Fakat çoğunlukla insanlar kendilerine hiç vakit kalmadığını, hayatlarının çalışarak geçtiğini ifade etmektedirler. Evet çalışma hayatı yaşamımızın büyük bir kısmını kapsıyor olabilir. Eğer haftasonu çalışmıyorsanız ve standart bir mesai sınırlarında çalışıyorsanız düzenli uykuyu da hesaplarsak haftada kendinize ayırabileceğiniz ortalama 40-50 saatiniz daha mevcut. Bu süreyi planlayarak verimli bir hale dönüştürmeyi çoğu insan başaramıyor. Neden mi? Çünkü bu geriye kalan bu boş vaktin çoğunluğu sosyal medya hesaplarında gezinerek, medya hesaplarının önümüze rastgele çıkardığı videoları izleyerek, çeşitli kişilerin özel hayatlarındaki yaşantılarını fotoğrafladığı sosyal sergilerde gezinerek harcanıyor. Bundan kendini alamayan, günlük ritüellerinden biriymişçesine her boşlukta sırayla tüm sosyal medya hesaplarını kontrol ederek ve oralarda gezinerek hayatındaki en kıymetli şey olan ve kendi için bir şeyler yapabileceği o kıymetli vakitlerini harcayan yüzbinlerce insan mevcut.

Sosyalleşmek bir ihtiyaç evet fakat son dönemde artık sosyalleşmenin tanımı farklılaştı. İlginçtir ki yüzyüze tanıştığınız kişinin nelerle meşgul olduğunu o anda sormak yerine daha sonrasında sosyal medya hesaplarında gezinerek ve üstün bir çaba sarfederek araştırıp birkaç ipucu yakalamaya çalışmak tuhaf bir uğraş olarak algılanmıyor.

Teknolojinin kullanımı sorgulanmalı ve gerekli çerçeveler dahilinde faydalanmak üzerine bir bakış açısı inşa edilmeli. Yararlandığını zannederken bir çok hasar aldığını farketmeyen kayıp bir nesil yetişmekte.

Önümüzde yaşayabileceğimiz sadece bir hayat mevcut. Bunu en iyi şekilde değerlendirmeyi kim istemez? Hiçbir şey için geç değil, doğru bir zaman planlaması ile yaşantınızı çok daha kaliteli hale getirmek sizin elinizde. Fizyolojik ve psikolojik sağlığımızın korunması için zihnen, bedenen ve de duygusal anlamda hareket ediyor olmamız gerekli. Sizi bu açılardan körelten aşırı sosyal medya kullanımlarının farkına vararak yaşamınızı çok daha renkli ve çok daha gerçek hale getirebilirsiniz. Bu sayede duygusal deşarjların çoğalması ile mevcut ya da potansiyel olan psikolojik aksaklıkların da önüne geçmiş olacaksınız.

 

 

 

Gökhan SERT

EV OTOMASYON SİSTEMLERİ 

Otomasyon; bir sistemin hazırlanan belirli bir senaryoya göre herhangi bir operatöre gerek duymadan istenilen işlemleri gerçekleştirmesi olarak tanımlanabilir.
Ev otomasyonu ise ev teknolojilerinin kişiye özel ihtiyaç ve isteklere göre uygulanmasıdır. Bir başka deyişle kişinin yaşam biçimini geliştirmesini sağlayan, bir evi daha rahat, güvenli ve kullanışlı kılan bir işlem ya da sistem olarak tanımlanabilir. Otomasyon, yoğun hayatımızı idare etmek konusunda evimizin aktif bir ortak olarak çalışmasını sağlar. Evimiz artık pasif bir yapıda değildir. Bunun yerine kendi kendini çalıştıran, güvenliğimizi sağlayan, enerji faturalarımızı düşüren bir araç haline dönüşür. Bu konuda yapılan çalışmalar, akıllı ev teknolojisi olarak nitelendirilmektedir. Akıllı ev teknolojisi ile insanların, günlük yaşamlarında veya iş hayatlarında modern teknolojiler kullanılarak oluşturulan otomasyon sistemleri sayesinde güvenlik, iletişim, konfor, tasarruf, kontrol vb. birçok alanda hizmet almaları mümkündür. 
Konforun temeli, kişiye gereksiz yere zaman kaybettiren işlemlerin otomasyon sistemi tarafından ve normal koşullarda kullanıcı tarafından gerçekleştirilemeyecek işlemlerin yerine getirilmesidir. Bu konuda akıllı evin neler yapabileceği hayal gücüne ve kişisel ihtiyaçlara bağlıdır. Bu konularda en büyük kolaylığı, ev otomasyon sistemlerinin birçok komutu arka arkaya yerine getirmek suretiyle gerçekleştirdiği senaryolandırma seçeneği sağlar.
Tüm perdelerin kapanması, ışıkların kısılması, alt katta alarmın devreye girmesi, televizyonun bir saat sonra kapatılması gibi normalde zaman kaybettirecek işlemler tek bir komutla yerine getirilebilir. Sabah belirli bir saatte kahve makinesinin çalıştırılması, suyun ve evin sıcaklığının ayarlanması, müzik setinin veya televizyonun çalıştırılması, alarm sisteminin devre dışı bırakılması ve evden çıkarken bütün cihazların kapatılıp işyerine evden çıktığınızı haber vermek için telefon edilmesi yine senaryoların zamanlandırılması ile sağlanabilir. 

1)ISITMA VE SOĞUTMA SİSTEMLERİ
 
Akıllı ev, yazları soğutma sistemi olarak, havalandırma sistemleri ile birlikte ışık gölge yapısını da kullanarak, konut içine giren güneş ışığının sera etkisini kontrol altında tutup ısıyı denetler. Pasif önlemler ve bilinçli malzeme seçimi sayesinde iklimlendirme sorunu konut içinde minimize edilmektedir. Isıtma sistemi için ise daha çok doğalgazlı sistemler kullanılırken, bunun yanı sıra “aktif solar sistem” adı verilen, güneş ısısının su radyatörleri ile yapının belli bir kısmında depoladığı ısının yapı içerisine yansıtılması gibi sistemlerle ısıyı kontrol altına alma yoluna gidilir. Ayrıca “pasif solar sistem” denilen, güneş ışığının yapı içerisine girişini denetleyen mekanizmalarla ısının dengelenmeye çalışıldığı sistemler kullanılarak, hem konfor koşulları ayarlanır hem de enerji sarfiyatı mimimize edilir. Örneğin; güneş ışığının mekana etkisini mekanın ısısına göre ayarlayan akıllı pencereler kullanılmaktadır. Isıtma soğutma sisteminin tüm değerleri bir ana bilgisayar tarafından değerlendirilmekte, gün içerisinde sürekli bilgi toplayıp bu bilgileri değerlendiren bilgisayar sayesinde, her an ısı girişi ve çıkışı, hangi sistemin ağırlıklı olarak kullanılması gerektiği gibi kontroller yapılmaktadır. Akıllı evdeki tüm sensörler ait oldukları araca değil bilgisayara bilgi göndermekte ve kararlar bilgisayar tarafından verilmektedir. Dolayısıyla merkezi bir ısı kontrol mekanizması söz konusudur. 

2)AYDINLATMA SİSTEMLERİ 

Akıllı ev ışıklandırma sistemleri, konut içi atmosferini belirleyip ayarlayan ve yine ısıtma-soğutma sisteminde olduğu gibi merkezi olarak bir bilgisayar tarafından tüm gün içinde kontrol edilen bir sistemdir. Kullanılan elemanlar elektronik kumandalı özel cihazlardır. Örneğin; ray üzerinde hareketli spot lambalar, özel nesneleri izlemek veya ışık düzeyini ayarlamak için yer değiştiren sistemler olarak tasarlanmıştır. Daha kompleks sistemler ise konutu bir tiyatro sahnesine benzeten, mekanlara ve mekan içerisindeki faaliyetlere göre farklı ışık efektlerini ayarlayan değişik armatürlerin kullanıldığı bir sistem olarak tasarlanmıştır. Oluşturulacak efektlerin tamamlanabilmesi için hassas sensörlerin mekanın stratejik noktalarında bulunması, ışık düzeylerinin mekanın özel kısımlarında hassas olarak belirlenerek bilgisayarda değerlendirilmesi ve eşzamanlı olarak günün her dakikasında güncellenerek faaliyetlere göre restore edilmesi, bu sistemin en önemli özellikleridir. 
Evde iki tür ışıklandırma kullanılır; mekan ışıklandırması ve alan ışıklandırması. Mekan ışıklandırmasında, mekanın genel ışık düzeyi ölçülür ve öngörülen aydınlık seviyesi için mekanın çeşitli yerlerine armatürler tesis edilir. Günün değişik saatlerinde, sürekli değişen dış ortam aydınlığı da hesaba katılarak ortalama bir değerde ışık üretilir ve ayarlanır. Alan ışıklandırmasında ise, faaliyetler ve efektler ön plandadır. Örneğin; yemek masasındaki ışık düzeyi diğer kısımlardan farklı olmalıdır veya çalışma masasında aydınlık düzeyi belli bir değerin altında veya üstünde olmamalıdır. Standart sistemlerde sabit bir aydınlıkta kullanılan genel aydınlatma cihazları ortamda optimum bir aydınlık seviyesi ayarlayamamaktadır. 
Değişen ışık insanları hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak yönlendirmektedir ve istenen performansın dışında bir performans elde edilebilmektedir. 

3)MULTİMEDYA SİSTEMLER

Hızla gelişmekte olan iletişim teknolojileri, akıllı ev kavramını ortaya çıkaran temeli oluşturur. Akıllı evde iletişim sistemleri, konut içi iletişim ve konut dışı iletişim olmak üzere iki bölümde incelenebilir. Konut içi multimedya sistemlerine örnek olarak, fonksiyonların uzaktan kumanda edilebildiği telefon, tv, kayıt, ses ve ışıklandırma sistemleri gibi örnekler verilebilir. Bu sistemler, evin otonom sistemlerinin dışındaki, örneğin pencerelerin açılıp kapatılması, perdelerin kontrol edilmesi gibi iletişim mekanizmalarıyla kontrol edilebilen olaylardır.

4)GÜVENLİK SİSTEMLERİ 

Güvenlik sistemlerinin en önemli birimi, kullanıldığı amaca göre; ses, titreşim, ışık, ısı vb. değişik durumları algılayabilen sensörlerdir. Akıllı evde hırsız, yangın, su taşkını gibi tüm güvenlik önlemleri kompakt bir yapı kazanmıştır. Tek tek alıcılar ve alarm sistemleri, yangın alarmı yerine çok daha etkili kullanılabilecek olan merkezi güvenlik birimi vardır. Tüm algılayıcıları senkronize bir şekilde kontrol eden bir merkezi güvenlik birimi, iletişim sistemleri ile koordineli bir şekilde çalışarak bölgenin güvenlik kuruluşlarına bağlanır ve böylece ev içi güvenlik sorunları minimize edilir. 
Hareket algılayıcıları ile alanların ve mekanların güvenliğini sağlamak, ev içi veya dışı mekanlarda kullanılan bir sistemdir. Bu sistemde; ultrasonik dalgalar, mikro dalgalar, hareket algılayıcılar ve fotosel ışın dedektörleriyle sürekli bir tarama yapılmaktadır.
Yangın durumuna karşı kullanılan duman dedektörleri ile de belli bir yoğunluğu aşan duman bir yangın tehlikesi olarak algılanır ve tıpkı hırsız alarm sisteminde olduğu gibi, aynı anda hem alarm sinyali verilerek konut sakinleri durumdan haberdar edilir, hem de itfaiye teşkilatı olaydan haberdar edilebilir.
Su baskını tehlikesine karşı mutfak, banyo gibi ıslak hacimlere yerleştirilen nem alıcıları, nem seviyesinde belirli bir artış algılandığında, merkezi sistem ana su vanasının kapanmasını sağlayıp, kullanıcıyı ve gerekli birimleri durumdan haberdar edebilir. 
Çevre güvenlik sistemleri yapılırkende, birçok sistem ürünü ya da seçenek kullanılarak konutun çevresi kontrol altına alınır. Konutun yakınından habersiz hiçbir şeyin geçmesine izin verilmezse, güvenlik sistemi devreye girer ve alarm konumuna geçer. Bu sistemler genellikle hareket dedektörleri sayesinde çalışırlar.
Bu sistemler arasında; 
Çevre kamera izleme sistemleri 
Pencere veya kapı etrafına takılan dedektörler 
Daire, bahçe ya da otopark kapı girişlerine takılan, en ufak hareketi algıladığında bile aktif hale gelerek istenen ışıkları yakan dedektörler
Gözle görülmeyen lazer ışınları ile çalışan bariyer dedektörler 
Evin bahçe sınırlarında bulunan set veya çitlere döşenen basınç algılamalı fiber kablo sistemi sayılabilir. Bu sistemlerin biri ya da hepsi kurulabilir ve evdeki mevcut akıllı ev kontrol panelinden kontrol edilebilir.
 

 

 

 

 

 

 

OFLAZ MEDİA

CTO Erkut Göksel ÇINAR

 

IBM WATSON

IBM Watson Analytics, doğal dilde modellenmiş çok yönlü sorulara cevap verebilen, veri analizi yapabilen ve bulut sistemi üzerinde görselleştirme servisi yapabilen yapay zeka bilgisayar sistemidir. IBM Watson, IBM'in DeepQA projesi üzerinde çalışan araştırma ekibi tarafından geliştirilmiştir. Watson adı, IBM'in ilk CEO'su ve işadamı Thomas J. Watson'dan gelmektedir.

Watson, olayların ve metriklerin izlenmesini, raporlanması ve analiz edilmesini sağlayan bir araç setidir. Yazılım farklı bilgi gereksinimlerini karşılamak için çeşitli bileşenlerden oluşur. IBM'in Watson süper bilgisayarı, 2011'de Jeopard oyun şovunu kazanmıştır. Biçimsel olmayan verilere anlamlı ve açık cevaplar verilebilmesi için bilişsel hesaplamaları kullanabilmektedir.

Doktorlar tarafından bir türlü teşhis konulamayan ve ender görülen bir hastalığınız olduğunu düşünün. Akıllı bir sistem tarafından yaşadığınız semptomları okuyup anlayabilen daha sonrasında binlerce tıbbi ders kitapları, yayınlar ve klinik çalışmalar üzerinden bu semptomları analiz işlemi yaparak karşılaşabileceğiniz potansiyel hastalıkları içeren risk eşleştirme listesinin size sunulduğunu hayal edin. IBM Watson bunu mümkün kılmıştır. IBM'in bilişsel bilgi işlem platformu akıllı yapay zeka stratejilerini kullanarak size bu verileri sağlayabilmektedir.

Bulut teknolojisini düzenli olarak kullananlar “as a service”, software as a service (hizmet olarak yazılım)”, “platform as a service (hizmet olarak platform)” tanımlamalarına aşinadırlar. Şimdi IBM “Watson as a service” hizmetini sunmaya hazırdır. IBM, bilişsel hesaplamayı genel anlamda internet uygulaması haline getirerek her türlü geliştiricilere bu teknolojiyi sunmak istemektedir. İlk uygulamalar sağlık hizmetlerine yönelik olmuştur ancak finans, telekomünikasyon, Ar-Ge ve diğer sektörlerde de bir çok fırsatlar mevcuttur. Temel amaç, organizasyonlar tarafından sorulan soruların yanıtlarını doğru biçimde daha hızlı ve düşük maliyetle bulmalarına yardımcı olunmasıdır.

Watson, IBM'in DeepQA yazılımını ve Apache UIMA (Yapılandırılmamış Bilgi Yönetimi Mimarisi) çerçevesini kullanmaktadır. Sistem ayrıca Java, C ++ ve Prolog yazılım dilllerinde yazılmıştır ve Apache Hadoop çerçevesini kullanan SUSE Linux Enterprise Server 11 işletim sistemi üzerinde çalışmaktadır.

Sistem, IBM'in DeepQA teknolojisi üzerine kurulu olan verilere hem hipotezler üretir hem de analizler eder. Paralel POWER7 işlemcileri ile entegre edilmiştir. Watson, her bir çekirdek başına dört iş parçacıklı  ve 3.5 GHz POWER7 gücünde sekiz çekirdekli işlemci kullanan doksan adet IBM Power 750 sunucusu grubuna sahiptir. Sistemde 2.880 POWER7 işlemci iş parçacığı ve toplam 16 terabayt RAM bulunur.

Watson saniyede 500 gigabayt veri işleyebilmektedir. Watson'un tahmini donanım maliyeti yaklaşık üç milyon dolardır. Geleneksel hard diskler üzerinde arama yaparken gecikme seviyesi çok yüksek olduğu için tüm içerik Watson'un RAM'inde saklanmaktadır.

POWER 750: Maksimum 32 Mantıksal core barındırabilen 1- 4 socketli serverdır.

Watson 90 adet Power750 Servers ve 2880 POWER7 Processor Core’a sahiptir.

Watson donanımının kapasitesi yaklaşık 80 TeraFLOP'dur. (80.000.000.000.000 işlem / saniye)

Watson’da 16 TB of RAM mevcuttur.

1 TB kapasite ile 17.000 saat müzik dinlenebilir.

1 TB kapasite  320.000 HD fotoğrafı kapsar. Watson 5.1 milyondan fazla HD fotoğrafı saklayabilmektedir.

Watson yaklaşık 1,000 adet Britannica Ansiklopedisini barındırabilmektedir.

1 x IBM J16E (EX8216) switch sistemi 15 x 10GbE kart ile doldurulur.

 

Yazılım: Linux Enterprise Server 11

IBM DB2 ilişkisel veritabanı sunucusu Windows, z / OS, Linux üzerinde çalışmaktadır.

Sistem, sorulan sorunun ne anlama geldiğini ve soruyu soranın ne istediğini anlamaya çalışır ve sistemin geri kalanında nasıl işleneceğini belirleyen ilk analizleri gerçekleştirir.

İlişkiler - İsimlendirilmiş Varlıklar - Mantıksal formlar - Semantik etiketler

IBM, DeepQA'nın üst düzey mimarisini Watson'da kullanmıştır.

Watson'da çalışan DB2'nin de önemli kısmı olan ara katmanının çoğu açık kaynaklı koddur. Buna ek olarak, yazılımın genelinin ise Java ve C ++ ile yazıldığını söyleyebiliriz.

Illumina, genetik çeşitlilik ve biyolojik fonksiyon analizi için entegre sistemler geliştiren ve üreten bir Amerikan şirketidir. Illumina ve IBM, IBM'in Watson Genomics ürününü Illumina'nın TruSight Tumor 170’i ile birlikte sunabileceklerini açıklamışlardır. Bu araçlar, kanser hastalarına yardımcı olabilecek ilaçlarla kanser hastalarının eşleştirilmesine yardımcı olmak içindir. Watson Genomics, yaklaşık 10.000 bilimsel makaleye ve her ay yanınlanan 100 klinik araştırmayı rahatlıkla barındırabilmektedir. Sistem, Illumina'nın TruSight Tumor 170 kapsamlı panelinden verileri okuyup, veri tabanında içerdiği tıbbi literatürler ve klinik araştırmaların sonuçları ile bu verileri tanımlandırıp, yorumlayıp aynı zamanda öneriler yapabilecektir. Bu işlemin tamamlanması tabii ki bir miktar zaman alacaktır belki 1 haftadan fazla sürecektir fakat akınan sonuç raporu eşsiz olacaktır. Tam entegrasyon ise 2017 yılı içerisinde sağlanacaktır. Watson Health ve Illumina, genom veri sıralama araçlarını kullanarak kanser araştırmaları için tanımlama yapabilen uygulamaları da yürütmektedirler.

DNA dizilimi, tümördeki 170 adet geni analiz etmek için kullanılır, klinik araştırmalarda onaylanmış ve hali hazırda mevcut olan bir yöntemdir. Watson, bu verilere çok hızlı biçimde ulaşabilmektedir ve hangi genlerin mutasyon geçirildiğini ve hangi ilaçların hastalara yardımcı olabileceğini gösteren bir rapor çıktısını ortaya çıkarabilmektedir. Kuzey Carolina Üniversitesi'nin Lineberger Kapsamlı Kanser Merkezi'nde bu sistem kullanılmaktadır.

Tokyo Üniversitesi Tıp Bilimleri Enstitüsü İnsan Genom Merkezi profesörü Satoru Miyano, araştırmacıların ve doktorların çok fazla veri ile karşılaştıklarını söylemektedir. Örneğin, 2016'da kansere ilişkin 200.000'den fazla makale yayınlanmıştır fakat hekimlerin bütün bu verilerin hepsini tek tek okuyabilmeleri mümkün değildir ancak Watson gibi hem yapay zeka algoritmasına hem de kuvvetli donanıma sahip sistemler tüm bu verileri okuyabilir ve anlayabilir. Bu nedenle Watson, sağlık, finans, eğlence gibi alanlarda ve büyük veriler barındıran tüm alanlarda kullanılabilir.

IBM Watson'ın veri tabanı ansiklopediler, sözlükler, haber makaleleri, senaryolar ve tüm edebi eserleri içerebilir. Watson ayrıca DBPedia ve WordNet gibi büyük veri tabanlarına erişebilmekte ve sistematiğini de kullanmaktadır.

IBM Watson olabildiğince ilginç ve önemli bir yapay zeka sistemidir. Google ve Facebook’da yapay zeka sistemleri ile ilgilenmektedir. IBM, bu semantik sistemi her türlü organizasyonun kendi iş akışlarına göre entegre edilmesini kolaylaştırmak için çalışmalarını sürdürmektedir.

 

 

ELEKTRİKLİ-ELEKTRONİK ATIKLARIN YÖNETİMİ VE GERİ KAZANIM POTANSİYELİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

İPEK UZUNER, GÖRKEM ŞAYHAN, METİN KARAÇAM

EAG GERİ DÖNÜŞÜM SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

 

Gelişen teknoloji ve tüketim alışkanlıklarımız hızla değişmekte ve buna bağlı olarak oluşan atık sınıfları artmaktadır. Bu sınıfa alınabilecek en önemli örneklerin başında ‘Elektrikli ve Elektronik Atıklar’ gelmektedir. Dünya çapında 2015 yılı itibariyle 50 milyon ton atık olduğu ön görülmektedir. Ülkemiz; 505 bin ton civarında atık potansiyeline sahip olup 185 ülke arasında 17. Sırada yer almaktadır.

Elektrikli ve elektronik cihazlar, birçok zararlı bileşen ihtiva ederler. Bu cihazlar kullanım ömürlerini tamamladıklarında, doğru bir biçimde geri kazanılmayan ya da bertaraf edilmediğinde çevre ve insan sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Günümüzde piyasaya sürülen elektrikli ve elektronik eşyalarda kurşun (Pb), cıva (Hg), artı altı değerlikli krom (Cr+6), polibromürlü bifeniller (PBB) ve polibromürlü difenil eterler (PBDE) ile kadmiyumun (Cd) bulunması yasak olmasına rağmen piyasadan toplanan atıklarda bu elementler bulunmaktadır. Bu sebeple ‘Elektrikli ve Elektronik Atıklar’ uygun bir şekilde toplanıp zararlı etkileri ortadan kaldırılacak şekilde lisanslı tesislerde işlenmelidir.

Bir bilgisayar yaklaşık 1,4 kg kurşun, 2 gr kadmiyum, 0,5 gr cıva içermekte ve bir bilgisayar ve ekranının imalatı için en az 240 kg fosil yakıt, 22 kg kimyasal madde ve 1,5 ton suya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu değerler göz önüne alındığında geri dönüşümün önemi kolaylıkla anlaşılmaktadır. Geri dönüşüm ülke koşullarına göre değişiklik göstermekle birlikte genelde üzerinde hemfikir olunan nedenleri; rasyonel hammadde kullanımı ve buna bağlı hammadde tasarrufu, rasyonel enerji kullanımı ve buna bağlı enerji tasarrufu, çevre kirliliği mücadelesi ve hepsinin temelinde ekonomik kazanç sağlama arzusu olarak özetlemek mümkündür.

ELEKTRİKLİ VE ELEKTRONİK ATIK ÜRETİCİLERİNİN SORUMLULUKLARI

Elektrikli ve elektronik eşya üreticileri özetle:

  • Elektrikli ve elektronik aletler içerisinde kurşun, cıva gibi ağır metaller bulundurulmasını engellemekle,
  • İthal edilecek ürünlerin AEEE Kontrolü yönetmeliğine uygunluğunu sağlamakla,
  • Ürün bilgisi açıklamalarında “AEEE Yönetmeliğine Uygundur” ibaresine yer vermekle,
  • Her yılın şubat ayında Uygunluk Beyan Formunu bakanlığa sunmakla,
  • Yönetmelikte belirtilen geri dönüşüm ve geri kazanım oranlarının sağlanması ve atıkların azaltılması amacıyla, elektrikli ve elektronik eşyaların tasarımı ve üretimi sırasında, ürünlerin kolayca parçalanmasını, ayrıştırılmasını, yeniden kullanımını, geri dönüşümünü ve geri kazanımını kolaylaştıracak malzeme ve parçaları kullanmakla, çevrenin korunması ve/veya emniyet gereklilikleri açısından önemli bir avantaj teşkil etmediği sürece yeniden kullanımı engelleyecek EEE tasarımlarından veya üretim  proseslerinden kaçınmakla,
  • Kendileri veya organizasyonunda yer aldığı yetkilendirilmiş kuruluş tarafından, Yönetmelikten kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin AEEE yönetim planını hazırlamak ve Bakanlık onayına sunmakla,
  • Yönetmelikten kaynaklanan yükümlülüklerini münferit veya mevcut bir yetkilendirilmiş kuruluşa dâhil olarak yerine getirmek
  • Evsel  AEEE’lere  dair toplama hedeflerinin gerçekleştirilmesini sağlamakla,
  • Piyasaya sürecekleri  EEE’ler  için esasları bakanlıkça belirlenen kayıt sistemine başvurmak ve bakanlıktan kod numarası almakla, yükümlüdürler.

YETKİLENDİRİLMİŞ KURULUŞ VE TUYAD

Yetkilendirilmiş kuruluş; Atık Elektrikli Ve Elektronik Eşyaların Kontrolü Yönetmeliği’nden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla Bakanlıkça belirlenen esaslar dâhilinde oluşturulan ve kâr amacı gütmeyen ortak uyum organizasyonudur.

TUYAD’ın Yetkilendirilmiş Kuruluş kurulması için asgari şartların belirlenmesi, iktisadi kuruluş olunması için üyelerle yetki devri anlaşmanın sağlanması adına bilgilendirmeler yapılmış ve ilk adımlar atılmıştır.

Yetkilendirilmiş Kuruluş olunmasındaki temel amaç; Türkiye’de Telekomünikasyon, Uydu ve Yayıncılık Sanayini; enerji verimliliği kapsamında geliştirmek, kaynakların optimal boyutta kullanımını sağlamak, geri dönüşüm, atık ve çevre yönetimi oluşturmak,

Ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınmasına katkıda bulunmak üzere; sektörel potansiyeli en iyi şekilde değerlendirmek, ulusal ekonomik politikaların oluşturulmasına ve ulusal kalkınmaya katkıda bulunmak; uluslararası sektörel entegrasyonu hızlandırmak için projeler geliştirmek,

Sektörün teknolojik gelişmesini sağlamak; sorunları ve çözüm önerilerini kamuoyuna, yetkili kurumlara duyurmak için gerekli çalışmaları yapmaktır.

TUYAD VE EAG GERİ DÖNÜŞÜM SANAYİ VE TİCARET A.Ş. İŞBİRLİĞİ

EAG Geri Dönüşüm firması olarak uzun yıllardır Elektronik Atık Geri Dönüşüm sektöründe faaliyet göstermekte ve çalışmalarımızı yasa ve yönetmeliklere uygun olarak yürütmekteyiz. Bu kapsamda sahip olduğumuz lisans ve yetki belgelerimizi şöyle sıralayabiliriz. Elektrikli ve Elektronik Eşya İşleme, Atık Pil ve Akümülatör Toplama ve Geçici Depolama, Tehlikeli Atık Taşıma Araç ve Firma Lisansları ile bunun yanında ISO 9001, ISO 14001 ve ISO 27001 Kalite Yönetim Sertifikalarımız bulunmaktadır.

EAG Geri Dönüşüm TUYAD’ın yetkilendirilmiş kuruluş olması sürecinde danışmanlık hizmeti sunacaktır ve TUYAD’ın Yetkilendirilmiş Kuruluş olması sonrasında, TUYAD bünyesinde bulunan firmaların Elektronik Atık Beyan Sistemine kayıtları, tüm atık yönetimi ile belgelendirilmelerinin yapılması hususunda hizmet vermeye devam edecektir.

 

 

 

Cenk ŞEN

Türksat A.Ş. Genel Müdürü

Türksat, iletişim uyduları aracılığıyla (42o E Turksat 3A, Turksat 4A ve 50o E Turksat 4B'de). uydu iletişimlerini (örneğin; ses, veri, internet, TV ve radyo) sağlayan uluslararası bir uydu operatörüdür. Türksat şu anda İngiltere, Almanya, Gürcistan, Irak ve Afganistan dahil olmak üzere 10’dan fazla ülkeye TV ve radyo yayını, SNG (Uydu Haber Toplama) ve veri hizmetleri sunuyor. Türksat, MENA (Orta Doğu-Kuzey Afrika) Bölgesi'nde %9 pazar payıyla dünyanın önde gelen şirketlerinden biridir ve gelir sıralamasında küresel olarak 12. sıradadır.

 

Euroconsult 2016 Raporu’na göre, Türksat, 2014'te hizmete giren Turksat 4A'nın tüm katkısını yansıtan toplam dünya pazarında ikinci en yüksek ölçme büyümesi olan 'lik bir büyüme kaydetti. Küresel pazardaki ortalama %6’lık büyüme oranına kıyasla, iki basamaklı sayıya yükselen Türksat'ın umut vaat eden oranı, kapsama alanlarıyla sınırların başarılı piyasa stratejisini göstermektedir.

 

Uydu pazarını yakından inceleyerek, 2011 yılından beri birçok pazarda genişleme için itici güç olan HTS'nin pazar trendlerini denetleyen Türksat, 2015 yılında Ka-band kapasitesi olan Türksat 4B uydusu ile HTS'de kendisini çok başarılı bir konuma getirdi.

50o E'deki Turksat 4B uydusu ile iki Ku-band VSAT Hub'lı VSAT çözümleri sunan mevcut Ku-band iletişim servisinin yanı sıra Ka-band ile yeni bir genişbant bağlantı hizmeti olanağı sağlandı.

 

Avrupa'dan Asya'ya, Ortadoğu'ya ve Afrika'ya uzanan geniş bir alanı kapsayan mevcut uydu filosu ile bant genişliğinin büyük kısmı video hizmetleri için kullanılmaktadır. Son teknolojik gelişmeler nedeniyle, daha az bant genişliği gerektiren yüksek görüntü kalitesine ulaşmak için H264 ve HEVC gibi yeni video sıkıştırma standartları ortaya çıkmıştır. Bu standartlar, öncekilerine kıyasla %40 ile %50 bit hızı azaltma imkanı sağladı ve H264 ile 59 fps ve HEVC ile 300 fps arasında bir çerçeve oranı elde etti. TV yayın pazarındaki HD'ye hızlı dönüşüm ile, Türksat 2012 yılında 288 SD ve 29 HD TV kanalına ulaştı. Bugün, izleyiciler, Turksat uyduları üzerinden 375 SD, 136 HD ve 1 UHD kanalının keyfini çıkarabiliyorlar.

2014 yılında Turksat, Turksat 2A uydusu üzerinden yayınlanan ilk 4K / UHD (HEVC w / 50fps) test kanalını kurarak Türkiye'yi 4K HEVC yayın kanalı olan 4. ülke haline getirdi. Daha sonra Turksat ve TRT'nin iş birliğiyle bu iletimin yerini "TRT 4K" kanalı aldı. Buna ek olarak, ilk 4K video konferans 2015 yılında Turksat 4B uydusu üzerinden gerçekleştirildi.

 

Şu anda Turksat, 2019 yılında Turksat 5A (31o E) ve Turksat 5B'yi (42o E) filosuna eklemeye hazırlanıyor. Bu ekleme ile uydu kapasitesinin ve dolayısıyla gelirlerin piyasadaki daha agresif satış stratejileri ile artması bekleniyor. Türksat uydu kapasitesine ek olarak Mart 2016'da bir iş birliği anlaşması imzalayarak, Insmarat Plc önümüzdeki yıllarda MEA ve Orta Asya'daki kapsama alanını genişleten Turksat için tercih edilen mobil uydu iletişim sağlayıcısı oldu.

 

 

Cenk ŞEN

Türksat A.Ş. Genel Müdürü

Türksat A.Ş., hızla büyüyen Türkiye’yi, iletişim alanında layık olduğu noktaya taşımak amacına, Dünya standartlarında projelerle, bilişimden iletişime uzanan çeşitli faaliyet alanlarına yatırımlar yaparak, ulaşmaya gayret etmektedir. 

Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika’nın ortasında yer alan jeopolitik konumunun uzayda karşılığı olan uydu yörünge haklarının işletilmesi görevi, Türksat’a aittir.

Türksat, 7.haberleşme  uydusunu uzaya göndererek, Dünya devleriyle aynı ligde yerini almaktadır. Türksat bugün itibarıyla, 118 ülkede 3 milyar nüfusa hizmet verebilir hâle gelmiştir.

Aktif olarak görevini sürdüren dört uydumuz, Türksat 2A, Türksat 3A, Türksat 4A ve Türksat 4B tam kapasiteyle çalışmaktadır.

Milli haberleşme uydumuz Türksat 6A’nın sözleşmesi, 15 Aralık 2014’de Sayın Cumhurbaşkanımızın katılımıyla imzalanmıştır. Yazılımı ve tasarımı tamamen yerli olacak olan Türksat 6A uydusunun, 2019 yılında tamamlanması ve uzaya fırlatılması hedeflenmektedir. 

Türksat 6A kapsamında geliştirilen “Milli Uydu Platformu” bundan sonraki askeri ve sivil haberleşme uydularında kullanılabilecektir.

Tedarik süreci devam eden Türksat 5A ve Türksat 5B haberleşme uydularımızın sözleşmesi de bu yıl içinde imzalanacaktır. 

Türkiye’nin Dünya’da ilk 10 ekonomi arasında yer alma hedefi doğrultusunda, Türksat’ın da kendi alanında Dünya’nın ilk 10 uydu işletmecisi arasında olmasını amaçlıyoruz.

Türksat, ülkemiz medya sektörünün gücüne güç katmaktadır. Türksat uyduları ile ülkemizin sesi Dünya’ya ulaşmaktadır. 

Böylesi önemli bir sorumluluğu taşıyan bir şirket olarak yeni uydularımızla ilgili birçok projenin devreye alındığı proaktif bir dönem yaşıyoruz.

Bu kapsamda, şirketimizin yeni haberleşme hizmeti Türksat Net, kapsama alanı içinde her yerde bireysel kullanıcılara yönelik yüksek hızlı kesintisiz internet erişimi sağlayacaktır.

Türksat Net, Türksat 4B haberleşme uydusu üzerindeki Ka frekans bandından sağlanacaktır. 74 cm çapındaki küçük antenlerle, 25 Mbps hızında internet erişimi sunulacaktır.

Böylece karasal haberleşme altyapısının olmadığı özellikle okul, hastane, askeri karakol, şantiye gibi yerlerde yüksek hızlı internet erişim hizmeti verilecektir.

Türksat Net, deprem, sel gibi afetlerde zarar gören karasal haberleşme sistemlerini yedekleyerek, acil haberleşme ihtiyacını da karşılayacaktır.

Söz konusu hizmet, yalnızca Türkiye’yi değil, Almanya, Irak, Suriye, Filistin, Azerbeycan, Pakistan, Afganistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’ı da kapsamaktadır.  

Yeryüzünde çelik köprüler, demiryolları ve otobanlarla, gökyüzünde hava araçları ve uydularla, elektronik ortamda iletişim ağlarıyla insanları birbirine bağlamaktayız.

Türksat da, buna katkı sunmaya devam ediyor. Sadece uydu hizmetlerinde değil, e-Devlet Kapısı örneğinde olduğu gibi, bilişim ve kablo yayıncılığı gibi alanlarda da çok önemli başarılara imza atıyoruz.

2023 hedefleri doğrultusunda, uydu teknolojileri, bilişim ve kablo yayıncılığı alanlarında geliştirdiğimiz yetenekleri, bir üst noktaya taşıyoruz

 

 

 

KIZIL ELEKTRONİK

SAYİT BELET

Nedir bu HDR (High Dynamic Range) ve UHD Premium ?

Yazımda öncelikle, bu noktaya nasıl gelindi, zaman içinde neler değişti bunları anlatmaya çalışacağım.

 

RGB, YUV, MPEG gibi terimleri mutlaka duymuşsunuzdur. Bu konulara değinmeden önce işe daha da temelden yani insandaki görme duyusunu inceleyerek başlayalım. Bildiğiniz üzere, (biraz da basite indirgersek) görüntü denen olay bir matris üzerindeki noktalar kümesinden oluşmaktadır. Her nokta bir renk ile ifade edilir. Doğada renkler iki şekilde oluşur: yansıma ve ışıma. Görebildiğimiz tüm renkler üç ana rengin karışımı ile elde edilir. Bu ana renkler (ışımada) kırmızı (red), yeşil (green) ve mavidir (blue). Renkler gözde retina tabakasındaki üç tip hücre sayesinde (kırmızı, yeşil ve maviye denk gelen) algılanır.

 

İnsan gözünde renk haricinde özellikle ışık şiddetini algılamaya dönük ayrı bir tip hücre yapısı daha vardır. Karanlık ortamlarda renk algılaması durma noktasına gelse de ışık şiddeti algılaması devam eder bu da siyah beyaz da olsa karanlıkta görebilmemizi sağlar (zifiri karanliktan bahsetmiyoruz tabiki).

 

RGB

 

Yani Kırmızı, yeşil ve mavi. Yazımın devamında kolay anlaşılması bakımından tüm örnekleri mümkün mertebe bilgisayarlar üzerinden vereceğim.

 

Nasıl insan ve hayvanlarda görme sistemi varsa bilgisayarlarında görüntüleri oluşturmak için kullandığı çipsetler bulunmaktadir. Günümüzde bu işi ekran kartları yapmaktadır. Sıradan bir ekran kartı bu üç ana rengi 256 farklı tonda üretebilmektedir, bu da 256 x 256 x 256 toplamda 16.777.216 renk demektir ve True Color (gerçek renk) olarak adlandırılmıştır. İnsan gözünün 10 milyon civarında farklı rengi ayirt edebildiğini de eklersek neden “True Color” denildiğini de anlamış oluruz.

 

YUV (Y = Işık şiddeti, UV = renk)

 

Günümüzde özellikle yayıncılıkta ve her türlü harektli görüntülerde RGB’ye alternatif olarak kullanılan formattır. YUV formatı, RGB den farklı olarak, ışık şiddeti ve renk bilgisini birbirinden ayri ele alır. İnsan gözünde ışık şiddeti algılamasi renk algılamasına oranla daha fazla hassasiyete sahiptir. YUV da renk ve ışık bilgisi ayrı ayrı depolandığından, nokta (pixel) başına düşen bit (minimum veri birimi) sayısını Y ve UV için farklı oranlarda depolamak mümkündür. Mesela UV için Y’ye oranla daha az bit kullanılarak, görüntü kalitesinde farkedilebilir bir kayip olmadan genel anlamda veri tasarrufu sağlanabilir.

 

Sürekli karşılaştığımız YUV 4:4:4, YUV 4:2:2 ve YUV 4:2:0 bahsi geçen resim veya videoyu oluşturan karelerdeki (frame) Y ve UV orantısını ifade eder.

 

Özetle, YUV 4:4:4 için kayıpsız, 4:2:2 için UV (renk) detayı yarı yarıya azaltılmış. 4:2:0 için de UV bilgisi ¼ oranında azaltılmış diyebiliriz.

 

Ayrıca, YCbCr ve YPbPr, sırasıyla dijital ve analog olarak YUV formatında veri giriş veya çıkışı belirtir.

 

 

JPEG ve MPEG

Jpeg sabit, mpeg de hareketli görüntüleri (video) sıkıştırmak için kullanılan profesyonel algoritmaların adıdır. MPEG-1 – 90’lı yilların başlarında çıkan ilk versiyondur. Yayıncılıkta kullanılan videoların çözünürlüğü arttıkça daha etkili algoritmalara duyulan ihtiyaç MPEG-2 (h262), MPEG-4 (h263), MPEG-4 AVC (h264) ve günümüzde HEVC (h265)’in geliştirilmesine sebep olmustur. Bu saydığımız algoritmaların her biri bir öncekine göre ortalama %50 daha etkili sıkıştırma sağlamaktadır (aynı resim kalitesini koruyarak).

 

DVB (Digital Video Broadcasting yani Dijital Video Yayıncılığı)

 

Genel anlamda dijital ortamda veri aktarımı ister internet ister wifi, ister seri port ister yerel ağ olsun herzaman paket denen belirli boyutlardaki parçalara bölünerek, paket - paket seri bir şekilde yollanması ile oluşur.

Her bir protokol, fiziksel ve tanımsal formata sahiptir. Fiziksel format verinin ne üzerinden (hava, kablo, ışık) taşınacağını tanımlarken. Tanımsal kısım verilerin paketlenme biçim ve boyutunu belirtir.

 

Yukarıda saydığım protokollerin tamami iki yönlüdur. Bu da bağlanti yapılan her iki noktanın da birbirine veri iletebileceği anlamına gelir. Özellikle veri aktarımında oluşan hatalar alıcı tarafında tespit edildiğinde göndericiye bildirilerek, hatalı verinin tekrar iletilmesi saglanabilir.

 

DVB, yukarıda saydığım birçok protokolün (internet, seri port vs.) aksine tek yönlüdür. Öyle ki son kullanıcı sadece uydudan gelen veriyi (data) alabilir, hernagi bir veri gönderemez. Veri gönderimi sırasında oluşabilecek hataları iletemez.

 

DVB protokolü fiziksel olarak havadan yani kablosuz, format olarakta MPEG TS  kullanır. Asıllari dijital olan görüntü ve ses (+diger) verileri belirli frekans aralıklarında uydu üzerinden analog (örneksel) olarak yollanır bu dijital-analog kodlama işlemine modulation denir. Son kullanıcıdaki uydu cihazına LNB den gelen sinyal, tuner denilen kısımda tekrar dijital hale getirilir bu işleme de demodulation denir. Bu noktada cihaza (receiver) Mpeg TS formatında stream (başı sonu belli olmayan sürekli veri akışı) gelecektir.

 

Mpeg TS, belirli formatlardaki (mpeg 2, 4 vs) görüntü ve ses verilerinin tek bir stream üzerinden kullanılabilmesini sağlar, yani ayni frekans üzerinden birden fazla kanal izlemek bu sayede mümkün olur.

 

Evlerimizde kullandığımız uydu alıcısına (receiver veya set-top box da denir) yayınlar ulaşmadan önce hangi aşamalardan geçiyor bir göz atalim.

 

Aşamaları şu şekilde özetleyebiliriz : Stüdyo --> Transmisyon --> Uydu.

 

Stüdyo: Videonun oluştuğu, kameraların doğrudan kayıt yapdığı ortam olarak genelleyebiliriz, yani kaynak.

 

Transmisyon: Stüdyodan gelen yayınların uyduya gönderilmek üzere hazırlanıp uyduya yollandığı (uplink) yerdir.

 

Uydu: Transmisyondan gelen yayınlari belirli frekans aralıklarında yeryüzüne gönderir.

 

Uydudan HD (High Definition) yayınlar DVB-S2 standartı ile belirlenen protokol üzerinden yayınlanmaktadir. Tek basina HD tabiri 1280x720, Full HD 1920x1080 ve Ultra HD ise en az 3840x2160 çözünürlüklu yayınlari ifade eder.

HD yayıncılıkta kayıtlar stüdyo tarafında YUV 10bit ve 4:2:2 formatı ile yapılırken, uyduya YUV 10bit 4:2:0 formatı ile gonderilir ve uygun mpeg formatı ile sıkıştırılmıştır.

Gelecek sayımızda Color Depth’i anlatarak devam edeceğiz.

 

 

 

MERİH VİDEO

MEHMET RÜŞTÜ KORKMAZ

PARABOLİK ÇANAK ANTENLER

 

Parabolik yapı nedir, önce onu hatırlatalım.

Parabol tanımı:

Parabol; bir düzlemde alınan sabit bir F noktası ile K doğrusundan eşit uzaklıkta olan noktaların geometrik yeri olarak tanımlanır. Eğer K doğrusu yerine K düzlemi düşünülürse, K düzleminden çıkılan sonsuz dikmeler ile F noktasından eşit uzaklıkta olan noktalar bir paraboloid oluşturur.

Zaten her parabolik çanak anten de sınırlı bir paraboloid olarak düşünülmelidir.

Şekil bir parabol için çizilmiştir.

 

Düzlemdeki bir parabol ün cebirsel formülü:

 

y= ax²+bx+c  ( kartezyen koordinat sisteminde)

 

Bir parabolün eksenine dik bir düzlemle kesilmesi neticesinde, parabolik çanak anten elde edilir.

 

Tanımlar:

Çanak anten çapı .......................... : D ( diameter)

Odak uzaklığı.................................: f   ( focal distance)

Ç. anten derinliği............................: d ( depth)

Çanak antenin parametreleri arasında aşağıdaki bağıntılar vardır.

f= D²/16d

Buradan hareketle, odak noktası bilinmeyen bir parabol çanak antenin Çapı ve derinliği ölçülerek

formülde yerine konur ve “f”  odak uzaklığı hesaplanır.

Örnek verelim:

Anten çapı= 300 cm ve d= 52 cm olsun.

 

f= D²/16d............................300x300/16x52= 108 cm odak uzaklığı bulunur.

Başka bir örnek :

D= 400 cm

d= 100 cm

Odak uzaklığı: ?

f= 400x400/ 16x100=100 cm

Bu örnek üzerinde kritik bir özellik vardır ve  anten derinliği ile odak uzaklığı birbirine eşit çıkmaktadır.

f=d=100cm  bunun anlamı şudur. Odak noktası antenin ekseni ile ağız düzleminin kesiştiği yerdedir.

Yani f/D= 100/ 400= 0,25

Bu çanak anten verimsiz çalışacaktır.

f/D oranı ençok 0,25 olabilir, daha küçük yapılmaz, yapılırsa, odak noktasından antene bakıldığında, antenin uzak noktalarını odak göremez. Odak noktasında sanki bir göz var ve bu göz 180 derecelik bir açı içinde anten yüzeyini görmeğe çalışacaktır.

Odak noktasından bakan göz, anteni net bir şekilde görmelidir. O nedenle de antene bakan gözün açısı( alfa açısı) kabul edilebilir bir değerden daha büyük olmamalıdır.

Alfa açısının değeri 180 dereceden daha büyük olmamalıdır.

 

Her antenin tasarımcısının karar verdiği bir f/D değeri vardır.

F/D oranı seçilirken; antenin kullanılacağı yer, anten kazancı, alınacak işaretin seviyesi gibi hususlar değerlendirilir.

Eğer anten şehir içinde ve sanayi bölgesinde kullanılacaksa f/D küçük seçilerek, çeşitli gürültülerin( noise) antene girmesi önlenmiş olur.

Bu durumda verimden kaybımız olacaktır. f/D oranı büyüdükçe verim artar.

                                                     

Bizim üretimlerimizde f/D oranı 0,36 olarak alınmıştır.

f/D  oran= 0,36 seçmemizin sebebi, seçilen feedhorn'un antene baktığı açı  yaklaşık 139 derecedir.

Buradan hesaplanırsa f/D = 0,36 bulunur.

Kullanılan feedhorn (üzerindeki scaler ring olan yapı ) en yüksek randımanı 0,36 oranında vermektedir.

Kullanılacak feedhorn ve çanak bir bütün olarak ele alınmalı ve hesaplar buna göre yapılmalıdır.

Eğer Feehorn un f/D  oranı antenin f/D oranı ile aynı olmaz ise, antene gelen sinyalin bir kısmı feedhorn içine girmez( girenler de gürültülü olabilir) ve verim de düşer.

 

Odak noktasındaki göz sadece anten yüzeyinin tamamını görmelidir. Eğer gözümüz, anten yüzeyinin dışında kalan bölgeyi de görürse, işaretle birlikte gürültüyü de içeri alırız. Aksi durumda ise anten yüzeyinin tamamını göremeyiz ve boşuna büyük çanak anten kullanmış oluruz.

 

 

Gökhan SERT

OTT UYGULAMALARININ GELECEĞİ!

OTT  (Over the TOP), internet üzerinden yeni ve büyüyen pazar durumunda. Bir çok servis sağlayıcı yaygınlaşan internet kullanımı ve çeşitlenen internet bağlantı yöntemlerini göz önünde bulundurarak OTT  üzerinden içerik dağıtımına yönelmiştir.OTT ile yapılan dağıtım yöntemi temel olarak içeriğin internet üzerinden son kullanıcı ekipmanlarına (pc-telefon-tablet-settopbox-smarttv-oyun konsolları) güvenli olarak ulaştırılmasına dayanır.

Voice over Internet Protocol (VoIP) teknolojisi ile çalışan OTT (Over The Top) uygulamaları da (Viber, Skype, Tango, Line, Tictoc, WhatsApp vb), Internet şebekesi üzerinden veri iletimine imkan sağlayarak SES- SMS/MMS ve görüntü hizmeti sunabilme kapasiteleri ile tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yaygınlığını gün geçtikçe arttırmaktadır. Özellikle, akıllı telefon penetrasyonu arttıkça OTT uygulamalarının kullanım yaygınlığıda artmıştır ve artmaktadır.

Mobil terminal cihazları ile internet şebekesine bağlanarak çalışan söz konusu uygulamaların sayısı ve kullanım miktarları arttıkça mobil SES, SMS/MMS ve dolayısıyla data pazarları üzerindeki etkileri de daha belirgin hale gelmektedir. Örneğin; WhatsApp, Viber gibi mesajlaşma ve konuşma trafiği üzerine yoğunlaşmış OTT uygulamaları ile mobil ses ve özellikle SMS/MMS pazarına ait gelirlerde belirgin düşüşler gözlenmektedir.

Ayrıca, mobil internet trafiğindeki artış operatörler tarafından yapılan altyapı maliyetlerini de yükseltmektedir. İnternet üzerinden son kullanıcıya ulaşan OTT uygulamalarının gittikçe yaygınlaşması, mobil Internet trafiğindeki artışla beraber, rekabet koşulları, ülke ekonomisi, kamu güvenliği ve tüketici hakları üzerinde ciddi etkiler yaratmaktadır. OTT servislerinin herhangi bir düzenleyici ve denetleyici kurala tabi olmaması ise sektörün yetkinliğini tehdit etmekte olduğundan sürdürülebilir bir yatırım ortamının sağlanması için bu uygulamaların mobil iletişim sektörü ile rekabet edebilir hizmet/ürünlerinin de aynı biçimde düzenlenmesi gerekmektedir.

Sektörü tehdit etme gücüne sahip OTT uygulamaları hizmet sağlayıcıları, yurtdışı menşeli olmaları nedeniyle yerel vergi sistemine tabi değiller. Hizmeti Türk tüketicilerine Türkiye sınırları içinde vermiş olsalar bile bunun vergilendirmesi ülke ekonomisine girmemekte olup yatırım ve işletme maliyetleri yerleşik lisans sahiplerine göre çok düşük olduğundan hizmeti tüketicilere ücretsiz olarak verebilmektedirler. Bu uygulamadaki reklam gelirlerinin ise yine ülke ekonomisine girme şansı yoktur.

Ses ve mesaj iletimi sağlayan OTT servislerindeki artış yalnızca gelir kaybı yaratmamakta aynı zamanda bu servisler üzerinden yapılan aramalara ilişkin kayıtların düzenleyici kurumların (BTK (Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu), TIB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) vb) kontrolünde olmamasının çeşitli güvenlik sorunlarına da yol açması olasıdır.

Telefon görüşmeleri, CDR (Call detail report)’lar ve müşterilerin birçok gizli bilgisi yurtdışında yerleşik bu servis sağlayıcılar tarafından görüntülenebilir veya farklı amaçlar için kullanılabilir. Örneğin, Viber VoIP Ses Uygulaması sözleşmesinde tüketicilere ait olan teknik veya teknik olmayan bilgilerin kullanabileceğinden bahsetmektedir. Özellikle dikkat çeken bu uygulamalar Telefon numaraları, CDR bilgileri ve tüketicinin coğrafi lokasyonu gibi bilgilere ulaşabilmekte ve bu bilgileri kullanabilmektedir. 

5809 sayılı yasanın 47. ile 52. maddeleri arasında Tüketici ve Son Kullanıcı Hakları düzenlenmiş olup, “Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliğine” göre lisanslı servis sağlayıcıların yükümlülükleri belirlenmiştir. Fakat Viber, Skype ve Whatsapp gibi uygulamalar aynı nitelikte elektronik haberleşme hizmeti vermelerine rağmen; karşılığında hizmet kalitesi garantisi sağlamamaktadırlar.Bilişim sektörlerinde sürekli artan yatırım ihtiyacının karşılanması için sektörde faal olan ve kar elde eden tüm oyuncuların desteği gerekmektedir.

Bugün Avrupa ve Amerika başta olmak üzere, tüm dünyada OTT’lerin bir takım yasal yükümlülüklere tabi tutulması tartışılmaktadır. Örneğin, Fransa, Almanya ve İngiltere’de vergi kanunlarında değişiklik yapma üzerine bir takım çalışmalar yapılmaktadır. Avrupa Birliği; mevcut mevzuattaki ‘Elektronik Haberleşme Sağlayıcıları’ tanımını değiştirerek, OTT’leri de kapsayacak daha kapsamlı bir tanımlama oluşturma hazırlığındadır.

ABD’de ağ tarafsızlığı politikasına ilişkin mevcut tartışmalar nedeniyle; lisanslı işletmeciler ile OTT’ler arasında hizmetin aksamadan devam edebilmesi için bir takım önceliklendirme anlaşmaları imzalanmıştır (Netflix’in Verizon ve AT&T ile imzaladığı anlaşmalar örnek olarak gösterilebilir). Benzer anlaşmaların ülkemizde de gerçekleştirilebilmesi için uygun ortam sağlanması, bir politika seçeneği olarak değerlendirilmelidir.

İşletmecilerin veri trafiklerini belirli koşullar altında yönetebilmesine ve asgari internet hizmetlerini herkes için sağlamak kaydıyla trafik önceliklendirmesi yapabilmelerine olanak tanınmalıdır.

Son yıllarda tüm dünyada OTT hizmetlerine Akıllı Ev Sistemleride dahil edilmiş olmuş olup, uzak doğu ürünlerinin piyasada yaygınlaşması ile Türkiye’de de bu  sektörün hızla yaygınlaşması olası görünmektedir.Bu konuda yurtdışı örnekleri olduğu gibi Türkiye’de de Telekom firmaları hazırlık içindedir.

 

AKILLI EV NEDİR?
 

Akıllı ev, bir merkezden kontrol edilebilen, birbirleriyle haberleşebilen, ilişki kurabilen ve bütün bu teknolojiler sayesinde ev sakinlerine, daha tasarruflu, daha güvenli, daha konforlu, ihtiyaçlara cevap verebilen ve hayatı kolaylaştıran bir yaşam sunan evler olarak tanımlanabilir.

Akıllı ev, en anlaşılır tanımıyla içinde yaşayan insanlarla sürekli etkileşim içinde olan ve verilen emirler doğrultusunda görevlerini yerine getiren evdir.

Akıllı ev kavramındaki en önemli nokta evinizde uygulanan otomasyon sisteminin tamamen kendi istediğiniz şekilde oluşması olarak değerlendirilebilir. Örneğin bir kumanda ,dokunmatik bir panel yada akıllı cihazlarla cloud yapı üzerinden evinizin aydınlatma sisteminden, güvenlik kameralarına ya da perde panjur kontrolünden ev sinemasının yönetimine kadar bütün isteklerinizin gerçekleşmesi bir tuşa dokunmak kadar kolay hale gelmiştir. Gelişen teknolojiden evler de kendi payına düşeni almıştır. Kısa bir zaman öncesine kadar hayal olarak nitelendirilen akıllı evler günümüzde gerçeğe dönüşmüştür.Günümüzde, ev ve iş yaşantısını kolaylaştırmak ve günlük hayattaki faaliyetleri daha kolay yapabilmek için teknoloji daha fazla kullanılır hale gelmiştir. Gelişen teknolojiye bağlı olarak, işlerin gerçekleştirilme süresi de kısalmış ve işlemlerin yerine getirilmesi daha kolay hale gelmiştir. Günümüzde otomasyon alanında çok önemli uygulamalar gerçekleştirilmekte olup, evlerde kullanılan cihazların kontrol edilebilmesi için tasarlanan sistemler akıllı bina otomasyon sistemlerini ortaya çıkarmıştır . Akıllı ev ve bina otomasyonunun temel prensibi yapılarda daha güvenli, daha konforlu ve rahat mekanlar sunmaktır. Bina içinde ve dışında bulunan güvenlik, aydınlatma, ısıtma-soğutma, havalandırma, iletişim, müzik ve ev sinema sistemleri, giriş ve çıkış noktaları, yaşam tarzlarına uygun senaryolar dahilinde programlanarak insanlara daha çok serbest zaman, konfor ve kontrol rahatlığı sağlanmaktadır. Akıllı ev ve bina otomasyonu içerisinde motorlu panjurlar, rüzgar ve güneş ışığı sensörü, ses ve görüntü kontrolü, bahçe sulama, güvenlik sistemi, aydınlatma ve ısıtma-soğutma sistemi kontrolü gibi bir çok birim telefon ve internet üzerinden kumanda olanağına sahiptir. Dünyada akıllı evler değişik çalışma prensiplerinde üretilmektedir. Bu çalışma prensipleri temelde aynı olsa da, altyapı kurulumu ve sistem becerileri açısından farklılıklar gösterebilir. Her bir sistemin birbirine göre avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Bunlar maliyet, modülerlik, kurulum ve beceriler olarak dört başlıkta toplanabilir. Temelde tüm sistemlerin yaptığı işlemler aynıdır; programlanmış belirli senaryolar dahilinde uzaktaki noktalardan telefon, internet veya uzaktan kumandalar ve tuş panelleri ile sistemin ve sisteme bağlı olan cihazların kumanda ve kontrolünü sağlamak. Kumanda edilecek alt sistemlerin sayısı ve çeşidi arttıkça akıllı eve düşen yük de artmaktadır. İşte bu noktada sistemlerin beceri ve kapasiteleri devreye girmektedir. 

Akıllı ev kavramı birçok farklı yerde kullanılmaktadır, ancak gerçek anlamda akıllı evin ne olduğunu anlamak için öncelikle evleri sınıflandırmak gerekir.

 

 

Teknolojik evler gelişmişlik sırasına göre üç ana başlık altında toplanabilir.

 

1)Kontrol Edilebilir Evler

 

Kontrol edilebilir evler mevcut cihaz ve sistemlerin çeşitli kumanda sistemleri ile kolaylıkla kontrol edildiği evlerdir.Yani ev sadece o anda komut alarak o an istenilen durumu oluşturur. Bu tip evler de kendi aralarında; evdeki tüm eşyaların tek bir uzaktan kumanda ile kontrol edildiği durumlar, farklı aletlerin birbiriyle bağlantılı olduğu durumlar ve görünmez kontrol ünitesiyle yönetilen evler gibi kategorilere ayrılmaktadırlar.

 

2)Programlanabilir Evler

 

Bu evler statik programlama ile evde yaşayan insanların daha önceden girdiği eylem zincirine tepki verebilen evlerdir. Bu evlerde kullanılan yazılım güvenilir olmalıdır.Evlerin kötü yanı, değişik bir senaryo istendiğinde sisteme statik olarak girilmesi gerekliliğidir. Bir senaryodan

memnun olunmamışsa, bu senaryoyu değiştirmek evde yaşayanlar tarafından yapılmak zorundadır. Bu sınıftaki evler; zamana ve sensörlere tepki veren programlanabilir evler,zamana göre programlanabilmenin, sensörlere göre tepki verebilmenin yanında koşul ve durumlara göre hareket edebilen evler olarak iki gruba ayrılabilir.

 

3. Yapay Zekaya Sahip Evler
 

Programlanabilir evler ile benzerlik gösterir, fakat programlanabilir evlere göre daha gelişmişlerdir.Programlanabilir evlerde senaryolar insan yardımı ile hazırlanmakta iken bu evlerde senaryo girişi yapılmaz. Bu evlerin öğrenme yeteneği vardır. Bu evler, kendi kendine

inceleyip, buna göre kendi ayarlarını ve senaryolarını oluşturabilen evlerdir. Şimdilik ne Türkiye’de ne de yurt dışında bu kapsamda uygulanan çok fazla örnek yoktur.

 

4)Engelli İnsanlar İçin Akıllı Evler
 

Akıllı evler yaşlı insanların bağımsız hayatı ve fiziksel engelli insanlar için çok iyi düşünülmüş bir alternatiftir. Eve yerleştirilmiş birçok akıllı cihaz, ev sakininin hem hareket etmesinde yardımcı olur hem de 24-saat sağlık kontrolü altında tutabilir.

 

5)Vücut Hareketlerini Kullanarak Akıllı Ev Kontrolü
 

Akıllı evdeki kontrolün sağlanmasının diğer bir yolu da insanın vücut hareketlerini kullanmaktır. İki çeşit vücut hareketi vardır: doğal ve yapay hareketler. Doğal hareketler, anlamsız ve belirsiz hareketlerdir. Ama yapay hareketler, önceden tanımlanan işaretleri kullanarak çeşitli anlamları ifade edebilirler

 

DRM değişikliklerine bağlı müşteri kaybından kaçınmanın yolları

İRDETO: MUTLU CERİTOĞLU

Web tarayıcılarında 2014’ün sonlarında başlayan değişimlerin devamı olarak açıkça görülüyor ki DRM eklentileri (DRM Plug-in) yavaş yavaş ortadan kaldırılıyor.

Bu surec, Google’ın Chrome’un Apple Mac platformunda Silverlight’I desteklemeyen bir versiyonunu sürmesiyle başladı. Silverlight, PlayReady korumalı içeriğin yeniden oynatılmasını sağlayan bir eklentidir ve Chrome’un takip eden sürümünde kişisel bilgisayarlarda devre disi birakildi.

Bu neden büyük bir mesele? Bu, Chrome kullanan hiçbir kullanıcınin artık PlayReady korumalı içeriğe ulaşamayacak olması demek oluyor ve Chrome’un tarayıcı pazarının aslan payına sahip olduğu (bölgeye bağlı olarak %30 ile %50 arasında) düşünüldüğünde de çok sayıda mutsuz kullanıcınin ortaka cikacagi anlamina geliyor.

Peki, neden kullanıcılar başka bir tarayıcıya geçmiyorlar? Tabii ki geçebilirler, ancak kullanıcılar arzuladıkları içeriğe alışık oldukları şekillerde ulaşamadıklarında önemli sorunlar olabiliyor. Mesala bazı kullanıcılarbu degisiklikten dolayi  hizmet sağlayıcılarını suçlayabiliyorlar. En iyi ihtimalle, kullanıcılar tarayıcılarını değiştirmeleri gerektiğini anlayacak ve  en kötü durumda da operatörler müşteri memnuniyetsizlignden dolayi kayiplar yasayabileceklerdir.

Bu değişimler, sektör bazında bir evrimin başlangıcını işaret ediyor. Her şey daha karmaşık ve parça parça olacak. Basit ve tek bir DRM’i olan bir OTT hizmeti teklif etmek geçmişe ait olacak. Yeni DRM teknolojileri artan şekilde cihaz ve tarayıcıya özel olacak, OTT işletmeleri multi-DRM stratejileri geliştirmeye ihtiyaç duyacak.

Bu parçalanma devam ettikçe, çok sayıda DRM’i, cihazı ve tarayıcıyı yönetmek artan oranda zorlaşacak. Operatorler karmaşık ekosistemleri yönetmeye ihtiyaç duyacak ve kaynaklarını etkin bir şekilde kullanmanın yollarını aramaları gerekecek ve kendi temel işleri olan en üst kalite hizmet sunmaya odaklanmalarını sağlamak için kendilerini özgürleştirmeleri gerekecek.

Web tarayıcılarının evrimi

Sektör, DRM-korumalı içeriği de çalıştırabilen HTML5 web tarayıcılarına doğru kaydıkça Silverlight, Adobe Flash ya da Widevine eklentilerine olan ihtiyaç da giderek ortadan kalkmaktadir.

Bu, gelişmiş hız, stabillik ve güvenlik sağladığı için genelde pozitif bir durum olarak algılanmaktadir. Eklentiler, hacker’lar için kolay giriş noktaları olarak algılandığından, premium içeriğin korunması HTML5 platformlarında artacak. Eklentilerin yüklenmesi ve güncellenmesi de zayıf bir kullanıcı deneyimi sağlıyor, hatta müşteri desteğinde operator maliyetlerine yol açabiliyor. Doğruyu söylemek gerekirse, kullanıcı açısından bakıldığında eklentiler pek de özlenmeyecekdir.

Ancak, Internet tarayıcı tedarikcileri aynı zamanda DRM teknolojisi sağlayıcıları da olduğu için her tarayıcı tedarikcisinin doğrudan kendi taratıcılarının içinde, özel DRM’leride (bazen kendilerine tescilli olan) sunuyorlar ve sunuyor olacaklar.

Web tarayıcıları kendi platformları içinde özel DRM teknolojisi uyguladıkça veaynı zamanda diğer DRM eklentileri için destek vermeleri de azalttikca, kullanıcılar artık tarayıcılarına gömülü olmayan bir DRM teknolojisiyle korunan bir içeriği izleyemeyecek duruma geleceklerdir.

Bu OTT hizmet sağlayıcılarını nasıl etkileyecek?

İçerik dağıtıcılar , PC ve Mac’e video hizmetleri dağıtan operatörler her bir tarayıcının kendi kullanıcıları tarafından kullandığı DRM formatlarını desteklediklerinden emin olmak zorunda kalacaklardir. Buna nasıl erişilebileceğinin bir örneği Avrupa’nın en büyük bağımsız medya kuruluşu ProSiebenSat.1 Grubu’na ait olan ve Avrupa’nın Almanca konuşulan kısmının en popüler OTT video hizmeti olan maxdome ornek verilebilir. Maxdome, çok çeşitli cihazlar üzerinde, teknoloji sayesinde tutarlı bir kullanıcı deneyimi sağlamayı başardı ,yakın zamanda HTML5 ve MPEG DASH streaming temelli Chrome desteği de verebilen yeni bir stratejiye yöneldi ve PlayReady’nin ötesinde genişlemekye devam ediyor.

Maxdome’un bu yoldaki son adımı, HTML5, MPEG-DASH adaptive streaming ve Google Widevine DRM kullanan Chrome tarayıcısı icin bir cozum gelistirmesi oldu. Maxdome, Orange Lab referans oynatıcısı üzerine kurulu olarak kendi HTML5 video oynatıcısı olan hasplayer.js’yi üretti.

Maxdome’un CTO’su Erno Hembel bunun üzerine yorum yaparken “Irdeto Multi DRM Platform sayesinde genislemeye halen devam ettikleri yeni platformlarda HTML5 ve MPEG DASH stratejilerini sorunsuz ve düşük operasyonel karmaşıklıkla basardiklarini , gelecekte, pazarın dikte ettiği gibi daha fazla müşteri, tarayıcı ve DRM’e destek eklemek için bu yaklaşımın kullanilmasi vede sorunları ve TCO’yu minimize ederken hizmetin geliştirip demode olunmasinin onune gecilmesi gerektigini belirtti.

Bu ve diğer deneyimlerden bakıldığında su netki ,DRM değişikliklerinin etkisi DRM güvenliğini etkilemekten çok daha büyük. Aslında, bu değişiklik aşağıdakileri de içermek üzere tüm video dağıtım ekosisteminin birçok bileşen ve işlevini etkileyecek:

  • Yaygın şifrelemeyle DASH paketleme: Operatörler kullandiklari içerik paketlemelerini DASH ve CENC’i destekleyecek sekilde yukseltmeyi incelemek zorunda kalacaklar. Paketleyiciler, Multi-DRM, CENC-yetenekli anahtar yönetim sistemlerine entegre edilmek zorunda kalacaklar.
  • HTML5 tarayıcılarda çalışabilen JavaScript video oynatıcı: Tarayıcılar üzerinde korumalı içeriği oynatmak için HTML5, MSE ve EME eklentilerini güçlendirmek için operatörler JavaScript DASH oynatıcıları da uygulamak zorunda olacak.
  • Multi-DRM desteği: Gorulen Tarayıcı pazarı cesitliliginde, temel web tarayıcılarına hitap edebilmek için operatörler multi-DRM stratejisine sahip olmalı.
  • Migration Path (Göç Yolu): Operatörler, gelecekte de belli bir süre daha Legacy DRM’lerin ve dağıtım sistemlerini (örn. Connected TV, eski tarayıcı versiyonları ve eski cihazlar)  desteklemek zorunda olacaklar.

Sektör bazında değişime ayak uydurmak için operatörler ve hizmet sağlayıcılarının mevcut işleri, operasyonel altyapılarıni ve gelecek ihtiyaçlarıni belirlemek için tam bir analiz yapmaları gerekmektedir.Operatorlerin mevcut ve gelecek icin  hedefledikleri platformlarına ulaşmaları için gerekli olacak farklı DRM teknolojilerini değerlendirmeleri gerekmektedir.

Ek olarak, sürekli artarak karmaşıklaşan bir ekosistemi yönetmenin kaynakların etkin bir kullanımı mı olduğunu yoksa bir yandan kullanıcılarına en uygun deneyimi sağlarken, karmaşıklığı azaltıp günden-güne operasyonları kolaylaştıran ,yeni bir teknolojiye geçişlerden etkilenmeyen bir cozum yaratmanın mı daha doğru olduğunu da incelemeliler.

 

TEK KABLO ÜZERİNDEN BİNLERCE ABONEYE: HEADEND SİSTEMLER

VAZGEÇEMEDİĞİMİZ EĞLENCE MERKEZLERİMİZ: TELEVİZYONLAR

TRON: Ünal İŞLER

Tüketici algı ve yönelimlerinin değişimi ile birlikte, bugünün iş modellerinde de büyük ve hızlı bir dönüşüm yaşanmakta. Bu dönüşüm sonucu küresel bir köy konumuna gelen dünyamızda yoğun bir bilgi alışverişi gerçekleşmektedir. İnsan sesinden daha fazla radyo frekansıyla çarpıştığımız bu yeni küresel düzen içerisinde; işleyebildiğimizden daha fazla veriye ve kullanabileceğimizden daha fazla ürünü sahibiz. Yani post-apokaliptik bir gelecek portresinin gerçekleşmesinden bir adım önceki anları yaşıyoruz bugünden. Elbette ki etrafımızı çevreleyen teknolojilerde meydana gelen değişim; ürün ve marka odaklı rekabeti arttırmakla kalmayıp, bu ürünlerin nihai kullanıcıların hayatlarında kolaylık sağlama misyonunu da zorunlu kılıyor.

Kitlesel iletişim araç çeşitlerindeki artışa ve mobil teknolojilerin önlenemez yükselişine rağmen oturma odalarımızın eğlence merkezi olan televizyonlar, hayatımızdaki vazgeçilmez yerini hâlâ korumakta. Küresel olarak televizyon izleme istatistiklerine bakarsak;

  • Günlük ortalama televizyon izleme süresi: 5 saat
  • Ortalama bir yaşam ömründe toplam televizyon izleme süresi: 9 yıl

Sadece bu iki rakam bile televizyonların hayatımızdaki rolünü göstermekte. Bugün internet tabanlı platformların bile televizyon hizmeti vermek için birbiri ile yarıştığını da göz önüne alırsak, 1950’lerle beraber dünyada yoğunluk kazanan televizyon izleme alışkanlığımızda bu yüzyıl içinde de vazgeçmeyecek gibi görünüyoruz.

Öte yandan toplu yerleşim birimlerine olan talep son 20 yılda hiç olmadığı kadar büyük artış gösterdi. Son 50 yılda dünya nüfusunun iki katından fazla büyüme göstermesi, bizi kısıtlı kaynaklarla daha dar bir alan içinde beraber yaşamaya iten güç oldu. Ve toplu yaşam birimlerine gösterilen yoğun ilginin bir uzantısı olarak televizyon yayınlarına erişim biçimimizde değişim gösterdi. Bu değişimin kalbinde yatan dinamik ise tek bir kelime olarak literatürde yerini aldı; Headend!

 SMATV HEADEND SİSTEMLER

SMATV Headend genel bir ifade ile; toplum yaşam birimlerinde uydu yayınlarını bir merkezden gelen kablolarla abonelere ulaştıran ve her abonenin ayrı bir TV yayın sistemine sahip olmadan kusursuz bir televizyon izleme deneyimi yaşamasını sağlayan sistemler olarak adlandırılabilir. Her bir dairenin ısınması için ayrı bir çözüm arayışına gitmesine doğalgaz ve merkezi ısınma sayesinde günümüzde gerek olmadığı gibi, Headend sistemlerle de her abonenin kendi çanak antenini kurması veya kablolama ile uğraşmasına da gerek yoktur. Ayrıca Headend sistemler sayesinde yayınların ilave bir cihaza ihtiyaç duyulmadan tüm odalardan aynı anda izlenebilmesi de, günümüzde bir dairede birden fazla televizyon olduğunu düşünürsek büyük bir avantaj olarak görülmelidir.

Headend sistemler, diğer elektronik cihazlardan farklı olarak yaşam ömrü boyunca kesintisiz olarak çalışır durumda olmak zorundadır. Çok aboneye hizmet vermesinden dolayı arıza oranının profesyonel standartlarda çok düşük olması gerekir. Bu durum pazarın altyapısına ve şartlarına uygun sistem kullanımını gerektirir. Doğru sistem ve ürün tercihinde uygulamacı ve kullanıcılar şu faktörleri göz önünde bulundurmalıdır;

• Çalışma sıcaklığına karşı direnç!

• Şebeke gerilimindeki değişikliklerden etkilenmeyen güç kaynağı!

• Elektrik kesintilerinden etkilenmeden devreye girme!

• Ortam şartlarındaki değişikliklere uyum (tolerans)!

• Hızlı ve yerinde, yedek parça ve servis olanağı!

Her teknolojik konsept gibi Headend sistemlerin de sunduğu içerik ve kullanım biçimine göre farklı çeşitleri bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın ikisi olan Analog Headend ve Dijital Headend sistemlerin temel özellikleri ve öne çıkan fonksiyonlarına bakarak, hem bu sistemleri daha yakından tanımış hem de doğru sistem seçimi konusundan bilgi sahibi olmuş oluruz.

1.        ANALOG HEADEND SİSTEMLERİ

Tüm toplu TV erişiminin uygulandığı yerlerde, eski-yeni bütün televizyonların ek cihaz/çevirici vb. olmadan tüm noktalardan erişebileceği yayın sistemidir. Bu nedenle açık olarak yayınlanan, başta ulusal kanallar olmak üzere, izleyici profiline uygun olarak genel kabul gören TV yayınlarının verildiği yayın formatıdır. Tüm TV alıcılarında dijital dönüşüm tamamlanıncaya ve “karasal dijital yayınların” yaygınlaşması sonrasında “karasal analog yayınların” sonlanmasına kadar bu temel yayın standardı önemini koruyacaktır.

2.       DİJİTAL HEADEND SİSTEMLERİ

Dijital sistem; yüksek kanal kapasitesi, üstün görüntü ve ses kalitesi gibi sağladığı faydalar ile teknolojik bir sıçrama olarak görülmektedir. Ancak teknolojinin sunduğu bu değerlerden en yüksek verimle faydalanabilmek için seçilecek sistemin taşıması gereken özelliklerin sorgulanması gerekmektedir. Bu nedenle özellikle; bugünün ve geleceğin HD kanallarına uyumluluk, farklı uyduların kanal dağılımı doğrultusunda bağımsız paket oluşturup kapasite ve maliyet optimizasyonu gerçekleştirme (REMUX), merkezden kanal sıralama (LCN), uydu yayın platformların şifreli kanallarını çözebilme gibi birçok özellik dikkate alınmalıdır.

Bu özellikler; kapasite, verimlilik, içerik, kullanım alanı ve gelecekteki ihtiyaçlara cevap verebilmenin dışında, sistemin nihai maliyetini optimize etmek ve yıllarca sorunsuz olarak kullanabilme açısından büyük önem taşır.

Ayrıca Dijital Headend sistemlerinden faydalanabilmek için kanalların izleneceği tüm televizyonları dijital yayınları alabilme özelliğinin olması gerekir. Aksi takdirde ek bir cihaz kullanılması (set-top box) gerekecektir. Bu noktada bir iyi haber olarak belirtmek gerekir ki; son birkaç yıldır üretilmekte olan tüm televizyonlarda analog yayınların yanı sıra, dijital kablo ve dijital karasal yayınları alabilmelerini sağlayan özellikler de bulunmaktadır

 

 

 

YUKARIDA İŞLER DEĞİŞİYOR

EUTELSAT: Ömer KARATAŞ

Artık uzun zamandır hayatı ışık hızında yaşıyoruz, tüketiyoruz, görüyor ve unutuyoruz.  Bu yazı hafızadan kağıda dökülmüş keskinliği ve detayları konusunda iddası olmayan ancak kısa bir soluklanmayla geriye bakıp nereden geldik nerelere gidiyoruz sorusuna basit ve bireysel bircevap vermek, belki de daha fazla soruyu tetiklemek üzre kaleme alınmıştır. Not edeyim, bireysel ve hafıza kaynaklı bir içeriktir. ‘ Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik, döndük baktık bir arpa boyu yol gitmişiz ‘in bir tezahürü.

Ingiliz Bilim kurgu yazarı ve mucit Arthur Clarke ın  teknolojinin sadece T si ortalıkta gezerken matematiğin  insanlığın tarihi kadar derinliğinden, insanın ufkunu aşan zenginliğine odaklanarak ortaya koyduğu ‘Uydu İletilşim Sistemi ‘ önerisinin üzerinden 70 yıl geçti.

Biz bu kelimeyi telaffuz edenleri yerin dibine gönderirken, Türkçesi ‘yoldaş’ olarak anlamlandırılan ve uzaydaki teknolojik yarışı tetikleyen Sputnik1 uydusunun Ruslar tarafından atmosfer dışına gönderilmesi üzerinden 59 yıl geçti.

Atasözü bize ait ‘ erken kalkan yol alır….’ ama  adı bu anlamı  taşıyan ‘ early bird’  haberleşme uydusu  Amerikalılar tarafından Arthur Clarke ın matematiksel modellemesini yaptığı ‘geosenkron’ yörüngeye yerleştirilmesi üzerinden 50 yıl geçti.

Intelsat, Eutelsat, Comsat, Panamsat, Loral,  Hughes, Aerospatiale ,Astra ve buna benzer ‘sat’ lı, ‘sat’ sız yüzlerce üretici, işletici sektörel firmaları duymaya başladığımız günlerden bugüne 40 yıl geçti.

Yedi düvelle telefonlaşırken , üzerinden 15 telefon kanalı geçen 32m çaplı, 270 ton ağırlıklı yer istasyonunu ile Amerika, Afrika , Avrupa ilea lo demenin üzreinden 30 yıl geçti.

‘oldu mu hanııım…’ diye çatılardan aşağı seslenirken , çubuk antenlerden uydu antenlere geçişi başlattığımız, siyah beyaz da olsa TRT yayınlarını uydudan almaya başladığımız günlerden bugüne 29 yıl geçti.

TRT nin karasal şebekesini kurmak ve yaygınlaştırmak ciddi bir servet ve insan gücü gerektirirken, aynı yaygınlığıa ve daha fazlasına  ‘an’ itibariyle kavuşturan Uydu sisteminin özel televizyonlar tarafından kullanılması ve Eutelsat F1, F2 uydu isimlerini bireysel olarak kelime dağarcığımıza eklediğimiz günlerin üzrerinden 26 yıl geçti.

Gurbette olmanın dayanılmaz ayrılık acısı ile memlektten haber almanın  adresine ulaşması aylar süren mektuplara bel bağlamanın alternatifi olan, dilimizle, sözümüzle gurbet elde adlarını bildiklerimizi seyrettiren TRT INT yayınını Eutelsat F1 uydusu üzerinden Avrupa ya gönderişimizin üzerinden 24 yıl geçti.

Birincisini yarı yolda talihsizliğe kurban ettikten sonar ikincisini büyük bir sevinçle adresine gönderdiğimiz ve Milli Filo nun ilk temsilcisi Turksat 1B uydusunu 42 derecedeki yörüngesine yerleştirdiğimiz günn üzerinden 22 yıl geçti. 

Uzak haberleşmede Telexten, fax  ve bilgisayarlara geçişin yaşandığı  süreçte bankaların, çok şubeli firmaların, eğitim kurumlarının data haberleşmeleri için   karasal hat için aylar yıllarca kuyruk oluşturup, sıra beklediği günlerde VSAT terminalleri ile üç saat içinde haberleşme hizmeti sunulduğu günden bugüne 21 yıl geçti.

Çok kanallı yayınların bi ripe dizili tesbih taneleri gibi yanyana geldiği ve bir  uydu terminali ile her yerden alınabildiği, LNB, çanak, Kutu, Hotbird gibi kelimelerin günlük hayatımıza girip, balkonlarda, duvarlarda, çatılarda değişik boyut ve yönde antenlerin  artık sürüler halinde kurulmaya başlandığı günlerden bugüne 17 yıl geçti.

‘Gelecekte birgün gelecek’ sloganıyla DVD kalitesinde görüntü, CD kalitesinde Ses iddasıyla, anteni küçülten, yüzlerce televizyon kanalını bir kutuya sığdıran üstelik kumandayla izleyiciyi seçeneğinin patron yapan Digiturk ün hizmete başlamasından bugüne 16 yıl geçti.

Telefon hattı üzerinden çevirmeli yöntemle ve düşmesi-kalkması ile meşhur 1200kbps lik hızı ile adına Internet dediğimiz buluta yolculuğumuzu uydu üzerinden telefon hattının olmadığı mecraya da taşıyan , dışarıda adına ‘Opensky’ içeride ‘ skyrunner’ dediğimiz ilk Uydudan Internet hizmetinin verildiği  günden bugüne 16 yıl geçti.

Kullan, öğren, taaklit et, orjinalini yap, daha iyisini yap sosyolojik gelişim sürecine öykünerek, işletmecilikten üretime evrilmenin gayretiyle  uydumuzu kendimiz yapacağız ve ilk 100% yerli uydumuzu 2014 yılında yörüngesinde göreceğiz politik söylemini gazete manşetlerine taşıdığımız günden bugüne 11 yıl geçmiş.

Yanında şu da olsun bir bakalım tutarsa ilerleriz düşüncesiyle, TV amaçlı işletilen Hotbird uydusu üzerindeki gerekli teknik donanımla Ka-band ve çift yönlü ilk internet hizmetinin Avrupa da uydu üzerinden başlatıldığı günden bugüne 9 yıl geçti.

Karlı da olsa az-çok seçilebilen görüntüye alışık bir nesle , renkli ve cam gibi görüntünün ötesinde ‘yüksek kaliteli’  HD formatlı ilk futbol yayının Digiturk tarafından izleyici ile buluşmasının üzerinden 8 yıl geçti.

Hotbird üzerindeki sınırlı deneyimle,  teknolojiyi anlamak ve geliştirmek, bireysel ve kurumsal pazarı anlamak ve geliştirmek,  geniş ölçekli data networkunu kurmak, işletmek gibi birikimin verdiği destekle 100% data haberleşmesine hizmet verecek, türünün ilk ve halen en gelişmiş Internet uydusu olan  KASAT uydusu yörüngesinde yerini aldığı günden bugüne 6 yıl geçti.

Siyah-beyaz, renkli, analog, digital, MPEG2, MPEG4 gibi teknolojik ve terminolojik süreçlerden geçen TV yayıncılığı daha baskın bir idda ile kendisini yenileyerek 3D den sonra daha hızlı giriş yapan ve gelişimini de hılı götüren UHD teknolojisi ile televizyon setleri ile tanıştırdı.  Bugün Avrupa kupa maçlarının bellibir bölümünü  UHD formatında  canlı olarak izlerken,  Uydu üzerinden ilk UHD test yayınını Eutelsat ile gerçekleştiren Digiturk ün UHD gelecekse bizimle gelecek demesi üzerinden 3 yıl geçti.

Dokunamadığımız, hacmini bilemediğimiz ama ekmek su gibi günlük yaşantımızdan eksik etmediğimiz Internet denilen olguyu ‘eğitim şart’ düsturu kapsamında okullarımıza da dahil ettiğimiz, bu kapsamda 5000 den fazla köy okullarını da 2 aylık gibi kısa bir zaman diliminde uydudan internetlendirdiğimiz günden bugüne 3 yıl geçti.

KASAT uydusunun vermis olduğu başarılı sonuçla, modalaşma noktasına gelen sektörel devinimle artık bütün uydu operatörlerinin gelecek planlarını yenilediği, KA band uyduyu acil sipariş listesine dahil etmesiyle birlikte , bir tarafında  KA band  donanıma sahip olan Turksat4B uydusu yörüngesine yerleşeli 10 ay oldu.

Hızlı büyüme, inanılmaz sermaye birikimi ile birlikte teknolojik ve hizmet çeşitliliğine gitmek zorunda kalan büyük internet devleri, Internet altyapısının olmadığı veya çok zayıf olduğu geniş ve nüfuslu coğrafyaya uydu üzerinden erişim imkanını keşfedeli, ve Facebook un Afrika da Internet için Eutelsat la yapmış olduğu işbirliği üzerinden  9 ay geçti.

Sahip olduğu katı yakıtın miktarı ve kullanım  ritmi ile belirlenen ve tahminen 12-15 yıl olan uydu ömrü, yeni nesil tamamı elektrik donanımlı mekanik yapı sayesinde ömrünü 20-30 yıl a uzatırken, türünün ilk ve başarılı olarak yörüngesine ulaşan E65W  uydusu işletmeye gireli 5 ay oldu.

Deneyime duyulan güven,  zamanın yetmediği ve beklemenin kayıp olacağı algısıyla rakiplerin ortak olduğu durumları yaşadığımız bu yeni normal çağda, Eutelsat  ve Rus RSCC nin  batı Rusya coğrafyasında uydudan internet hizmetini başlatalı 3 ay oldu.

KA band yeni nesil uyduların ispatlanmış illetme becerilerinden destekle, yeni uydular üzerine misafir edilen yeni teknolojlerle daha ilerisi için testler başlatılmaktadır.  ESA ( Avrupa Uzay Ajansı) nın E9B uydusu üzerinden 600 mbps hızlı   data transfer testleri başlatılalı 1 ay oldu.

Sahip olduğu ve olacağı uydularla Dünya nüfusunun 90% nını kapsama alnına dahil etme çabasında olan ülkemizde yabancı uydu operatörlerinin ana yer istasyonlarını Turkiye toprakları dahilinde kurması halinde  ancak işletme iznine sahip olacakları sınırlamasını getiren yeni yönetmelik yayımlanalı 1 ay oldu.

Gigabit hızları destekleyen, Terrabit kapasitelere sahip olacak, çoklu frekans, çoklu anten, çoklu ve dinamik kapasama alanlı akıllı uyduların tasarıma ve siparişe girdiği zaman dilimi içindeyiz. Artık uydu teknolojisi ve işletmeciliği dünden çok farklı yeni bir dönemin ve ivmenin kapılarını aralamakta. Klasik uydu teknolojisi, hizmetinin çok çabuk geri plana çekileceği, fiyat  ve esnekliğin Pazar şartlarına daha uyumlu ve hizmet sunabilir çabukluğa erişeceği bir pazarlama dönemine giriyoruz. Büyük ölçekli yaptırımlarla akıllı, esnek, olası her tür konfigurasyonu destekleyen günübirlik hizmet için dahi kapasitesini, gücünü, kapsama alanını esnetecek adapte edecek uydular devreye alınacak. Bugün  Klasik uyduların 34 tanesine eşdeğer  kapasite kaynağına sahip olan KASAT uydusundan 5 yıl sonrasında 34 tanesi bir uydu ile karşılanır olacak.  Kaç tane uydunuzun  olduğu kriterinden ziyade kaç tane yeni nesil uydu ve hangi hızda Pazar dinamiklerine cevap verebildiğiniz önemli olacak.  Bu ölçek söz konusu olduğunda Pazar ölçeğiniz de otomatik olarak bütün dünya coğrafyası olmak zorunda kalacak. Yani uluslararası yatay  yapılanma, dikey işbirliği imkanları size üstün kılacak.  Uydu sektöründe AVM (  Mega Alışveriş Merkezleri) ölçeğine geçiliyor. Bakkallar dikkat etmeli.  

 

 

UYDULAR

MERİH VİDEO : M.Rüştü KORKMAZ

Uydu sözcüğü, içinde birçok uydu tipini barındırır.

Doğal Uydular:

Yıldız (Güneş) etrafında dolanan gök cisimlerine gezegen, gezegenlerin etrafında dolananlara ise uydu diyoruz.

Gezegenler ve diğer doğal uydular, Kepler Yasası’na göre yörünge çizer ve hareket ederler.

Doğal uydular dışında kalan yapay uydular kısaca aşağıdaki başlıklarda anılırlar:

Alçak yörünge uyduları, GPS, GLONASS, GALILEO, Compass sistemleri, uzay istasyonları, Hubble Teleskopu, haberleşme uyduları, meteoroloji uyduları, gözlem ve gözetleme uyduları.

HABERLEŞME UYDULARI

Radyo, TV, telefon gibi araçların rahat ve ekonomik kullanılmasını sağlamak üzere, haberleşme uyduları kullanılmaktadır.

Bu yapay uydular, ekvator düzleminde ve dünyamızdan yaklaşık 36 bin kilometre uzaktaki bir yörüngeye oturtulmaktadır.

Yörüngeye yerleştirilen uydu, dünyamız ile aynı açısal hızda ve aynı yönde döndüğü için, dünyadaki bir noktaya göre uydunun konumu yaklaşık olarak sabit kalmaktadır.

(Bir portakal üzerine bir örgü şişi saplayın ve portakalı sağa sola çevirin, şişin ucundaki plastik kısım ile portakalın konumu hep sabit kalır).

Clark Kuşağı (Clark Halkası):

Yukardaki portakal-örgü şişi örneğini daha iyi anlayabilmek için, Clark Halkası’nın ne olduğunu açıklamamız faydalı olacaktır.

Bilindiği gibi uzaydaki cisimler birbirlerini NEWTON yasalarına göre çekerler.

Bu çekme kuvveti; cisimlerin kütleleriyle doğru orantılı, merkezleri arasındaki uzaklığın karesiyle ters orantılıdır.

Clark Halkası; yaklaşık 265 km kalınlığında , ekvator düzleminde ve deniz seviyesinden 35 bin 786 Km uzakta bulunmaktadır.

 

Gök cisimlerinin çekim kuvvetinin çok az olduğu (veya dengede olduğu) bu bölgede, yabancı cisimler adeta yüzerler.

Bu bölgenin varlığını ilk fark eden Arthur Clark olduğu için, bu bölge onun ismi ile anılmaktadır.

Clark Halkası sınırları içinde yer çekim kuvvetinin az olması,  bu bölgede daha az enerji harcayarak bir cismi yörüngede tutmak kolay ve ucuz olmaktadır.

Uydunun bulunduğu yerde (Clark Halkası içinde) az da olsa bir yer çekimi mevcuttur. O nedenle de uydu, yavaş hareketlerle de olsa dünyaya doğru bir miktar yaklaşmaktadır. Uydunun bulunduğu lokasyonu kabul edilebilir bir seviyeden daha fazla değiştirmesini önlemek için aşağıdaki yol izlenmektedir.

Dünya'ya doğru yaklaşan uydunun eski yerine veya bir miktar daha yukarısına getirilmesi için, uydunun roketleri kullanılmaktadır. İzin verilen en alt seviyeye inen uydunun roketleri devreye girer ve uyduyu izin verilen en üst noktaya getirir.

Uydunun üst ve alt noktalar arasında izlediği yol doğrusal bir yol olmamakta, adeta bu yol 8 rakamına benzemektedir.

Uydunun alt ve üst noktalara inip çıkması işlemi, uydunun bilgisayarına yüklenen bir program dahilinde otomatik olarak gerçekleşmektedir.

Clark Belt içine atılan uyduların yörüngeleri dünyaya nazaran durağandır (24 saatte bir tur atarlar, dünya ile aynı açısal hızda dönerler).

- Uydu Ömrü:

Haberleşme uydularının ömrü, uydunun yörüngeye yerleştirilme başarısına bağlıdır denebilir. Bu ömür 15-30 yıl arasında bir süre olabilmektedir.

Uydu, önce testlerin yapılacağı bir lokasyona gönderilir, testler bitirildikten sonra hizmet vereceği konuma gönderilir.

- Uydunun Enerjisi:

Uydu cihazlarının enerjisi güneş panellerinden (veya güneşten gelen ısıdan elektrik enerjisi üreterek), roketlerin enerjisi ise uydunun içinde bulunan yakıttan temin edilir.

Bu arada, uydunun içinde bulunan cihazların çalışma sıcaklığı belli limitler içinde olmalıdır. Uygun şartları sağlamak için güneş ışınlarını yansıtan malzeleler kullanılır.

- Haberleşme nasıl sağlanıyor:

Uyduya gönderilen bilgiler, elektromanyetik dalgalara yüklenir ve yine elektromanyetik dalga olarak geri alınır (gönderilen ve alınan dalgaların frekansları farklı yapılır, karışmayı önlemek için).

Uyduya gönderilen bilgiler, uydu içinde bulunan cihazlar tarafından güçlendirilir ve frekansları değiştirilerek, tekrar dünyamıza gönderilir.

Uyduya gönderilen bilgiler up-link ve alınanlar ise down-link denen cihazlar ile yapılmaktadır.

Burada oldukça yüksek frekanslar seçilerek, up-link ile down-link antenlerinin ve TVRO (sadece TV izleten anten sistemi) antenlerinin küçük çapta olmaları sağlanmaktadır.

C-Band uydular için up-link frekansı 6 Ghz ve down-link frekansı 4 Ghz'dir.

Ku-band için ise up-link frekansı 14 Ghz, down-link frekansı 11 Ghz'dir.

Ku-band yayınlarda kullanılan anten çapları, C-band antenlere nazaran yaklaşık üç kat daha küçük olabilmektedir.

 

 

Virtual Reality ya da Sanal Gerçeklilik ve Android’in oynadığı rol?

NEXT&NEXSTAR: Fikret OKŞEN

“Virtual reality” (VR), “sanal gerçeklik” çokça duymaya başladığımız bir ifade olup, gerçek veya hayali bir çevreyi kopyalayan, kullanıcının fiziksel varlığını ve ortamını kullanıcı etkileşimine izin vererek simüle eden bir bilgisayar teknolojisidir. Sanal gerçeklik yanında, üç-boyutlu multimedya veya bilgisayarda simüle edilmiş gerçeklik gibi ifadelerde kullanılmaktadır. Sanal Gerçeklik görme, dokunma, duyma ve koku alma hislerini içeren yapay bir duyumsallık yaratır.

VR (Sanal Gerçeklilik)yeni bir fikir olmayıp, ilk defa 1930’larda ortaya atılmıştı ve ilk VR sistem 1960’ların sonlarında kurulmuştu. 1990’larda Sega ve Nintendo gibi firmaların sonunda başarısızlıkla karşılaşmalarına rağmen kullanıcı seviyesinde VR oyun ürünleri geliştirmeye başlamasıyla popular oldu.  

 VR’nin 1990’larda başarılı olamamasının sebebi ile ilgili başarısızlık sadece işlemci gücü ile ilgilidir denilemez. Geriye bakıp diz üstü bilgisayar veya mobil telefonların tasarım ve boyutları

20 yıl sonra geldiği nokta düşünüldüğünde VR geri dönüşü anlaşılabilir. .

2012’de Palmer Luckey’in, video oyunlar için duyumsal VR (sanal gerçeklilk) headset Kickstarter  kitle fonlama sitesinde başlayan projesi, gereksinim duyduğu desteği topladıktan sonra, Facebook tarafından 2 milyar dolara satın alındı. Oculus Rift projesi başlangıçta $250,000 olarak hedefledi, $2.4 milyona yükseldi. Bilgisayara DVI ve USB yuvalarından bağlanıyor ve kafa hareketlerini takip ederek her göz için ayrılmış olan iki ekranında 3D görüntü ortaya çıkartıyor. 360 derece perspektifin yanı sıra, Full HD görüntü de sunuyor. 

2013 sonunda John Carmack, Oculus, Commander Keen, Wolfenstein, Doom  ve Quake gibi 3D oyunlar ile tanındı. Oculus Rift PC ile bağlantılı kullanım için tasarlanmıştı, bunla beraber Carmack, Samsung ile işbirliği yaparak Oculus mobil sürümünü geliştirdi..

Samsung Giyilebilir VR platformu oluşturması için giyilebilir kask (gözlük) içine akıllı telefon iliştirdi. Kablo ile PC veya bir başka aygıta bağlantısız bir çözüm olarak, akıllı telefonun Grafik işlemcisi sanal dünyayı oluşturmakta telefon ekranı, sağ ve sol göz için gerekli olan iki ayrı görüntüye bölünmektedir. Giyilebilir kask Oculus Rift’in  “head-tracking” modülünü içermektedir .

Orjinal VR (sanal gerçeklilik) sadece Note 4 ile çalıştı, bunula beraber Samsung çıkarttığı son sürümü Samsung Galaxy S6 ile buluşturdu. He iki Gear VR sürümleri ile geliştiricileri ve ilk meraklıları hedef aldığını ima eden “Innovator Edition” başlığı taşımaktadır. Bununla birlikte John Carmack, Gear VR ‘nin Note 5 ile gerçek bir tüketici düzeyinde ürün olacağını ifade etti.

Güçlenen VR pazarında diğer iki önemli oyuncu Sony ve Microsoft.

2014’de Sony, Morpheus projesini  PlayStation 4 için sanal gerçeklik kaskı olarak duyurdu. Kask, 120 çerçeve/saniye (fps) Grafik destek, 5.7-inch 1080p OLED ekran ve 100-derecegörüş alanına sahip tasarımıyla 2016 Ekim ayında sunulacak.

Morpheus projesinden farklı, Microsoft’un sanal gerçeklik gözlüğü HoloLens, Windows 10 ile çalışacak. Gear VR ‘den farklı olarak HoloLens yerleşik hesaplama modulü ile gelecek ve akıllı telefona ihtiyaç duymayacak. Bir başka farklılık da OLED ekran kullanmayacak doğrudan kullanıcı gözleri önünde yerleştirilecek olmasıdır. HoloLens teorik olarak Oculus Rift gibi bir sanal gerçeklik gözlüğü. Ama aynı zamanda Google'ın Glass'ı gibi dijital bir gözlük. Dolayısıyla ürünü konumlandırmak için Oculus Rift ile Google Glass arasında, yeni bir tür dijital gözlük diyebiliriz. Tam olarak, kullanıcının çevresindeki objelerle hologramlar (“projection/head-up display “) vasıtasıyla iletişim kurmasını sağlayan, hologram teknolojisinin yeni bir yorumu üzerine konumlandırılmış bir dijital gözlük. Burası “Virtual Reality” –“Sanal Gerçeklilik”-ve “Augmented Reality” -“Arttırılmış Gerçeklik” (AR)- arasına bir çizgi çekilecek yerdir.

VR ve AR benzer gibi görünse de gerçekte çok farklı ve farklı hedeflere yönelik ve nihayetinde farklı tüketici pazarları içindir. Arttırılmış Gerçeklik” (AR) ‘yi bir tarafa bırakmadan, Epson’nın Moverio Akıllı Gözlüğü’den (Moverio Smart Glasses) bahsedebiliriz. Google Glass’dan farklı olarak, Moverio Akıllı Gözlüğü (Moverio Smart Glasses)  gündelik olarak kullanılan bir gözlük gibi olmaya çalışmaz bunun yerine AR’ye (“Augmented Reality” -Arttırılmış Gerçeklik- ) gereksinim duyacak bir amaca yönelik tasarlanmıştır. Fakat Google Glass, gibi Moverio gözlüğü de Android kullanır!

İnternetin hayli hızlanmasıyla binlerce alıcının donattığı küresel bir sayısal ağ oluşturacak. Gartner'a göre 2020'de IoT (Internet of things – Nesnelerin İnterneti-) ağlarındaki cihaz sayısı 25 milyara ulaşacak. IoT tabanlı artırılmış ve sanal gerçeklik uygulamaları ise hayatımızı ele geçirecek.

Piyasa değeri aynı yıl 70 milyar dolara ulaşması beklenen IoT, artırılmış ve sanal gerçekliğin temelini kuracak. Forbes'a göre 2020 için bir diğer tahmin, 200 milyon VR başlığı satılacağı. Görülüyor ki, bilim-kurgu filmlerinin ötesine geçilecek.

Android

Görebildiğimiz kadarıyla Oculus Rift ve Gear VR arasındaki fark gibi günümüzün Sanal Gerçeklilik pazarı da iki segmente ayrılıyor bağlantılı veya bağlantısız kasklar. Bağlantılı VR (sanal gerçeklilik) yaklaşımın avantajı, gerek elektriksel beslemenin gerekse işlemci performansının bir PC veya konsoldan gelmesidir. Bu makinalarda yüksek performansa sahip CPU’lar ve GPU’lar mevcuttur ve elbette pil ömrü gibi bir kaygıya da yer yoktur. Buna karşılık dezavantajı; ev içinde bir odada kurulu olmasıdır. Bağlantısız VR (sanal gerçeklilik) yaklaşımının avantajı tam anlamıyla taşınabilir yani seyyar olmasıdır.  Nereye giderseniz gidin sanal gerçeklik gözlüğü sizinle beraber olabilir ki bu daha fazla sosyal etkileşim anlamına gelir.

Görülen o ki her iki pazar da beraber büyüyecek ve var olacak.  Sanal gerçeklik gözlüğü sonunda daha standart ve farklı cihazlar tarafından sürülebilen nihai bir noktaya da gelecektir.

Ve işte bu nokta Android’in önemli rol oynayacağı konumdur.  Gear sanal gerçeklik gözlüğü Android kullanılarak ne yapılabileceğine ilişkin mükemmel bir örnektir. Android, Linux tabanlı olduğundan işletim sistemi  “çoklu görev” (multitasking) özelliğine sahiptir ve VR işlevlerini Windows’dan Bespoke işletim sistemine kadar, konsollarda kurulu işletim sistemleri performansında yerine getirme kapasitesi bulunmaktadır.  Aynı zamanda bir mobil işletim sistemi olmasından dolayı bağlantısız kullanım durumu için tasarlanmıştır.

Gear VR sadece bir Android VR çözümü değildir. En alt seviyede Google Cardboard, kamuoyu dikkatini VR üzerine çekmeye yönelik tasarlandı. Google sanal gerçeklilik gözlüğü Cardboard’dan yapıldı ve oldukça ucuza satın alınabilir. Tabii ki dünyadaki en ekonomik tasarım değildir ve muhtemelen uzun süreli kullanımda konforlu değil. Buna rağmen Google’ın sunduğu yaklaşık 50 uygulama ile Cardboard bir hayli başarılı.  

Oculus Rift tarzı bağlantılı cihazlar için engel, VR oyunların, cihazların fiili standart haline gelmesini sağlayacak çoklukta pazara verilmemesi noktasındadır. Elbette hala bazı teknik konular da mevcut olsa da 1990’ların VR’si o dönemde ortaya çıkan rahatsız edici pek çok konunun üstesinden gelinmiş olarak geri geldi.

Bağlantısız VR hayli farklı noktada. İlk olarak sanal gerçeklilik gözlüğü bir ana besleme kaynağına sahip değil ve pil gerektiriyor. Bu güç tüketiminin daima göz önüne alınması gereken bir faktör olmasını sağlıyor. Diğer bir konu, Google Cardboard ve Gear VR gibi birçok bağlantısız sanal gerçeklilik gözlüğü mobil telefon ekranına ihtiyaç duyar. Bu resim kalitesi, yenileme oranı ve çözünürlüğü etkilemekte.

Aynı zamanda bağlantısız VR Gözlüklerinde sanal dünyayı oluşturmakta olan Grafik işlemci akıllı telefondadır. Mobil telefonlardaki Grafik işlemciler son derece karmaşık donanım unsurları olarak bilinse de PC’lerde bulacağınız Grafik kartlar seviyesinde Kalite ve hıza sahip değillerdir. Zaten bir PC içindeki Grafik kartına baktığınızda kartın boyutunu görebilirsiniz!

VR gözlük geliştiricileri sınırları zorlamakta daha büyük saniyelik görüntü sayısı (fps) ve daha yüksek Grafik işlemci performansları için mobil aygıt üreticilerini sürekli sıkıştırmaktadırlar.

VR Gözlük geliştirmede bir diğer mücadele yol tutması olarak da tanımlayabileceğimiz rahatsızlık. 1990’larda VR teknolojisindeki hatalar bu endüstri için 20 yıla mal oldu. Eğer bu gün beklentiler karşılanamazsa VR Gözlük tekrardan ciddiye alınması için bir 20 yıl daha gerekebilir. Yol tutması rahatsızlığı cidden dikkate alınmalı. İnsan beyni kandırılamayacak kadar akıllı. Kulağınız bir hareket tespit ettiğinde gözleriniz aynı hareketi algılamadığında rahatsızlık hissi başlayacak. Bu tip tecrübeler herkes bir araçta veya gemide yaşamıştır.

VR Gözlük kullanıldığında da simülatör rahatsızlığı diye ifade edilen benzer bir durum olabilir. Başınızı hareket ettirdiğiniz beyin tarafından tespit ediliyor fakat gözler aynı hareketi gözlemlemiyor. Ya da gözler bir hareket tespit ediyor fakat bu fiziksel bir yer değiştirmeye karşılık gelmiyor. Bunlar pek çok insanda bir rahatsızlık hissi uyandırabilir. Oculus gibi VR Gözlük üreticileri bu problemin tamamen farkında ve ciddiye alıyor. Gear VR kendi uygulama marketinde ve uygulamalarda yol hastalığı da denilen bu rahatsızlığa sebep olabilecekleri etiketleyecek.

Toparlayacak olursak…

VR (Sanal Gerçeklilik) için heyecan verici bir dönem. 1990’ların teknoloji ve fiyatlandırma problemleri çözülmüş gibi görünüyor. VR hareket izleme, hareket sensoru, optik, ekran ve mobile Grafik işlemciler gibi yeni teknolojilerin arkasında itici bir güç olacaktır. Tek olası problem avukatların ilgisinin artmasıyla patent haklarında yaşanacak çatışmalar olsa gerek.  

 

UYDU DÜNYASINDA (DVB-S/S2) ŞİFRELEME SİSTEMLERİ,

KART PAYLAŞIMI ve KARŞI ÖNLEMLER

KIZIL: Sayit BELET 

Öncelikle veri şifreleme (data encrpytion) nedir biraz tanıyalım. Tarihsel olarak ilk kez askeri amaçla gelişmeye başladığı ve Roma İmparatorluğu zamanına dayandığı görülmekte (Ceasar cypher). Yakın tarihte Nazi Almanya’sının şifreli haberleşme için kullandığı Enigma cihazları Kriptografi bilimine olan ilgiyi iyice körükledi ve günümüzde IT alanında önemli bir yere sahip bulunmakta.

 

Bu işin temel prensibi birbirinden uzakta iki nokta arasında güvenli bir haberleşme sağlamak. Bilişimde bu, bir veriyi (plaintext) A noktasından B noktasına güvenli bir şekilde ulaştırmaya dayanıyor. Tipik bir seneryoda veri, A noktasında şifrelenip (encrypt) kodlanmış veri (cyphertext) halinde yola çıkıyor ve B noktasında deşifre (decrypt) ediliyor. Gerekli şart da bu iki nokta arasına girebilecek herhangi bir kulak misafirinin (eavesdropper) plaintext’e ulaşamaması.

 

Kullanım amacı ve ihtiyaca göre veri şifrelemeyi üç alanda inceleyebiliriz:

 

* Tek Yonlü Algoritmalar (Hash Functions) (örnek: MD5, SHA1)

* Simetrik Anahtar Algoritmaları (Symmetric Key) (örnek: DES, AES)

* Asimetrik Anahtar Algoritmaları (Asymmetric Key) (örnek: RSA)

 

Tek Yönlü Algoritmalar (Hash Functions)

 

Genel olarak özet fonksiyonu (hash function) olarak ismlendirilir. Bu türün özelliği verinin özetinin (hash) her bir plaintext için teoride farklı olması (unique) ve bu hash ile plaintext’e geri dönüşümün mümkün olmaması.

 

Örneğin hemen hergün kullandığınız internet sitelerinin bir kısmı, mesela forumlar, siteye bir mesaj yazmadan önce giriş yapmanızı (login) şart koşmakta. Diyelim ki şifrenizi unuttunuz, bu durumda standart prosedüre göre, kayıt olurken belirttiginiz e-mail adresinize şifre sıfırlama (password reset) linki gelir. Bu linki takip ederek yeni bir şifre oluşturmanız istenir. Böyle bir durumla karşılaştıysanız şöyle bir soru sizinde aklınıza gelmiştir, neden sadece işlemin devamında, “sayın kullanıcı, unutmuş olduğunuz şifreniz şudur:” demiyor? Yanıt: Böyle dememesi gerekir ve diyemez. Hiçbir profesyonel uygulama, kullanıcı şifrelerini plaintext olarak veri tabanına kaydedemez, eğer böyle yapıyorsa, o uygulama veya siteyi kullanmamanızı öneririm. Bunun yerine girilen şifrenin hash’i veri tabanına yazılır. Kullanıcı giriş yapmak için (login) şifresini girdiğinde sisteme bu şifrenin sadece hash’ı gönderilir. Eğer hash’ler tutuyorsa, şifrenin doğruluğu garantidir.

 

Simetrik Anahtar Algoritmaları (Symmetric Key Algorithms)

 

Bu algoritmaların ortak özellgi bir tek anatar ile veri şifreleme ve deşifre etme işleminin gerçekleştiriliyor olması. Başta verdiğim örnekte A ve B noktası arasında bir haberleşmeden bahsetmiştik. Bu işin gerçekleşmesi için A ve B’nin önceden bir anahtar (private key) üzerinde anlaşmış olması gerekir. Diyelim ki A ve B bir şirketin iki farkli ülkedeki şubesi, şirketin kendi içinde belirlediği bir private key ile bu key’i şirket sınırları dışına çıkarmadan güvenli bir şekilde veri alış-verişi yapılabilir. Genel anlamda tüm guvenlik anahtarın (key) gizliliğine bağlıdır. Algoritmanın bilinmesi herhangi bir güvenlik ihlali oluşturmaz. Mesela “biz AES-128” kullanıyoruz diye gazeteye ilan vermek sorun olmaz.

 

Peki ya şirket sınırları dışı ile güvenli veri alışverişi yapmamız gerekiyorsa durum nedir? Okumaya devam...

 

Asimetrik Anahtar Algoritmaları (Asymmetric Key Algorithms)

 

Bu algoritmaların ortak özelliği ise veri şifreleme ve deşifre etme işleminin farklı anahtarlar ile gerçekleşiyor oluşu. Diyelim ki bir online bankacılık işlemi için ilgili siteye girdik, biraz düşünürseniz herhangi bir bankanın Simetrik Anahtar Algoritması kullanarak, her müşterisi için tek tek ortak bir key üzerinde anlaşması, işin güvenliği bir yana, uygulanabilir bir yöntem olmadığını göreceksiniz. Biz yine A ve B noktası örneğimize dönelim, şimdi bize öyle bir algoritma lazım ki, A noktasından gönderilen cyphertext sadece B tarafından decrypt edilebilmeli ve tam tersinin de B noktası tarafından gelecek cyphertext için geçerli olması ve bunu yaparken private key’lerin herhangi bir şekilde dışarı cıkmaması gerekmekte. Asimetrik anahtarlı algoritmalar işte bu sorunu çözmek için geliştirildi. Görünüşte, örneğin RSA’yı incelerseniz biraz karmaşık gelse de gerçekte bu tür algoritmalar çok basit bir prensibe dayanmaktadır. Mesela:

 

Gelişi güzel hesaplamış olduğum 670592745 sayısını ele alalım. Şimdi desem ki, hangi 2 tam sayıyı çarparsak bu rakamı elde ederiz? Bunu bulmak için tek tek ihtimaller dahilindeki sayıları çarparak denemek gerekir. Fakat eğer ben çarpanlardan birini de verirsem, mesela bu örneğe göre bu çarpanlardan biri 12345. Diğer çarpanı bulmak artık iş olmaktan çıkıyor, basit bir hesapla 54321’i bulacaksınız. Bu örneği vermemin sebebi bu iki çarpan arasında hiçbir direk bağlantı olmadığını göstermek. Bu ikisini buluşturan tek ortak nokta, ikisinin çarpımından çıkan netice.

 

Asimetrik anahtarlı algoritmalarda iki adet key bulunur (tipik). Şifrelemeyi hangisi ile yaparsanız, ancak diğeri ile deşifre edebilirsiniz. Şifreleme için kullanılan anahtar private key olarak adlandırılır ve güvenli bir şekilde saklanıp asla dışarıya çıkarılmamalıdır. Diğer anahtar ise otomatik olarak public key oluyor bu durumda. Şimdi tekrar deneyelim, online bankaya bağlandık, banka kendi public key’ini bize, bizde kendi PC’mizde oluşturduğumuz public key’i bankaya gönderiyoruz. Biz kullanıcı adı ve şifremizi bankanın public key’i ile şifreledigimizde bunu ancak kim deşifre edebilir? tabiki sadece banka, çünkü bu public key’e karşılık gelen anahtar (private key) sadece ilgili banka’da mevcut. Aynı şekilde banka da bize göndereceği verileri bizim public key ile şifrelediğinde, karşılığı olan private key de sadece bizde olduğundan (dışarıya çıkmadı) sadece biz deşifre edebiliriz. Aradaki mühtemel dinleyiciler private key’leri hiçbir şekilde göremediğinden verileri deşifre edemezler.

 

UYDU YAYINCILIĞINDA VERİ ŞİFRELEME İŞLEMLERİ

 

Bilgisayar ağlarında bir noktadan diğer bir noktaya veri gönderilirken herzaman veriler ‘packet’ denilen belirli boyutlardaki parçalara bölunür ver parça parça yollanır. Uydu yayıncılığı da (DVB) aynı şekilde gerçekleşmekte, sayısal görüntü ve ses verilerinin sürekli (stream) olarak paketler halinde gönderilmesi şeklinde yapılmaktadır. Yanlız haberleşmenin tek taraflı olması, bu haberleşmede yontemine bazı sınırlamalar getirmektedir.

Eminim hepiniz Viaccess, Irdeto, Seca gibi terimleri duymuşsunuzdur. Öncelikle şunu söyleyeyim, bunlar sandığınız şey değil, sadece alakalı terimler.

DVB standardına göre, uydu yayınlarını şifrelemekte kullanılan tek bir algoritma var, onun da adı CSA (Common Scrambling Algorithm). Peki, bu Viaccess, Seca vs. nedir diyeceksiniz, bu soruyu yanıtlamadan önce CSA’yı biraz inceleyelim.

 

Tek yönlu haberleşmenin gereği olarak tabiki bir simetrik algoritma, hakkında 2002 yılına kadar neredeyse hiçbir açıktan (public) bilgi yoktu, lisanslamalar donanım (hardware) üzerinden yapılıyordu. 2002 yılında FreeDec isimli PC uygulamasının çıkışıyla, detaylı bilgiler elde edilmeye başlandı. Meraklıları için söyleleyim biraz DES’e benziyor. 8 byte (64 bit) anahtar boyutuna (key size) sahip, fakat 3ncü ve 7nci byte (genelde) eşleştirme (parity) için kullanıldığından etkili anahtar boyutu (key size) 48 bit (6 byte). Bu anahtar boyutu günümüz standartlarına gore yetersiz görünse de, uygulamada, ortalama her 10 saniyede bir key değiştiğinden, Brute Force Attack’larına (tüm ihtimalleri tek tek deneme) karşı kesinlikle dayanıklı olduğunu söylemem gerek.

 

Şifreli yayınlara abone olan izleyicilerin, bu yayınları izleyebilmeleri için, CSA key’lerinin düzenli olarak kendilerine ulaştırılması gerekmektedir. Peki, şimdi A noktasından (yayıncı kuruluş) B noktasına (abone) bu CSA keylerini ortalama her 10 saniyede bir nasil ulaştıracağız, hemde Asimetrik algoritma kullanmadan?

 

İşte burda devreye Viaccess, Seca vs. giriyor. Bu şirketler ve aynı adlı algoritmaların amacı CSA keylerini sadece abone olan kişilere ulaştırmak. Diğerlerinin ise avcunu yalamasını sağlamak.

 

DVB standardı bu işlemler için (CA, Conditional Access) iki adet veri paketi kanalı sunmakta. Bunlar veri akışındaki (dvb stream) görüntü ve ses verisi ile beraber yollanıyor. ECM ve EMM.

ECM (abonelik kontrol mesajları)

Kullanıcıya (aboneye) verilen smartcard bu mesajları deşifre edebilecek yazılıma sahip olarak tasarlanmıştır. Bu mesajlar özünde ilgili yayını deşifre etmeyi sağlayacak CSA anahtarının şifrelenmis halidir. Her ‘anahtar takas sistemi’ (key exchange systems) örneğin Viaccess kendine özgu farklı boyut ve kodalamaya sahip cypertext (bu durumda: ECM Message) kullanır.

EMM (abonelik yönetimi mesajları)

Smartcard üzerinde, abonelik başlatılması veya kapatılması gibi işlemler bu mesajlaşma sistemi ile yönetilir. ECM den farklı olarak sürekli olarak (neredeyse saniyede bir) gönderilmez, daha seyrektir.

 

DVB ŞİFRELEME SİSTEMLERİ SALDIRILARI VE GÜVENLİĞİ

Bunu kısaca iki alanda inceleyebiliriz.

 

1. Algoritma Üzerinden Yapılan Saldırılar

2. Uygulamaya Yönelik Saldırılar

Birinci tür saldırılar, şifrelemede kullanılan algoritmanın bir zayıf noktasını bulup Brute Force Attack‘dan daha etkili bir yöntem bulma üzerine kuruludur. Bu sebepten dolayı güvenliği tescillenmiş ve standart olmuş (ör. AES) algoritmaları kullanmak gerekir. Yani kişinin kendi geliştirdiği (custom) bir algoritma kullanmak çok da akıllıca olmayacaktır. Kriptografide hiçbir zaman uygulamada kullanılan algoritmanın bilinmesi gerçek anlamda bir güvenlik ihlali oluşturmaz. Tüm güvenlik uygulamada kullanılan anahtar veya anahtarların gizliliğine bağlıdır.

 

İkinci tür saldırılar, genel olarak şifreleme sistemi kullanılan bir uygulamanın kırılmasina asıl sebep olan saldırı yöntemidir. Mesela şunları duymuşsunuzdur, ‘falanca yayını kırmışlar’, ‘filanca paket açılmış’. Burada asıl marifet hacker’da değil, şifreleme sistemini uygulamaya geçiren mühendislere aittir. Nasıl mı?

Prensipte, kullanılan algoritma istenildiği kadar sağlam ve güvenilir olsun, anahtarlar güvenli bir şekilde saklanmamışsa, bu çok büyük bir güvenlik ihlalidir. Bununla birlikte kullanılan algoritma ve bu algoritmanın kullanım şekline bağlı olarak başka dikkat edilmesi gereken noktalar da vardır. Örneğin; WEP’in kısa süreler içinde kırılabiliyor olması, tasarım hatasından kaynaklanmaktaydı. Ki bakıldığında göz önünde bulunması gereken noktalar göz ardı edilmiş olduğu gözüküyor.

Konumuzla alakalı olarak da şu örneği verebiliriz. Geçmişte Cryptoworks adlı sistemde iki büyük uygulama hatası bulunuyordu. Birinci uygulama hatası, her kriptografi eğitimi almış birinin bilmesi gereken, Zamanlama Saldırılarına (Timing Attack) karşı etkisiz olmasıydı. Bunu çok kısa bir şekilde şöyle anlatayım.

EMM mesajlarından yukarıda bahsetmiştik. Hacker’ların aklına gelen yöntem, bu mesajları taklit ederek karta, kullanıcının sahip olmadığı abonelik bilgilerini girmek. Önlem olarak, kart, bu mesajları dikkate almadan önce yetkili bir kuruluştan geldiğini anlamak açısından, mesajın içinde gönderilen, dijital imzayı kontrol eder, imza tutmuyorsa, işleme koyulmaz, hata kodu iletilir. Kolay anlaşılması bakımından diyelim ki bu imza 4 haneli bir rakam. Hacker önce bu iş için yazdığı bir yazılımla (Brute force timing attack) 0000’ı deneyecektir. Uygulama, gelen yanıtın gecikme süresini not eder. Yine diyelim ki kartın (smartcard) kendi içinde hesapladığı dogru imza 1234. Hacker’ın uygulamasi 0004’e geldiğinde ‘hata kodu’ farklı bir gecikme süresi ile yollanıyorsa, bu smartcard’ın yazılımını (firmware) yazan arkadaşların kriptografi eğitiminin eksik olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu gecikme farkı sebebiyle imzanın birinci basamağındaki rakamın 4 olduğu anlaşıldı. Hacker şimdi diğer basamakları da aynı şekilde kısa zaman içinde bulup, karta istediği müdahaleyi böylece yapabilir.

Diğer bir sorun da, yine kart yazılımındaki bir bug’dan kaynaklanıyordu. Bu bug sayesinde tüm ECM mesajalarını, ilgili kanal abonelik kapsamı dahilinde olmasa dahi, paket dahilinde gösterilip kart, ait olduğu yayıncı kuruluşun tüm kanallarını açacak hale getirilebiliyordu. Cryptoworks, bu gibi hatalar sebebiyle yayıncı kuruluşa açmış olduğu zararı telafi etti mi bilemiyorum ama bu işte zor yoldan tecrübe kazandığı kesin.

Neyseki günümüzde uydu yayıncılığında bu tür acemice hatalara artık rastlanılmıyor.

 

KART PAYLAŞIMI (CARD SHARING)

DVB CSA tasarlanırken düşünülmemiş olan açık noktalardan faydalanılarak ortaya çıkarılmış bir illegal yayın izleme yöntemi. Prensipte çok basit. Çalışır durumdaki abone kartlarının deşifre ettiği CSA keylerinin (CW, Control Words) internet üzerinden eşzamanlı paylaşımı üzerine kurulu. Abone kartı, kullanıldığı orijinal kutuda değil, özel yazılımlar ile farklı bir ortamda kullanılabiliniyorsa, bir sunucu üzerinden çoklu kullanıma açılıyor. Bu sayede ilgili sunucuya bağlı olan cihazlar, uzaktaki başka bir kullanıcının kartını kendi cihazinda takılıymış gibi kullanıp, yayınları abonelik olmadan izeleyebilir hale geliyor. Anahtar boyutunun veri bakımından kısa (16 byte, even+odd) olması da bu işi kolaylaştıran ayrı bir etken.

 

Önlem olarak 2007 yılında DVB Project yeni bir CSA sistemini lisanslamaya başladı: CSA3. Yeni sistem mevcut güvenlik açıklarının bir çoğunu kapatacak şekilde tasarlandı. Mesela AES-128bit Key, karttan key okunmaması için kutu (box) tarafında ekstra katman, yazılımdan çok donanıma uygun olması vs. Ayrıca; Irdeto ve NDS bu key haberleşmeleri için donanımın yazılımı üzerinde kontroller yapıyor ve uydu üzerinden kutulara yazılım güncellemeleri gönderiyor.

 

DVB Project ve Yayıncı kuruluşlar günumüzde önlemler almaya ve gelişmeye devam etsede, bu kedi-fare oyunu farklı bir alanda devam edecek diye düşünüyorum. Google’a Free IPTV yazınca korsanlığın ne boyutlara geldiğini görmek zor değil.

 

Daha Güzel Bir Hayat

Yrd. Doç.Dr. Serkan AYDIN

Her millette olmayan çıkarsız duygusallık ve kültürel hassasiyetler Anadolu coğrafyasında yaşayan ülkemiz insanlarının bedenlerine nüfuz etmiştir. Bu duygular şu an bölgemizdeki savaş  ve siyasi politikalar ile kavrulmakta düşünce sistemimizi etkilemektedir. Yaşadığımız bu kötü durum yetmiyormuş  gibi yaşamın da hızla dijitalleşmesi bedenimizin ve psikolojimizin yapısının deformasyonunu artırmaktadır.

Teknolojiye bağlı obezite, göz bozuklukları, omurga eğrilikleri fizik tedavi gerektirecek sorunlar  bireyin vücudunu etkilerken stres, sanal alemde sosyalleşme, doğayı daha az inceleme vb. aşırılıklar ve terslikler bireyin psikolojisini etkilemektedir. 

Bu duruma karşı uyarılar ebeveynler veya dostlar tarafından yapıldığında pek dikkate alınmamakta hatta bazen ters tepki yapmaktadır. Hal böyle olunca usta iletişim uzmanları durumu fark etmekte televizyon kanallarında büyük anne ve büyük babalarımızın süregelen yaşantılarını belgesel haline getirerek onların saf içten cümlelerini yayınlayıp insanoğlunun içindeki gerçek duyguları çıkarmaktadır. Hatta yabancı dilde yayın kanalları kurup bizi bize anlatacak yabancı genel yayın yönetmeni ve yabancı ekiplerle programlar gerçekleştirmekte insanı daha az strese sokan haber programları ve yayın akışları gerçekleştirmektedirler.  Bu durumu anlayan kişilerde bu kanalları seyrederken düşünmekte,  bilgilenmekte, haz duymakta gerçek sosyalleşmenin ne olduğunu fark etmektedir.

Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunun TRT Belgesel ve TRT Word kanalları yayın akışı ve yapısıyla mevcut durumumuzu iyi tahlil etmekte izleyicilerine düşündürücü yayınlar izletmektedir. Örneğin TRT’de yayımlanan “Daha Güzel Bir Hayat Belgeseli”nde sosyalleşirken insanın özü gönlü ne istemektedir çok iyi anlatılmaktadır. Şu an kurulan sosyal çevreler gelecekte sürdürülebilir ilişkiler sağlayacak mıdır? Eskiden birbirine sıkı sıkı sarılan insanlarımız şu an yalnızlıktan şikayet etmekte köylerin boşaldığını belirtmektedir.  Yaşlı insanlarımızın hiçbir kaygı içermeden söyledikleri sözler durumu daha iyi özetlemekte sosyal çevre oluştururken dikkat edilmesi gerekenleri yorumlamamız için bizlere mesajı vermektedir...

“Ormanın çok yardımı oldu bize bütün köylülere çok baktı çok…”

“Gençlikte çok şirin idim şen idim düğünlere giderdim, toplantılara giderdim”

“Gençler oynarlardı, birbirlerini beğendiklerinde gizlice söylerlerdi. O zaman şenlikliydi: Konuşmak oynamak, toplanmak….”

“Aşık gibi severim köyümü her şeyini dağını, taşını, insanını, kuşunu. Anamı bekledim, babamı bekledim, komşularımı bekledim bırakmadım köyümü...”

“Hanımı ölen gitti, beyi ölen gitti, gençler gitti hepsi gitti…. Gide gide biz iki hane kaldık.”

“Biz bu evde 20-25 kişi yaşardık. Nenemiz vardı babalarımız vardı çoluk çocuk kalabalıkta. O onla şakalaşır, neşeli sıhhatli günlerimiz oldu. Yemek yerken çatal kaşık sesinden takır tukur duramazdın… Ha şimdi, hep o günlere hasretiz. Hep düşünüyorum: Bir sofra kuruyoruz, yemek yiyeceğiz diye o çatal kaşık sesleri geliyor aklıma, o neşeli günler geliyor… İnsan şaşırıyor ne yapacağını yemek bile yiyemiyor. Televizyon olmaz ise duramayız buralarda. Ben şahsen ne yapayım duvarlara mı bakayım.”

“Ben komşularımı istiyorum, köylülerimi istiyorum, geri istiyorum, gençlerimi istiyorum…..”

“Yazın gelip komşular İstanbul’dan dökülmeye başlayınca hiç olmazsa insanın neşesi artıyor, insan birbiriyle sohbet ediyor. Komşun gelince hakikaten sevinç yaşıyorsun.”

“Çocuklarımı gerçekten çok seviyorum, her gün onlardan telefon bekliyorum. Kızım her sene gelir ziyaretime Almanya’dan. Onları biz özleriz. Telefon filan doyurmuyor bizi. İlla göreceğiz onları. Onları kucaklayacağız, koklaşacağız… Onlar bizim bahar çiçeklerimiz!”

“Bu sene yaşlandığımın farkındayım. Ne diyeyim ki? Birden bir rahatsızlık olsa duyan yok dimi? O zaman ne  yapacağım? Onu düşünemiyorum ben.”

 

 

KANAL 7: Muzaffer Şafak

GELİŞEN YENİ TEKNOLOJİLER IŞIĞINDA

TÜRKİYE’DE TELEVİZYON VE RADYONUN GELECEĞİ 

                                           

TELEVİZYON  :

Televizyon ve Radyo  yayıncılığı, 1992 yılından günümüze kadar Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de  teknik, içerik ve sektördeki gelişmeler nedeniyle ivmesi artarak devam etmektedir.

 

Analog yayın tekniğinden digitale  karasal analog yayından Sayısal Karasal’a, uydu tekniğine İptv, OTT  ve güncel olarak 4.5G kadar gelişme göstermiştir.

 

İzleyici ve dinleyicilerin tercihleri , kabulleri, sosyal medyanın her geçen gün farklılaşması ve yeni seçenekler sunmasıyla klasik medya izleme  alışkanlıklarının da değiştiğini görmekteyiz.

Teknolojideki hızlı gelişme, tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve artması sonucunda yeni iletim ürün ve teknolojileri hızla hayatımızda yer almaya başlamıştır.

 

20 yıl öncesine kadar özellikle teknolojideki değişiklikler ve yenilenme 10 yılda bir olurken günümüzde bu sürenin 5 yıla ve hatta daha da kısaldığını görmekteyiz.

Yayınların başladığı tarihten son 5 yıla kadar her bir iletim tekniğinin ayrı ayrı değerlendirilmesine karşılık günümüzde yakınsama diye tanımlandığı şekliyle iletim teknikleri daha birleşik hal almaya başlamıştır. Özetle  her türlü verinin digitale dönmesi ve/veya dönüştürülmesi sonucunda tüm verilerin daha az kapasite ile  daha ekonomik iletilir  hale getirilmesi için  yeni ürünler, yeni teknikler oluşturulmaktadır.

 

Her bir teknik ve ürün piyasaya sürülmesiyle öncekinin işlevi son bulmaktadır. Hatırlayacak olursak sayısal karasal yayıncılık için ilk başlarda DVB-T /Mpeg2 kullanılarak yapılan yayınlar daha 5 yıl dolmadan teknik olarak  daha çok kanal taşımaya izin verdiği için DVB-T2 / Mpeg4  formatına geçilmiştir. Bunun sonucunda son kullanıcılar set üstü kutularını değiştirmek zorunda kalmışlardır.

Ayni şekilde yayıncılar da  verici networklerini bu teknolojiye uygun hale getirmek için yatırım yapmışlardır.

 

Takip eden yıllarda iletim tekniklerinin değişmesinin  yanı sıra  içerik çözünürlüklerinin artması  daha kaliteli içeriklerin üretilmesi için stüdyo cihazlarının yüksek çözünürlüklü HD yayın haline getirilmesi için yapılan çalışmalar sonucunda ülkemizde de 2014 yılından itibaren HD  yayınlar başlamıştır.

Bu durum sınırlı sayıdaki karasal frekanslarda sıkıntıya sebep olmuş, SD göre neredeyse 4 katı çözünürlüğün iletilmesi için yeni sıkıştırma tekniği olan HEVC ile sorun çözülmüş ancak çözülen sorun yayın iletiminde kullanılan verici ve mux. Yapısının tekrar değişmesine sebep olmuştur. Bunun sonucunda son kullanıcı yine set üstü kutularını değiştirmek  zorunda kalmıştır.

Ülkemizde  sayısal  karasal yayına geçemeyişimiz nedeniyle bu yaşananlar Avrupa ile sınırlı kalmıştır.

 

Bazen geç kalmak yukarıdaki örnekte olduğu gibi görece de olsa faydalı olabilmektedir.

2014 yılında BTK ’nın aldığı kararla Televizyon yayıncılığında karasal vericiler için kullandığı 5. Band 61-69 kanallar BTK kurumu tarafından  GSM operatörlerine ihale edilerek uzun süreli kiralanmıştır.

Ayrıca,  2016 yılında Cenevre’de İTU  CH  49 ile  CH 60 kanallarının da devredilebileceği tavsiye kararını almıştır.

Sonuç olarak TV yayıncılığı, kullanmakta olduğu frekansların bir bölümünü kaybetmiştir.

 

Bir taraftan karasal yayınlar için frekanslar azalırken diğer yandan görüntü teknolojilerindeki çözünürlüğün her geçen gün artması  HD den 4 K’ ya  geçilmesi ardından kısa süre sonra 8 K görüntü kalitesinin konuşulacağı ve bu kadar yüksek video verisinin son kullanıcıya nasıl iletileceği ciddi  sorun olarak hem Dünya’da hem de ülkemizde gündeme gelecektir.

Kalite ve çözünürlük bu kadar önemli ise yayıncılar olarak içeriklerimizi  nasıl ekonomik olarak  izleyiciye ileteceğiz ?  ve onlarda nasıl daha az ödeyerek bu yayınları izleyebilecek ?

Cevaplanması gereken önemli sorunun bu olduğu düşünülmelidir. Avrupa’da olduğu gibi verici altyapısını değiştirmek ,son kullanıcıların set üstü kutularını her yeni teknoloji geldikçe kısa sürelerde değiştirmenin rasyonel ve ekonomik olmadığı açıktır.

 

Ne Yapılmalıdır ?

EBU raporlarında ve diğer sunumlardan da gördüğümüz gibi Avrupa’da karasal ve kablo yayınlarında yüksek çözünürlükle birlikte  ve çok sayıdaki  TV yayınlarının iletiminde yaşanan  kapasite sorunları nedeniyle hızlı olmamakla birlikte bu mecralarda penetrasyonun azaldığını görmekteyiz.

Birkaç örnek verecek olursak Avrupa genelinde penetrasyon oranları :

karasal yayın Analog / DVB-T / T2  2006 da %45   2013 te % 33 ‘e , Kablo analog ve digital olarak

2006 da %31,  2013 te %26  ya gerilemiş,  buna mukabil Uydu 2006 da % 23 , 2013 te ise  %32  ulaşmıştır.

IPTV, OTT teknikleri ise son 5 yıl içinde yaygınlaşmaya başlamasına rağmen hızla penetrasyonu artmaktadır.

Türkiye’de ise ; analog karasal yayın 2010 da %32  2014 te  %3 , Kablo analog abone sayısı 1.248 K digital  692 K , Uydu 2010 da % 68  2104 % 96 olmuştur ayrıca büyük iki uydu platformunda abone sayıları hızla artmaktadır.

Bu verilerden Televizyon yayıncılığında karasal ve kablo iletiminin  azaldığı uydu ve diğer internet tabanlı sistemlerle birlikte  GSM üzerinden iletiminin de yaygınlaştığını görebiliriz.

Ayni şekilde Ülkemizde de sayısal karasal yayıncılığın başlamamış olması ve analog karasal yayınlar üzerinden HD yayınların iletilememesi nedeniyle uydu yayınlarının sayısı ve penetrasyon artmıştır.

Tahminlere göre uydudan yayın izleyenlerin oranı %95 geçmiştir.

 

İzleyiciler tercihlerini, uydu ve diğer iletim mecraları  olan, broadband , internet ,OTT, IPTV teknikleri ile son yıllarda GSM üzerinden  4 G /  5 G ve üzeri teknikle her türlü verinin kesintisiz, yüksek çözünürlüklü  ve yüksek hızlarda iletmenin mümkün olduğu ayrıca, iletim ve taşınabilirliğin yanı sıra interaktif erişimin sağladığı kolaylıkları  seçmektedir.

 Bireyselleşmenin, hızla yaygınlaştığı günümüzde  bilgiye erişimin,  izleme  ve dinleme taleplerinin  çoğalması ,Televizyon kanal sayılarının  ve yüksek çözünürlük taleplerinin artması  nedeniyle bu iletim tekniklerinin kullanılmasını zorunlu hale getirmektedir.

Ayrıca, Televizyon ve Radyo iletiminin sayısal karasal network ile yapılması, Televizyon yayın sayısı  ve içerik çözünürlüklerinin artmasının yanı sıra yayıncı için   işletme zorlukları ve maliyetlere ilave olarak izleyicinin satın alacağı set üstü kutularının fiyatları  nedeniyle de ekonomik olmayacağı görülebilir.

 

RADYO :

Ülkemizde Televizyon yayıncılığında olduğu gibi  Radyo yayıncılığında da karasal yayınlar 1992 den bu yana analog olarak iletilmektedir.

Radyo yayıncılığı, özellikle metropollerde yayın yapan çok sayıda radyo kuruluşu nedeniyle çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır.

İstanbul ilinde  Çamlıca emisyonundan yayın yapan yaklaşık 105 adet radyo  mucizevi şekilde 200 Khz aralıkla yıllardır yayınlarını sürdürmeye çalışmaktadır.

Kabul edilen Radyo verici frekans aralığı en az 300 Khz olmalıdır. Buna rağmen bir çok bölgede interferans şikayetleri, diğer komşu bölgelerden merkeze erişen yayınlar, ilave  interferanslar, kimi zaman ortaya çıkan intermodülasyon sorunları, yüksek RF gücü kullanma, yeterli kapsamanın yapılamayışı ve  işletme giderlerinin yanı sıra radyo dinlemenin her geçen gün azalması da  bu sorunlara ilave edilebilir.

Bunların sonucu olarak radyo yayıncılığı her geçen gün zorlukla yapılır hale gelmektedir. Özellikle yerel radyo kuruluşları yeterli geliri sağlayamaması nedeniyle birer ikişer kapanmaktadır.

 

Televizyonda karasal penetrasyonda  azalma  görülürken  Radyoda bu durum Televizyondaki kadar dramatik değildir.

 

Bu konuda yine Avrupa ülkelerindeki radyo yayıncılığına  bakarsak,  2016 yılında yayımlanan ve 21 ülkeyi kapsayan EBU raporundaki verilere göre bazı ülkelerde analog karasal yayınların devam ettiği bazı ülkelerde  ise sayısal karasal yayına yıllar önce geçtikleri  halde pentrasyonun yükselmediği görülmektedir.

Rapordan alıntı yaparak, sayısal karasal radyo yayını yapan Avrupa  ülkelerinden bir kısmı  :

Danimarka  başlangıç 2002 / penetrasyon %46 –Almanya 2011 / - İsviçre 1999 / %43

 İngiltere 1995 / %54 – Fransa 2014 / teknik kapsama – Norveç 1995 / %60

Verilere baktığımızda Avrupa’da da sayısal karasal yayıncılığın istenen ölçüde yaygınlaşamadığını görmekteyiz.

 

Peki hangisini seçmeliyiz ? Hangi radyo tekniği  ülkemiz için yararlı olacak ?

Sayısal karasal TV yayıncılığında  teknik tercih  belliyken, Radyoda bu durum biraz daha karışık bir hal almaktadır. Kısaca DAB+  / DRM +  / HD  Radyo  olarak 3 Teknolojinin kullanıldığını görüyoruz.

Ratem, bu konuda İstanbul’da geçtiğimiz aylarda bir çalıştay yaptı. Yurtdışından davet  edilen 3 teknolojinin yetkilileri konuyu detayları ile anlattı.

Çalıştay sonunda  radyo sektöründe görev yapan üst düzey teknik yetkililerinin  katıldığı toplantıda  teknik  değerlendirmeler yapılmıştır. Sonuçları tam net olmamakla birlikte radyo kuruluşları  DAB+ ın  Avrupa’da yaygın kullanılması nedeniyle  tercih edebileceklerini dile getirmişlerdir.

Bu konuda Ratem birkaç toplantı daha yapacaktır.

Sonuç olarak  bu konuda son sözü RTÜK söyleyecektir.

Sayısal karasal yayında seçilecek radyo  teknolojisinin  önemli olduğu,

Avrupa’da  çeşitli sebeplerle yeterli uygulama alanı bulamamış olan HD radyo tekniğinin yanı sıra yine oldukça yaygın olan DAB+   iyi incelenmesi gerekecektir.

Sayısal karasal radyo yayınına başlanmasıyla radyo yayıncı sayısının artacağı yayın kalitesinin yükseleceği interferansların neredeyse olmayacağı söylenebilir.

Ancak , sektördeki mali sıkıntılar, işletme giderleri, yıllık  frekans kira bedelleri, radyo sektörüne girecek ilave yayıncılar, verici yatırımları , SFN için aylık  uydu giderleri, dinleyicinin satın alması gereken sayısal radyo alıcı fiyatları  gibi sorunlara  ilave olarak  radyo gelirlerinin  azalması zorlukla ayakta duran özellikle yerel radyoculuğu sıkıntıya düşürecektir.

Böyle bir durumda dinleyiciyi tercihte bulunmaya zorlamak   karasal yayınlara olan ilgisini azalabilir, hatta dinleyicinin  tercihini  internet üzerinden iletilen  çok sayıdaki  radyo yayınlarından yana kullanmasına sebep olabilir.

Sonuç olarak ülkemizde ve Avrupa’da yakın gelecekte karasal yayınlarla yüksek çözünürlüklü  ve çok sayıda Televizyon ve Radyo yayınını,  iletmek ,izlemek ve dinlemek   akıllı telefon ve  tabletlerin yaygınlaşması nedeniyle  ekonomik olmaktan çıkacaktır.

 

 

 

MUHTEŞEM YÜZYIL

Çocukken çizgi filmlerde izlediğimiz akıllı dünyaya doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Bilişim ve teknoloji alanındaki gelişmeler üretim sistemlerinin köklü bir değişim geçirmesini sağlayarak yeni bir endüstri devrimini gerçekleştirmek üzere...

Endüstride üretim bandının kullanılmasıyla başlayan değişim rüzgarı ile özellikle son yüzyılda üretim organizasyonları hızla gelişti. 70’lerde  programlanabilen  makinelerin fabrikalarda  kullanılması endüstrideki radikal değişikliklerden olurken daha sonra tedarik zincirinin farklı aşamalarının da bu değişime uyum sağlamasıyla işletme verimliliği yeniden tanımlandı. Şimdilerde ise endüstriyel üretim yapan şirketler kendi organizasyonlarının  ötesine geçip  tüketicileri  ve dağıtıcıları  üretim sürecine eklemeye çalışıyorlar. Katmanlı üretim, ileri malzemeler, akıllı ve otomatik makineler ve diğer teknolojiler, yeni bir fiziksel üretim çağına yol açıyor. Aynı zamanda artan internet bağlantısı, hiçbir zaman olmadığı kadar sofistike hale gelen veri toplama teknikleri ve Nesnelerin İnterneti ile mümkün olan analitik yetkinlikler, bilgi ekonomisine doğru değişimi beraberinde getiriyor. Nesnelerin İnterneti ile veri de fiziksel objelere ek olarak bir değer kaynağı haline geliyor ve internet bağlantısı daha akıllı tedarik zincirlerini, üretim süreçlerini ve hatta uçtan uca ekosistemleri olanaklı kılıyor. Sanayide  yeni bir paradigmanın doğmasını sağlayan bu  yaklaşım,  sıradan bir dönüşümün ötesinde,  yeni bir  endüstri devrimi olarak görülüyor; Endüstri 4.0...

Endüstri 4.0 ilk kez 2011 yılında Alman Federal Hükümeti tarafından kurulan Endüstri 4.0 çalışma grubu tarafından “Konvansiyonel üretim süreci mantığını tersine çevirecek, teknolojik gelişmelerle mümkün olan bir paradigma değişimi.”  olarak tanımlandı. Basitçe anlatmak gerekirse, endüstriyel üretim makineleri artık sadece ürünü “işlemiyor”, “ürün” makineler ile iletişim kurarak onlara tam olarak ne yapmaları gerektiğini söylüyor. Yani daha çok tüketicilerin hizmetinde günlük yaşam için (buzdolabındaki yiyecekler, evin ısıtması, kahve makinesinin çalışması vs.) kullanılan nesnelerin interneti kavramının, fabrikadaki “akıllı” makineler için kullanıldığı bir sistemden söz ediliyor.

Fabrikaların belli bir hedefe yönelik olarak tamamen otomatik hale getirilmesi iş yükünü adım adım makinelere devredecektir. ‘Akıllı’ ürünler ve makineler bir ağ içerisinde birbirlerine bağlanabilecek ve üretim sürecini daha az kırılganlık ve daha fazla verimlilikle yönetip kontrol edebilecekler. Bu döngü ürünün henüz fikir aşamasındayken başlar, siparişlerin verilmesinden gelişim ve imalatın yanı sıra ürünün son kullanıcıya teslim edilmesine kadar her yere uzanır ve ortaya çıkan bütün hizmetlerin geri dönüştürülmesi ve sürece dahil edilmesiyle sonuçlanır.

AKILLI FABRİKALAR GELİYOR

Yenilikçi bilişim teknolojilerinin endüstriyel süreçlerle entegre olmasını öngören Endüstri 4.0 akımı bütünleşik çözümler barındırıyor. Sanayinin geleceği konuşulurken artık üretkenlikten değil; büyük veri, nesnelerin interneti, robot ve otomasyon teknolojilerini kullanarak “akıllı fabrikalar” kurmaktan ve bu fabrikalarda akıllı ürünler üretmekten bahsediliyor. Endüstri 4.0’ın öngördüğü imalat süreci, üretimin tam otomatik olarak gerçekleşmesiyle mümkün. Müşteri ve tedarikçilerden toplanan veriler doğrultusunda üretimi daha verimli kılacak analizler yapılmasını gerektiren yeni endüstri çağında akıllı fabrikalarda robotlar kullanılarak üretim yapılması bekleniyor. Geleceğin fabrikaları hayalin ötesinde, bir zorunluluk olacak gibi.

TÜRKİYE VE ENDÜSTRİ 4.0

“Türkiye bir yol ayrımında: Küresel rekabet gücünü kaybetmek veya gelişmiş

ülkeler arasına katılmak için dev bir adım atmak...”

Endüstri 4.0 için bugün Türkiye’nin en önemli sivil toplum kuruluşlarından biri olan TÜSİAD da hazırladığı önemli bir raporun sonuçlarını açıkladı. Raporun hazırlanmasında bu alanda çeşitli global raporlara da imza atan Boston Consulting Group ile bir işbirliğine giden TÜSİAD, Endüstri 4.0’ın sunacağı fırsatları analiz etmek, Türkiye sanayisinin potansiyelini ortaya koymak ve bu dönüşümü gerçekleştirmeye yönelik ihtiyaçları tarif etmek üzere bir çalışma başlatmıştı.

Rapor, Endüstri 4.0’ın yaygın kullanımıyla birlikte dört ana konuda gelişme yaşanması beklendiğini ortaya çıkarıyor. Bu konular verimlilik, büyüme, yatırım ve istihdam olarak sıralanmış durumda. Alt metinlere baktığımızda Türkiye’nin doğru bir Endüstri 4.0 dönüşümüyle üretim sektörlerinin verimliliğinde 50 milyar TL’ye varabilecek bir fayda potansiyeli olduğu görülüyor.

Yine Türkiye için küresel değer zincirlerine entegrasyon ve Endüstri 4.0 çerçevesinde oluşacak ekonomi yoluyla kazanılabilecek rekabet avantajının, sanayi üretiminde yıllık yaklaşık %3’lük bir artışı tetiklemesi öngörülüyor. Bunun parasal karşılığı ise tüm Türkiye ekonomisi için yüzde 1 ve üzeri büyüme ile 150-200 milyar TL’yi bulabilecek ek gelir olarak ifade ediliyor. Gereken yatırım ise bugünün koşulları baz alındığında üreticilerin gelirlerinin yüzde 1-1,5’ine denk gelen 10-15 milyar TL olarak açıklanıyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI?

TÜSAİD’ın raporunda gerek özel sektörün gerekse kamudaki yetkililerin neler yapması gerektiğine dair ayrı bir bölüm de var. Bu yeni gereklilikler raporda şu cümlelerle ifade ediliyor:

“Sanayi kuruluşlarının ve tedarikçilerinin Sanayi 4.0’ı tetikleyen teknolojileri yakından takip etmesi ve kendi iş modelleri üzerindeki etkilerini, fırsatları ve yol haritalarını hazırlamaları gerekmektedir. Ayrıca, özellikle iş gücü ihtiyacının ve donanımının net bir yol haritasını çıkartarak, kurumsal gelişim süreçlerinde buna göre hareket etmeleri daha da önem kazanmaktadır.”

“Politika yapıcılar ve kamu tarafında ise özellikle ülke çapında teknolojik altyapının (örneğin telekomünikasyon/bilgi-iletişim alanında) Sanayi 4.0 ihtiyaçları çerçevesinde gelişmesini desteklemek, gerekli yatırım ve teşvik ortamını hazırlamak ve en kritik olarak da uzun vadeli eğitim politikaları ile gerekli nitelikli çalışan ihtiyacının karşılanmasını sağlamak önemli öncelikler olarak ortaya çıkmaktadır.”

 

 

Dijital Yayın Platformu (Pay TV) 

D-Smart : Özlem Çitçi

İnternet ve teknolojideki gelişmeler, hayatımızdaki birçok alışkanlığı etkilediği gibi televizyon yayıncılığının kapsamını da değiştirdi ve farklı boyutlara taşıdı. Türkiye’de “Dijital Yayın Platformları”, sayısal yayıncılık teknolojilerini temel alarak yayın yapan, abonelik sistemi ile çalışan platformlar olarak öne çıkmaktadır...

“Dijital Yayın Platformu” pazarının en önemli oyuncularından D-Smart, Doğan TV Holding bünyesinde 2007 yılından bu yana faaliyet gösteren, Türkiye’nin önde gelen dijital yayın platformlarındandır. İçerik ve servislerimizi sürekli geliştirirken, tamamı HD kalitesinde film ve dizi kanalları, National Geographic ve Discovery grupları dahil 14 farklı belgesel kanalı, çocuk, yaşam, müzik ve radyo kanallarının yanısıra tüm ulusal kanallar, Türksat ve Hotbird uydularında yayın yapan yüzlerce uydu kanalı, 85'i HD, 280’den fazla kanal ile kullanıcılarımıza dijital içerik hizmetleri sunuyoruz.

D-Smart olarak günümüzdeki gelişmeler ile birlikte “Dijital Yayın Platformu” sektöründe hizmet verirken sadece televizyon yayıncılığı ile değil aynı zamanda “D-Smart Internet” çatısı altında sunduğumuz internet hizmetleri ile de pazarda öne çıkıyoruz. Internet ve televizyon hizmetlerini tek  elden sunan bir dijital eğlence platformu olarak, tüm abonelerimize internet ve televizyon hizmetlerini tek faturada sunuyoruz.

Türkiye Pay TV pazarı Avrupa’daki en büyük potansiyeli vadediyor...

Geleneksel analog TV pazar payının hızla azalmasının yanı sıra toplam hane sayısından elde ettiği pay da tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de dramatik bir hızla daralıyor.

 “Dijital Yayın Platformları”, izleyicilere HD, 3D gibi izleme tecrübesine yönelik tatmin sağlarken, sahip olduğu kaliteli içerik ile abonelerine kaliteli ve güncel bir “entertainment” ve/veya “infotainment” deneyimi yaşatmayı olanaklı kılıyor. Kaliteli içerik ise kendisine, doğal olarak, yayın teknolojisi ve ekonomisi ile daha sürdürülebilir bir eko-sistem olan “Dijital Yayın Platformları”nda yer buluyor. Diğer taraftan izleyiciler, gerek kendi ilgi alanına yönelik dünya çapındaki içeriğe ulaşabilmesi gerekse görüntü kalitesi ve içerik seçebilme özgürlüğü sayesinde “Dijital Yayın Platformları”na yöneliyorlar.

Bireysel kullanıcıların yanısıra ticari kullanıcılar da “Dijital Yayın Platformları”ndan faydalanıyor; en çok kullanılan sektörlerin başında oteller geliyor. Oteller gelirlerini artırmanın yanısıra müşteri memnuniyeti sağlamak amacıyla “Dijital Yayın Platformları”na yöneliyorlar.

Türkiye’de “Dijital Yayın Platformu” pazarının 2015 yılının son çeyreğindeki performansına bakıldığında; yaklaşık 21 milyon hane sayısından yaklaşık 5,3 milyon hanede “Dijital Yayın Platformu” aboneliği olduğu görülmektedir. Bu rakam yaklaşık %24 civarında bir pazar payına denk gelmektedir. 2012 yılında yaklaşık 4,8 milyon hanede “Dijital Yayın Platformu” aboneliği olduğu göz önünde bulundurulduğunda büyüme oranları şimdilik küçük de olsa, hane halkı sayısındaki büyüme göz önünde bulundurulduğunda, önümüzdeki yıllar içinde “Dijital Yayın Platformu” abone sayısının ülkemizde daha önemli rakamlara ulaşacağını şimdiden söylemek mümkün.

Diğer taraftan ülkemizde ve uluslararası platformlarda yapılan pek çok araştırma; Türkiye’nin 2020-2025 yılları arasında, bulunduğu coğrafi bölge içerisinde, “Dijital Yayın Platformu” gelirlerinin ve pazar büyüme potansiyelinin en büyük olacağı ülkelerden biri olacağına işaret ediyor. Bunun sebebi sadece ülkemizin hızla gelişen ekonomisi ve genç nüfusu olmayıp aynı zamanda Türk televizyonculuğunun ve internet altyapısının gelişmişliği olarak da görülmelidir. Avrupa’nın Türkiye’den daha az altyapı ve ekonomik performansı olan ülkelerinde dahi “Dijital Yayın Platformu” penetrasyonu %50-65 bandındadır. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran %85 bandına oturmuş durumdadır. Ülkemizdeki “Dijital Yayın Platformu” penetrasyonunun %25 olduğu düşünüldüğünde, artan kişi başına milli gelir performansı ve büyüyen hane sayısı ile dijital yayın platformları için büyüme beklenmektedir.

D-Smart olarak, hem bireysel hem de ticari abonelerimize HD görüntü kalitesi ile en zengin içerikleri tek fiyat-net fatura prensibi ve kaliteli hizmet anlayışı ile sunmaya, teknolojimizi geliştirmeye, yatırımlarımızla pazara katkıda bulunmaya ve meydan okuyan bir marka olmaya devam edeceğiz.

 

 

4K

ATLANTA: Caner SORGUN

Yüksek çözünürlüklü 1080p görüntü çözünürlüğü (1920x1080) uzun yıllar kullanıldı, şimdi kendini yenileme ve bir üst teknolojiye geçmek için hazır hale geldi. Bu yüzden Ultra yüksek çözünürlük veya UHD televizyonlar yerlerini aldılar, Tüketici Teknolojisi Derneği'ne göre, bu iki terim birbiri ile yer değiştirebilmiştir ta ki, 4 K teknolojisi oluşumunu tamamlayana kadar. Sizinde bildiğiniz üzere 4K teknolojisi elektronik mağazalarda ve oturma odalarımızda yerini almaya başladı. Peki nedir bu 4K?

4K Nedir?

 

UHD veya 4K bir kerede en az 8 milyon aktif piksel görüntüler. Televizyonlar için çözünürlük 3840x2160 standardındadır, dijital sinema 4K 4096x2160 çözünürlüğündedir. Sizinde tahmin edebileceğiniz gibi bu, 1080p çözünürlüğünün 4 katı, standart TV tanımının da 23 katıdır.

Bunun anlamı, ekran üzerinde bir görüntü oluşturan piksel veya noktalar ile daha net ve daha gerçekçi görüntü elde etmek anlamına gelir. Tersine eğer 4K bir görüntüyü yakın çekim bir görüntü ile karşılaştırırsanız, 1080p görüntüye yakınlaştığınızı düşünün, 1080p görüntünün daha az gerçekçi olduğunu görürsünüz.

Birçok tüketici, 1080p den 4K görüntüye geçişi gözle fark edemediğini ancak bilimsel olarak 6,773,760 piksel, tam bir 4K görüntü ile 1080p görüntü arasında çok büyük bir fark olduğuna inanmaktadır. Bu yüzden, eğer sağlanan görselde bir fark olduğuna inanmıyor olsanız da fark kesinlikle vardır. Elbette, 1080p kamera çözünürlüğü ile 4K kamera çözünürlüğü hakkında konuşurken, kameralar için teknik özellik sayfaları 4K dan bahsederken kamera arkasındaki mini LCD ekrandan bahsetmiyorlar. Bahsettikleri, kamera tarafından oluşturulan görüntüdür.

4K, 1080p den Nasıl Farklıdır?

4K, kesinlikle, 1080p den çok daha nettir. Uzayda, bir 1080p HDTV 1 piksel yer tutar, Aynı ölçüdeki 4K TV ise 4 piksel yer tutar. Bu açıklık 4K kaynaklı cihazınızda önemli bir sıçrama yapar çünkü çözünürlük çok yüksektir ve iletkenlik için daha çok bant genişliği gerekmektedir. Standart HDMI 2.0, 4K'yı destekleyecek şekilde geliştirilmiştir, 2160p video saniyede 60 kare hızında görüntülenmesini sağlar. Eski HDMI standartları da 4K'yı görüntüleyebilir ancak bu görüntü sağlıklı bir görüntü olmaz. Ayrıca, internet üzerinden de 4K video akışı sağlayabilirsiniz ama bunun için çok hızlı bir internet ağınızın olması gerekmektedir. Örneğin Netflix hizmeti üzerinden, 4K içerik izlemek için önerilen sabit bir 25Mbps hızdır.

Eğer 4K kaynaklı bir videonuz yoksa 4K TV’niz, filmlerinizin çok daha net görüntülenmesini sağlar. Bütün 4K TV 1080p ve daha düşük çözünürlüklü video görüntülerini çevirip görüntüleyebilir.

 

Bu dönüştürücüler sadece dört özdeş piksel, kenar yumuşatma ve gürültü azaltmak, üretmek için, ideal daha net resim algoritmaları kullanırlar. İyi çalıştığı zaman 4K ekranında doğal görünen bir video izlersiniz. (Herhangi bir yeni detay eklenmeden, sadece daha keskin çizgiler, daha canlı renkler ve ışık) Eğer iyi çalışmıyorsa, lekeli, gölgeli boyama gibi bir görüntü alırsınız.

İzleyiciler, küçük televizyonda 1080p ve 720p arasındaki farkı görmek için boyutlarda mücadele ederken, 50 inç ve daha büyük TV'lerde fark daha barizdir.

 

4K; inanılmaz küçük pikselleri görüntüleyen, günümüz mobil araçlar Retina tarzı HD ekranlarında detay ve berraklık konusunda da başka belirgin bir sıçrayış yaptı. 55 inçler düşük sınırlı hale gelip büyük ve büyük ekranın elde ettiğinden sonra bu geniş HDTV ler için de büyük bir faktördür.

Ayarlama

Gerçi buradaki teknolojide başka bir engel de vardır. Bir 4K ses sistemi ve tabi ki 4K Bluray için bir 4K TV, 4K Bluray oynatıcı, uyumlu bir alıcının bulunması ve ayarlanması gerekir. Ek olarak oynatma sorunu doğurabilecek HDMI kablo sorunları olabilir. Evet bu sadece kablo ama 4K genellikle daha büyük bant genişliğini ileten bir kablo gereksinimi duyar. Ve bundan dolayı HDMI 2.0 versiyon bir kabloya ihtiyaç duyacaksınız.

Önümüzdeki dönemde daha sık rastlayacağımız bu teknoloji ile görüntüler daha net ve canlı, sanki o anı yaşıyormuş hissi verecek.

Haberleşme -Gizlilik ve İstihbarat

Communication-Privacy and Intelligence

Yrd.Doç.Dr. Serkan AYDIN

Haberleşme gizliliğinin ihlali ile  istihbari bilgilerin ortalıklarda dolaşmasının oluşturduğu kaos dünyayı kasıp kavurmaktadır. Aslında "dikkat düşman dinliyor",  ifadesi her ne kadar ilk görüşte bizlere garip gelse de işin özünde; uzaktan  iletişim gerçekleştirilirken aktarılması gereken bilgilerinin gizlilik durumu düşünülerek  transferine karar verilmelidir.  Bu karar bir birey için iş hayatı ve özel hayatındaki hassasiyetleriyle ilişkilendirilebilecekken bir devlet için ise  ülkenin bekası  ile ilişkilendirilebilir.

 Özellikle devlet kurumlarında haberleşme güvenliğini sağlayacak olan kadrolar oluşturulurken işin ehline verilmemesi, bu işi gerçekleştirecek kişilerin tam araştırılmaması çok büyük güvenlik açıklarına neden olacaktır. Haberleşme şebekeleri oluşturulurken  yabancı müdahalelerin olması, takip ile kontrolün standart dışı  ciddiyetsiz ortamlarda  ölçüm ve arşiv kayıtları tutulmadan gerçekleştirilmesi, ölçüm yapılan cihazların kalibrasyonlarının yapılmaması, örneğin 15 yıl önceki ilk ölçümü yapan cihazın saklanmaması, periyodik ölçümler ile hat ölçüm sonuçlarının karşılaştırılmaması gibi bir çok durum  güvenlik  açıklarına neden olacaktır.

Yüzyıllar boyunca dünyaya nizam veren Osmanlı Hükümdarlığı döneminde şahinci başının küçüklükten sarayın içersinde yetiştirilerek daha sonra veziriazamlık görevine getirtilmesi   devlet işlerinde güvenilir kişi yetiştirmenin önemiyle ilgili ibretlik bir örnektir. 

                Kablolu iletişimde ana omurgalar fiber optik kablolar ile gerçekleştirilmektedir. Fiber optik kablodan çok büyük miktarda data transferi gerçekleştiğinden dolayı  içersinde önemli bilgilerinde akacağı kaçınılmazdır. İşte fiber iletişimdeki en büyük zaaf çok fazla bilgi taşımasından dolayı oluşmaktadır. Fiber kabloların içersinden geçen ışığın pasif ve basit bir işlem ile bir den fazla kopyası oluşturularak başka bir fiber kıla transferi sağlanabilmektedir. Optik bölücülerle(Optik splitter) yapılan bu işlem sonrasında aynı bilgi çoğullanmaktadır. Bundan sonraki işlem ise bilgilinin devamlı süratte kaydedilmesi ve  bilgi paketlerinin işlenerek  orijinal bilginin oluşturulmasıdır. Bilginin şifreli olması durumu ise tamamıyla istihbaratçıların işine yaramakta direk bu bilgilere odaklanmaktadır. Şifreleme işleminin yapılması her ne kadar bir önlemmiş gibi görünse de sadece gerçek zamanlı iletişimde fayda sağlanmaktadır. Örneğin savaş meydanında şifre çözülene kadar geçen sürede  yapılması gereken yapılmış artık bilgi çözülse de pek bir ehemmiyeti kalmayan özel durumlar için fayda sağlanmıştır.  Şifreli verilerin içersindeki bilginin nasıl bir bilgiye benzediği tahmin edildiği anda çözümlenmesinin şuan ki teknolojiyle sadece zaman aldığı bilinmektedir. O zaman iletişim kurulurken bilginin devamlı kaydedildiği ve şifrelemenin-kriptonun sadece ilgiliye biraz zaman kazandırdığı hiç bir zaman akıldan çıkartılmamalıdır. Hele hele gerçek bir  muhaberecinin kurduğu  bir şebeke çok rahatlıkla dinleniyorsa ve içersinden geçmemesi gereken veriler rahatlıkla elde edilebiliyorsa istihbaratı yapan kişilerin bu durumdan şüphelenmesi gerekmektedir.

                Uydu iletişiminde verinin koklanması ve indirilerek devamlı kayıt oluşturulması  kablolu iletişimin aksine herhangi bir hafriyat veya sonlandırma yapmadan gerçekleştirilebilmektedir. Şuan bile PC tabanlı mac adresi olan uydu alıcıları ile internetten bulunacak programlarla uydudan iletişim yapan kişilerin verileri indirilebilir, eğer internette sörf yapıyorsa nasıl bir siteyi incelediği hakkında bilgi sahibi olunabilir. Aynı durum kablosuz iletişimin gerçekleştiği GSM ve Wi-Fi ortamlarında da geçerlidir.

Özel hayatın gizliliği ile  haberleşme özgürlüğü kapsamında bir dizi yasa yürürlülüğe girmiştir. İnternet hizmeti veren kuruluşlar sağladıkları bilginin içeriğini çok rahatlıkla kontrol edebilmektedir. IP tabanlı hizmet veren bu  sistemlerde kullanıcıların gereksinimleri tahmin edilebilmekte basit ve kompleks veri madenciliği işlemleri yapılarak  girdiği sitelerde kendilerine uygun reklamlar uygulanabilmektedir.

Uydu TV yayıncılığında bu işlem yapılamamaktadır. Uydudan yayın izleyen kişilerin hangi saatte hangi programı izlediği veya hangi reklamlarda zap yaptığı belirlenememektedir. Yalnız internet desteği olan uydu alıcılarında bu durum farklı olabilir. Gelecekte kendisini izlettiren ve reklam alımına  izin veren kullanıcıların diğer kullanıcılara göre daha az fatura ödeyeceği hatta bedava hizmet alacağı aşikardır.

Özel hayatın gizliliği ile devlet  işlerinde gerçekleştirilen iletişimin ciddiyeti önem arz etmektedir. Bu kapsamda dünyada ve Türkiye'de haberleşme gizliliği ve özgürlüğü ile yeniden yapılanmanın gerçekleşmesi gerekmektedir. En kısa zamanda soğuk savaşın emareleri biraz önce ortadan kalkmalı huzurlu bir gelecek için çalışmalar yapılmalıdır. 

KURUMSAL VİDEO PORTAL

   Bir hizmet veya servis kuruluşunun, fabrikalarda seri üretim ve ürün geliştirmekte olan markaların, eğitim kurumlarının, zincir mağaza – çoklu şube şeklinde örgütlenmesi olan kurumlarının;  kendi işleriyle ilgili; tanıtım – hizmet – üretim – servis – eğitim video portalı sahibi olması.. günümüz video over IP teknolojileri ile birlikte kolaylaşmıştır.

    Bunun için gerekli olan donanım; bir server ve bu servera yüklenmiş video portal yazılımıdır.Yerel networkte dağıtım için; izleyici sayısı kadar çıkışı olan bir network switch kullanılır.

 

 

     Yazılım ve kurumla ilgili videolar yüklenmiş bu server vasıtası ile; kurumsal videolar, kurum içindeki yerel ağ vasıtası ile PC – Laptop – Ipad, smart telefon ve settopbox bağlı TV ekranlarından izlenir. Ortak mekanlarda kurulu olan büyük ekran TV alıcıları ile.. ders, toplantı , konferans etkinliklerinde kullanılır.

     Aynı sistemle; lojman, yurt, kampus, okul, kurum gibi yerlerde film izleme, you tube, vimeo oynatma, media player kullanımı gibi Film- eğlence amaçları için de kullanılabilir.İzlenecek filmler internet üzerinden – DVD – VCD – Blue Ray vasıtasıyla yüklenebilir,  tanıtım sayfası görülebilir, radyo kanalları ve canlı TV yayınları seyretmek için de kullanılabilir.

 

    İzleyici sayısına göre oluşturulan server hard disk kapasitesi ile, binlerce film ve video kanalını seyretmek mümkündür.Aynı sistemin; geniş alan ağlarında (wan) kullanımı içinde..  V.O.D. server + settopbox donanım ve yazılımıyla birlikte; aylık veya yıllık ödemeli bir C.D.N. (content delivery network) hizmeti almak gereklidir.

 

    Servera yüklenen kurumsal veya film video sistemi;  V.O.D. sisteminin yönetim paneli vasıtası ile.. gruplara – kategorilere ayrılarak, hangi noktaların veya kişilerin hangi tür videoları izleyeceği belirlenir. Video yükleme ve yönetim işlemleri için yönetim panelinde yetkilendirme yapılabilir.

    V.O.D. yazılımı ile birlikte çalışan yönetim panelinin (admin panel) uzaktan herhangi bir bilgisayar veya IPad ile girilebilen arayüzü ile bu işlemleri ve çok daha fazla fonksiyonları yönetmek mümkündür.

 

 

KARASAL TELEVİZYON VE RADYONUN SAYISAL YAYINCILIĞA

GEÇİŞ SÜRECİ VE TEKNİKLERİ

Radyo ve televizyon yayınları iletildikleri ortama göre karasal, kablo, uydu ve internet ortamından yapılan yayınlar olarak sınıflandırılmaktadır. Ülkemizde uydu ve kablo ortamından yapılan yayınlara Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yayın lisansları verilmekte, karasal ortamdan yapılan yayınlar ise 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunun geçici 4 üncü maddesi 1 inci fıkrası kapsamında yapılmaktadır. Karasal ortamda yayında olan medya hizmet sağlayıcı kuruluşların sayıları 2015 yılı Temmuz ayı itibariyle aşağıdaki tabloda verilmektedir.

 

Tablo 1: Karasal Analog TV Yayın Başvurusu Olan Kuruluşlar

 

 

1994 yılında yürürlüğe giren 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun, karasal yayın lisanslarıyla ilgili olarak altı ay içerisinde frekans planının yapılmasını ve ardından sıralama ihalesine gidilerek yayın kuruluşlarına lisans tahsis edilmesini hükme bağlamıştır.

 

  1.  

Üst Kurul yayın kuruluşlarına karasal ortamdan yayın için kanal/frekans tahsisi amacıyla 1997, 2001 ve 2013 yıllarında olmak üzere üç kez sıralama ihalesine çıkmış ancak çeşitli nedenlerle lisans verme işlemleri tamamlanmamıştır. Bu nedenle, karasal ortamdaki radyo ve televizyon yayın lisansı verilmesine yönelik sıralama ihalesi yapılamamış, 3984 Sayılı Kanunun Geçici 6 ncı maddesi çerçevesinde geçici rejime devam edilmiştir.

 

Günümüz teknolojisine ve AB müktesebatına uyum çerçevesinde, 2007 yılı Aralık ayında AB Resmi Gazetesinde yayınlanarak yürürlüğe giren AB Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Yönergesi hükümleri esas alınarak yapılan düzenlemeler sonucunda, 3 Mart 2011 tarihinde 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmiştir.

 

6112 Sayılı Kanunun Geçici 4’üncü maddesinde, “Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç iki yıl içinde Üst Kurulca karasal yayın lisanslarının verilmesi amacıyla sayısal televizyon multipleks kapasitesi sıralama ihalesi yapılır.” hükmüne yer verilmiştir. Böylece ilk defa 6112 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle yıllardır sürüncemede kalan karasal yayınların lisanslandırılması sorunu çözüm aşamasına getirilmiştir.

 

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) bünyesinde 2006 yılında Cenevre’de Bölgesel Radyokomünikasyon Konferansı (RRC-06) toplanmıştır. Türkiye’nin sayısal talepleri için aşağıdaki şekilde görülen 96 alana bölünmüş ve konferans sonunda bu alanlara 826 adet TV frekans kanalı alan tahsisi gerçekleştirilmiştir.

 

Tablo 2: RRC-06 Konferansında Türkiye’ye Yapılmış Tahsisler

 

Şekil 1: RRC-06 Konferansında Belirlenen Türkiye Frekans Alanları

 

 

3 Mart 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunla;

 

  • Televizyon kanal ve radyo frekans planlamalarının Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından yapılması, frekans planlarında ulusal, bölgesel ve yerel karasal yayın ağlarının sayıları ve türleri ile sayısal yayınlar için multipleks sayılarının belirlenmesi, 
  • 6112 Sayılı Kanunun yayım tarihi olan 3 Mart 2011’den itibaren en geç iki yıl içinde Üst Kurulca karasal yayın lisanslarının verilmesi amacıyla sayısal televizyon multipleks kapasitesi sıralama ihalesi yapılması, 
  • Tahsisi müteakip en geç iki yıllık süre sonunda analog karasal televizyon yayınlarının ülke genelinde tümüyle sonlandırılması ve analog karasal televizyon yayınlarının durdurulması öngörülmüştür.

 

Bu bağlamda, Ulusal Karasal Sayısal TV Yayın Lisansı Sıralama İhalesi 16-18 Nisan 2013 tarihlerinde; Bölgesel Karasal Sayısal TV Yayın Lisansı Sıralama İhalesi, 29-30 Nisan, 2-3 Mayıs 2013 tarihlerinde; Yerel (T3) Karasal Sayısal TV Yayın Lisansı Sıralama İhaleleri 24-28 Haziran 2013 ve 01-02 Temmuz 2013 tarihlerinde gerçekleştirilmiş ve ihale sonuçları RTÜK internet Sitesinde yayımlanmıştır. Anılan İhaleler Üst Kurulca onaylanmıştır.

 

Ancak, anılan ihalelerle ilgili olarak açılan davalar üzerine verilmiş olan mahkeme kararları doğrultusunda ulusal ihalelerin önce yürütmesi durdurulmuş, daha sonra da iptal edilmiş olup, mahkeme kararları gerekçelerine göre yeniden ihale yapılmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. 

 

Türkiye’nin karasal sayısal yayın standardı sayısal yayıncılıkta en son teknoloji olan DVB-T2 ve MPEG-4 olarak Üst Kurulca belirlenmiş ve bu doğrultuda Karasal Sayısal Televizyon (DVB-T2) Frekans Planı hazırlanmıştır. Daha sonra, sıkıştırma tekniğinde dünyadaki gelişmeler göz önüne alınarak, mevcut durumdaki MPEG-4 yerine yeni bir teknoloji olan HEVC (High Efficiency Video Coding - H.265) sıkıştırma tekniği belirlenmiştir.

 

Tüketicilerin mağdur olmaması için bu cihazların taşımaları gereken özellikler belirlenmiş ve TSE tarafından TS 13538 “İkinci Nesil Sayısal Karasal Televizyon Yayın Sistemi (DVB-T2) İçin Televizyon Alıcıları-Genel Kurallar” standardı adıyla kabul edilmiş ve yayımlanmıştır. 

 

6112 Sayılı Kanun ile karasal sayısal TV yayınlarının iletilmesi için gereken dijital anten tesislerinin, yayın kuruluşlarının ortak olduğu verici tesis ve işletim şirketi tarafından kurulması öngörülmüştür. Yayın kuruluşlarının verici tesis ve işletme faaliyetlerinin tek çatı altında toplanmasıyla, ayrı ayrı işletilen vericiler, tek bir şirket tarafından ortak olarak işletileceğinden mevcut anten direklerinin sayısı azalacak, kurulum ve işletme maliyetleri minimize edilecek, verimlilik artacaktır.

                       

Ayrıca, Ülkemizde halihazırda radyo yayınları frekans modülasyonlu (FM) tekniğinde yapılmaktadır. Diğer yandan, ülkemizde uygulanabilecek karasal sayısal radyo teknolojisinin belirlenmesi amacıyla RTÜK’te çalışmalar devam etmektedir. Sektör temsilcilerinin katılımıyla DAB+, DRM+ gibi teknolojilerin ele alındığı çalıştaylar düzenlenmiştir.

 

Sonuç olarak; ülkemizde henüz karasal sayısal TV yayıncılığına geçilememiştir. 2013 yılında yapılan sıralama ihalelerinin mahkemelerce iptal edilmesi, bu süreci geciktirmiştir. Yönetmelik ve şartnamelerin yeniden düzenlenmesi çalışmaları sürdürülmekte olup, bu çalışmaların en kısa sürede tamamlanarak 6112 sayılı Kanun hükmü gereği sıralama ihalelerinin yapılması gerekmektedir.

Muhsin KILIÇ                                               Erdem ÇAKMAK      

Daire Başkanı                                                Üst Kurul Uzmanı

Ka Band Uydu İnternet – Muhammed Halil Şahiner / Martin Telekom AŞ

Günümüzde bireysel kullanıcılardan kurumsal firmalara kadar tüm tüketicilerin yeni nesil haberleşme ihtiyaç ve talepleri geniş bant internet kullanım ihtiyacını arttırmaktadır. Haberleşme altyapılarının bu taleplere bağlı olarak gelişmesi sonucu Fiber Optik, 3G/4G, WiFi gibi kablosuz iletişim araçları ile bu ihtiyaçlar karşılanmaya çalışılmaktadır. Bu gibi haberleşme altyapıları birçok yerde bulunmasına rağmen altyapının olmadığı, yetersiz olduğu veya kurulum maliyetinin yüksek miktarda yatırım gerektiği yerlerde Uydu Haberleşmesi her zaman akla gelen bir alternatif olmuştur.

Gelişen teknolojiye bağlı olarak geniş bant haberleşme ihtiyacının artması, Uydu Haberleşme Sistemlerinde kullanılan Ku ve C bant uydu alt yapılarının yüksek maliyet ve pahalı donanım zorunlulukları kullanıcıları geniş bant ve ekonomik maliyetler sunan Ka Bant Uydu sistemlerini kullanmaya teşvik etmektedir. Ka Bant Uydu Teknolojisi sayesinde Geniş Bant Haberleşme servisleri yüksek hız ve düşük donanım boyutları ile sunulabilmektedir. Aynı Frekansın Uydu kapsama alanında birden çok Beam’de farklı bölgelerde kullanıcılara hizmet verecek şekilde kullanılabilmesi sayesinde daha yüksek uydu kapasitelerine erişmek mümkün olmuş ve bunun bir sonucu olarak Ka Bant internet erişim fiyatları karasal geniş bant servisleri ile rekabet edebilecek hale gelmiştir. Ayrıca Ku ve C bant uydularda olduğu gibi geniş bir bölgeyi kapsamak yerine daha küçük kapsama alanı ve yüksek frekansta (26,5–40 GHz) çalışan bir sistem olması sonucu Ka Bant son kullanıcı antenleri (VSAT) daha küçük boyutlarda olabilmektedir.

Ka Bant servisleri özellikle Ortadoğu, Afrika ve Güney Asya gibi haberleşme altyapılarının yetersiz olduğu coğrafyalarda yoğun olarak kullanılmaktadır. Öncelikli kullanım alanlarını şu şekilde sıralamak mümkündür,

  • Geniş bant internet hizmetleri
  • VoIP, RoIP
  • E-Eğitim
  • Broadcast Hizmetleri
  • Kurumsal Uygulamalar
  • Madencilik ve Petrol Endüstrisi
  • Uzaktan sağlık Hizmetleri

Bu yazıda özellikle Ka Bant uydu çözümleri ile entegre olarak çalışan ve kullanım yaygınlığının artmasına yardımcı olan tümleşik haberleşme çözümleri üzerinde duracağız.

Ka Band Uydu İnterneti İle Entegre Tümleşik Haberleşme Çözümleri    

Yayıncılık alanında yüksek çözünürlüklü canlı yayın gönderme isteği, karasal altyapının uygun olmadığı yerlerde ekonomik IP haberleşmesinin sağlanması, sahadaki telsiz operatörlerinin lokasyondan bağımsız olarak uzak alanlarda görüşebilmeleri ve GSM kapsama alanlarının olmadığı yerlerde GSM kapsama alanlarının sağlanabilmesi Ka Bant kullanımının geniş bir alanda hizmet vermesini sağlamaktadır.

Modeo Encoder

Günümüzde HD video kullanımı oldukça popüler hale gelmiştir. Ku bant uydular ile HD video yayını için daha çok uydu kapasitesi ve büyük ve pahalı ekipman kullanımını gerektirmektedir. Yüksek çözünürlükteki bu görüntülerin Ka bant uydular üzerinden transferi için bu teknolojinin gerektirdiği özelliklere sahip cihazlar gerekmektedir. Ka Bant uydu operatörleri tarafından sunulan paylaşımlı internet servisleri ile HD video yayını yapabilmek için standart Encoder’lardan farklı olarak dinamik olarak sürekli değişen bant genişliğine uygun çalışabilecek Encoder ihtiyacı doğmaktadır.  Bu ihtiyacı gözönüne alan gurup firmamız CTECH tamamen yerli üretim olan Modeo Encoder’ı geliştirdi. Modeo Encoder’ın sahip olduğu temel 2 özellik şunlardır,

  1. Uyarlanabilir Bitrate Algoritması
  2. Bonding Algoritması

Ka bant sistemler için geliştirilmiş “Uyarlanabilir Bitrate Algoritması” ile içerik birden çok bit oranı ile kodlanarak internet üzerinden video akışı gerçekleştirilir. Modeo Encoder, upload hızını ve uydu gecikmesini algılayarak en uygun video bit oranına karar vermektedir. Bu sayede değişen uydu bant genişliğine ve uydudaki gecikmeye uyumlu bir video iletimi mümkün olur. HD video içeriğini göndermek için birden çok Upload kapasitesi gerekmesi durumunda Modeo Encoder ile farklı uydu modemlerin kapasitelerini Bonding Algoritması ile birleştirmek ve daha yüksek hızlara erişmek mümkündür.

VoIP

Ka bant internet hizmetlerini küresel uydu operatörleri ile yaptığı anlaşmalara bağlı olarak Türkiye içinde ve dışında birçok ülkede kullanıma sunan gurup firmamız ClickNET, Ka bant internet erişimi ile birlikte VoIP hizmeti de sunmaktadır. Uydu modem ile birlikte sağlanan IP telefonlar ile herhangi bir ekstra yatırıma gerek olmadan, IP protokolü üzerinden telefon görüşmeleri yapılabilir. Bu sayede lokasyon bağımsız olarak ve uygun fiyatlarla telefon görüşmelerini Ka Bant Uydu İnternet Hizmeti üzerinden yapmak mümkün olmaktadır.

Uydu üzerinden yapılan VoIP uygulamalarında bazı noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir. Bunlardan birincisi kullanılan bant genişliğidir. VoIP görüşmesi için kullanılan Codec’e bağlı olarak değişik bant genişliklerine ihtiyaç olup Ka bant internet hizmetlerinde bu fazlasıyla karşılanmaktadır. İkinci nokta ise gecikme süresidir. ITU tarafından tavsiye edilen gecikme süresi 400 milisaniyedir. Bu süre uydu sinyalinin yer istasyonu ile uydu arasında iletimi için gerekli olan yaklaşık 500 milisaniyenin biraz altında olmakla birlikte uygulamada bir sorun olmamaktadır. Diğer bir konu ise paket kayıplarıdır. VoIP’te çalışma mantığı güvenli internet bağlantısı üzerine kuruludur. Uydu haberleşmesinde ise uydu sinyalini etkileyecek birçok faktör vardır. Bu sebeple öncelikli olarak BER (bit hata oranı) değerinin oldukça düşük olmasına dikkat edilmesi gerekmektedir. QoS ve Önceliklendirme yapılması ise VoIP trafiğinin iletiminin garanti edilebilmesi için gereklidir. Geliştirilmiş çeşitli kodlama algoritmaları vardır ve en yaygın olanı G.729 Codec’tir. G.729 kodlama için 8 kbps’lik bir kapasiteye ihtiyaç olmaktadır. Kullanılan diğer bir standart ise G.723 olup bunun için 5.3 kbps gerekmektedir.

RoIP

ClickNET olarak Ka Band Uydu Servisleri ile birlikte sunduğumuz diğer bir hizmet RoIP çözümüdür. Açılımı “Radio over IP” olan bu çözüm sayesinde analog telsiz sistemleri (VHF , UHF) internet ağları ile entegre bir şekilde çalışabilmektedir. Günümüzde yaygın olarak kullanılan analog telsiz sistemlerinin Ka Band Uydu sistemleri üzerinden kullanılabilmesi haberleşme ihtiyacını karşılamada ekonomik avantajlar sunmaktadır. Kurulan bu sistem sayesinde kullanıcılar arasında telsiz görüşmeleri yapılması yanında IP üzerinden VoIP vb. diğer sistemler ile de tümleşik bir çözüm sağlanmaktadır.

VoIP ve RoIP çözümleri yanında IP üzerinden çalışan diğer haberleşme sistemlerinin Ka Band Uydu Sistemleri üzerinden çalışabilmesi konusunda firmamız tarafından çalışmalar yapılmış ve testler başarılı bir şekilde sonuçlanmıştır. Bunlar arasında FemtoCell ve GoIP gibi GSM haberleşmesinin IP üzerinden taşınması sağlayan sistemleri sayabiliriz.

Ka Bant uydu interneti sayesinde sağlanan entegre çözümler kullanılan iletişim teknolojilerini zenginleştirmiştir. Bu teknolojik zenginlik ile sağlanan daha kaliteli, daha ekonomik ve çeşitli çözümler insanoğlunun hayat kalitesini arttırmaya devam edecektir.

Markalaşma Yolunda Sırlı Bir Anahtar: Satış Sonrası Hizmet

Bilal ALTUNBAŞ / Neta Elektronik

Özellikle 21. Yüzyılda teknolojinin ve iletişim olanaklarının gelişmesiyle ile birlikte, tüketicilerin satın alacağı ürünlerle ilgili kapsamlı şekilde araştırma yaparak, hangi markayı tercih etmesi gerektiğine dair birçok ipucuna ulaşabilmesi; teknoloji ürünlerini tasarlayan, üreten ve satan firmalar arasındaki rekabeti iyiden iyiye arttırmıştır. Günümüzde birçok farklı marka üründe benzer özellikleri görebilmek mümkün. Bu aşamada tüketicinin tercih edeceği üründe kalite, performans ve fiyat kriterlerinin yanında aradığı başka bir parametre daha öne çıkıyor, o da firmaların verdiği satış sonrası hizmetin kalitesi.

Müşteriler gerek sosyal çevrelerinde, gerekse elektronik platformlarda farklı markaların satış sonrası geri bildirimlerine rahatça ulaşabilmektedirler. Bu ortamlarda ürünlerin performansı, kalitesi, arıza oranları ve firmalar tarafından verilen müşteri desteği oldukça kapsamlı şekilde analiz edilebilmektedir. Bundan dolayı bu rekabet ortamında firmalar, ayakta kalabilmek için satış sonrası hizmetler alanında birçok yatırım yapmak ve müşteri memnuniyetini en üst seviyede tutmaya özen göstermek mecburiyetindedirler.

Firmaların Satış Sonrası Hizmet Departmanları, ürünlerin satış faaliyetleriyle birlikte başlayan tüm satış sonrası organizasyon ve sürecini yöneterek, satışların devamlılığına ve müşteri sadakatinin oluşumuna destek vermelidir. Firmaların vereceği satış sonrası hizmetlerde; müşterilerin teknik destek, şikâyet, talep ve önerilerini iletebileceği telefon, e-posta ve iletişim formları gibi araçlara rahat ulaşabilmesi, hızlı geri dönüş alabilmesi ve talebini ilettiği konularda memnuniyetinin sağlanması çok önemlidir.

Yukarıda anlatılmaya çalışılan satış sonrası hizmet süreci ülkemizde ve bugünkü şartlarda incelendiğinde, gerek firmalar açısından gerekse tüketiciler açısından birtakım sorunların yaşandığı görülmektedir. Müşterilerin satın aldıkları ürünlerle ilgili yaşadıkları ilk problem ürününün montajı ve kurulumu ile ilgili olmaktadır. Kurulumla ilgili firma ile iletişime geçildiğinde, özellikle yoğun dönemlerde verilen randevular geç tarihlerde olabilmektedir. Diğer bir sorun ise firmalar belirtilen tarihte kesin bir saat vermedikleri için müşteriler gün boyu evde beklemek zorunda kalabilmektedir. Kurulum esnasında gelen teknik personel, ürünle ilgili yeterli bilgi vermemekte ve sorulan sorulara karşı da ilgisiz davranabilmektedir. Daha ilk aşamada meydana gelen ve müşteri sadakatini zedeleyecek bu durumun önüne geçilebilmesi için firmalar, teknik personelini kaliteli bir eğitimden geçirmeli ve müşterilerden sürekli geri bildirim alarak performansını dinamik olarak takip etmelidir.

Bu aşamadan sonra tüketicilerin karşılaştığı diğer bir zorluk ise ürünlerin kullanımı esnasında zorlanmalarıdır. Tüketicilere yol göstermek üzere firmaların hazırladığı kullanma kılavuzları, çoğu zaman detayların verilmediği ve kolayca anlaşılabilecek bir formatta olmadığı için yeterince fayda vermemektedir. Burada tabi ki milletçe okuma alışkanlığımızın zayıf olmasından dolayı da kılavuzun okunulmasından kaçınıldığını belirtmek yerinde olacaktır. Bunlardan dolayıdır ki kullanıcı, ürünün kullanımı esnasında yaşadığı bir problemi kılavuzda araştırmaktansa, firmaya yazılı ve sözlü olarak ulaşmayı tercih etmektedir. Burada müşteriye verilen cevap yeterince hızlı ve tatmin edici olmadığı karşılaşılabilen bir durumdur. Bunun önüne geçebilmek için firmaların yeterli sayıda personel istihdam etmesi ve yine iyi bir eğitim sürecinden geçirmesi önem arz etmektedir.

Tüketicilerin yaşadığı diğer bir meşakkatli süreç ise, kullandığı ürünün arıza yapmasıyla başlamaktadır. Bu durumda firma ile iletişime geçilmekte, bulunulan şehirdeki yetkili servisin iletişim bilgileri alınmaktadır. Eğer ilgili firmanın o şehirde yetkili servisi yok ise müşterinin, arızalı cihazı kargo ile Merkez Servise gönderme zahmeti ortaya çıkmakta ve ayrıca garanti bitmiş ise kargo bedelini de üstlenmesi gerekmektedir. Diğer durumda ise bulunduğu şehirdeki yetkili servise gitmektedir. Burada eğer yetkili servis cihazı fabrikaya göndermeyi tercih ederse, müşterinin cihazı geri teslim alma süresi uzamaktadır.

Bu süreçte müşterinin garanti belgesinin olmaması veya doldurulmamış olması ve faturasının olmaması müşteri ile yetkili servisi ya da firmayı karşı karşıya getiren bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada müşterinin dikkat etmesi gereken şey, ürünü satın aldığında faturayı ve doldurulmuş şekilde garanti belgesini, garanti süreci bitene dek muhafaza etmesidir.

Yetkili servisler üzerinde ayrıca durmak gerekir kanaatindeyim. Burada hem servislerin hem de firmaların yaşadığı ciddi problemler mevcuttur. Yetkili servisler, firmalar tarafından yeterli teknik ve yedek parça desteği alamamaktadırlar. Diğer bir ciddi problem ise, günümüz şartlarında artık yeni tamir ustaları maalesef yetişmemektedir. Bundan dolayı da yetkili servisler usta istihdam etmekte zorlanmakta ve özellikle garanti kapsamındaki ürünleri (mali getirileri düşük olduğundan) merkez servise yönlendirmeyi uygun görmektedirler. Bu da firmaların merkez servislerinin gereksiz yere kargo bedeli ödemelerine ve aşırı yoğunluk yaşamalarına neden olmaktadır.

Firmaların piyasaya arz ettiği ürünlerle ilgili, T.C. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’ndan “Satış Sonrası Hizmet Yeterlilik Belgesi (SSHYB)” alması zorunluluğu bulunmaktadır. Bir örnekle açıklayacak olursak, uydu alıcısı üretimi ve satışı yapan bir firma TS 12713 kriterinde SSHYB almak zorundadır. Bu belgenin vize süresi 2 yıl olmasına karşın, belge alırken kurulması gereken ülke çapındaki TSE Hizmet Yeterlilik Belgesine sahip 20 yetkili servis ile yalnızca 1 yıllık sözleşme imzalanabilmektedir. Bu da firmaların iş yoğunluğunu arttırmakta ve her yıl aynı sözleşme giderlerini tekrar tekrar üstlenmek zorunda kalmalarına neden olmaktadır. Diğer taraftan yetkili servislerin aldığı TSE Hizmet Yeterlilik Belgesinin şartları ağır olduğundan, gerçekten tamir işlemi yürüten servislerin bu belgeyi almaktan kaçınmalarına yol açmaktadır. Bunun sonucunda da firmalar, bu işi ticarete döken servislerle çalışılmaya mecbur bırakılmaktadırlar. Bu konularda aynı zamanda üyesi olduğumuz TUYAD’ın bakanlık nezdindeki girişimlerini desteklediğimizi belirtiyor, firmalar ve servisler yönünden rahatlatıcı bir karar çıkacağını ümit ediyoruz.

Telsiz Algılayıcı Ağlar

Algılayıcılar, gerçek dünyaya ilişkin fiziksel parametreleri tespit edip bunları işlenebilir forma dönüştürerek sayısal ortama aktarırlar. Böylece fiziksel dünya ile sayısal dünya arasındaki bağlantıyı kurarlar. Algılayıcılar günlük hayatta sayısız cihaza, makinaya, ortama entegre edilerek çok geniş bir uygulama alanı yaratarak toplumsal fayda sağlarlar. Yine algılayıcılar sayesinde deprem, sel, yangın vb gibi altyapı arızaları önlenebilir, değerli doğal kaynaklar korunabilir, verimlilik ve güvenlik artırılabilir akıllı ev teknolojileri gibi yeni uygulamaların geliştirilmesini mümkün kılar.

Elektronik, haberleşme ve mikro elektromekanik sistemlerin geliştirilmesi ile telsiz algılayıcı ağların günlük hayattaki uygulama alanları yaygınlaşmaktadır. Örneğin yarı iletken teknolojisindeki gelişmeler, işlemci hızı ve kapasitesini artırmakla kalmayıp aynı zamanda algılayıcıların boyut olarak da küçülmesini sağlamıştır. Minyatürizasyon teknolojilerinin uygulanması sonucu boyut olarak küçük, ucuz algılayıcılar, aktüatörler ve kontrol birimleri gerçekleştirilebilmektedir. Bunlara ek olarak gömülü sistemlerin geliştirilmesi ile algılayıcılar sayesinde günlük hayatımızda saysız uygulama alanı açılmıştır.

Telsiz algılayıcı ağlar sayesinde büyük bir coğrafi alan içindeki çevre kirliliği, sel baskını incelenip modellenebilir, köprüler üzerindeki yapısal bilgiler (malzeme yorulması, korozyob vb) alınabilir, kaynak suyunun kullanımı ve tarımda kullanılan gübre ve tarım ilaçlarının dozu kontrol edilebilir. Telsiz algılayıcı ağ uygulamalarına örnek olarak

  • Ulaşım, lojistik ve endüstriyel uygulamalar,
  • Tarımda rekolte, gübreleme ve ilaçlamanın  kontrolü ve hayvanların izlenmesi,
  • Çevre ve ortam koşullarının izlenmesi,
  • Şehir merkezlerindeki arazinin ve yapılaşmanın izlenmesi,
  • Eğlence ve gösteri uygulamaları,
  • Güvenlik ve takip sistemleri uygulamaları,
  • Sağlık uygulamaları ( hasta sağlık ve ilaçlarının takibi, yaşlıların takibi),
  • Akıllı şebekeler ve enerji kontrol sistemlerinin izlenmesi,
  • Akıllı ev uygulamaları

Verilebilir.

Algılama fiziksel bir nesne veya süreç hakkında ( sıcaklık ya da basınçta oluşacak değişimin gözlenmesi vb) bilgi toplamak için kullanılan bir tekniktir. Algılama işlemini gerçekleştiren nesne algılayıcıdır. Örnek olarak verecek olursak bedenimizde ortamdan optik bilgileri alan gözümüz, ses gibi akustik bilgileri alan kulağımız, koku bilgilerini alan burnumuz birer doğal algılayıcıya örnek verilebilir. Vücudumuzda yer alan göz kulak ve burnumuz uzaktan algılayıcılardır zira izledikleri nesneye dokunmadan gereken bilgileri almaktadır.

Teknik perspektiften bakacak olursak algılayıcı; fiziksel dünyadaki parametreleri veya olayları ölçülebilen ve analiz edilebilen sinyallere dönüştüren cihazdır. Bir çok telsiz algılayıcı ağ fiziksel ortamı doğrudan kontrol edebilmek için algılayıcılar ve aktüatörler kullanırlar. Aktüatörler sıcak suyun akışını kontrol eden bir vana, kapıyı veya pencereyi açıp kapatabilen bir motor, makinaya yakıt enjekte edebilen bir pompa olabilir.

Telsiz Algılayıcı Ağ Yapısı

Pratik hayatta birçok algılayıcının sistemi doğrudan kontrol etmesine karşılık, çok büyük oranda algılayıcılardan oluşan telsiz ağlarda toplanan veriler telsiz ağ üzerindeki merkezi işlem istasyonuna aktarılır. Algılayıcılardan alınan bilgilerin bir merkezi istasyona aktarılması yüzlerce ve binlerce sayıda algılayıcıdan oluşan bir ağ yapısı için vazgeçilmez olmaktadır. Bu durumda telsiz algılayıcı sadece algılama işlemini gerçekleştirmez buna ek olarak işaret işleme, haberleşme ve bilgi depolama işlemlerini de yapar. Yüzlerce hatta binlerce algılayıcıdan oluşan telsiz algılayıcı ağlar, genellikle uzaktan bilgi alınan ve erişilmesi kolay olmayan bölgelerden bilgi aktarmaktadırlar.

Birden çok algılayıcının büyük bir fiziksel alanı gözlemlediği durumda büyük bir telsiz algılayıcı ağ oluştururlar. Algılayıcılar kendi aralarında haberleşebildikleri gibi tanımlanmış bir merkezi istasyonla da haberleşebilmektedirler. Aşağıdaki şekilde iki adet farklı geometrik alanı gözlemleyen ve söz konusu gözlem bilgilerini ana istasyon üzerinden internete aktaran ağ yapısı verilmektedir.

Algılayıcı ağlar şekilden de görüleceği üzere yapılarına ve haberleşme kabiliyetlerine göre değişkenlik gösterirler. Basit yapıdaki algılayıcılar tek bir fiziksel olayı gözlemleyebildiği gibi daha yetenekli algılayıcılar birden çok farklı algılama tekniklerini (akustik, optik, manyetik) birleştirebilirler. Yine değişik yapıdaki algılayıcılar ultrasonik, kızılötesi veya radyo frekans sinyallerini kullanarak değişik bilgi iletim hızlarında ve değişik gecikme sürelerinde haberleşirler.

Diğer taraftan basit algılayıcılar izledikleri ortama ait bilgileri toplarken, daha büyük işlemci gücü daha büyük enerji enerji ve depolama kabiliyetine sahip algılayıcılar bilgiyi işleme ve bir noktada toplama fonksiyonlarını yerine getirir. Bu tür cihazlar telsiz algılayıcı ağlara haberleşme omurgası oluşturma gibi ek yük ve yetenekler eklerler.

Son olarak alçak irtifa uyduları yardımıyla konum belirlemede kullanılan (Küresel Konum Belirleme Sistemleri) GPS alıcıları hedeflenen koordinatların bir başka deyişle konumun büyük bir doğrulukla bulunmasını sağlayan yetenekli algılayıcılardan oluşan telsiz algılayıcı ağlara örnek olarak sunulabilir.

Günlük hayatımıza bu kadar çok uygulama alanı ile giren telsiz algılayıcı ağlar şüphesiz gelecekte çok daha fazla kullanım alanı ile bizlere hizmet vermeye devam edecektir.

Televizyondan daha fazlası için: IPTV dağıtım sistemi

Dijital TV, radyo yayınları ve internet erişimi ile ulaşılabilen medyalar hem bir eğlence aracı olarak hem de bir bilgi edinme aracı olarak yaşantımızın vazgeçilmez bir parçası oldu. Özellikle IP ağlarının (yerel ağlar ve geniş bant telefon ağları) TV yayınlarını da kolayca taşıyabilecek genişliğe ulaşmasıyla sesli, görüntülü ve yazılı iletişim kanalları bir telefon hattı veya bir kablosuz sistem ile kolayca ulaşılabilir hale geldi.

Modern insan, dijital teknolojilerin IP üzerinden sunduğu iletişim kanallarına evinde, işyerinde ve cep telefonu ile kolayca ulaşabiliyor. Ancak iş gezilerimizde, turistik seyahatlerimizde veya farklı bir nedenle seyahat ettiğimizde gündelik yaşantımızda rutin olarak kullandığımız IP servislerine de yabancılaşıyoruz. Cep telefonumuzun veya tablet bilgisayarımızın limiti, sunduğu bant genişliği ve benzeri etkenler evimizde alışkın olduğumuz rutinin dışında bir takım güçlükleri de beraberinde getiriyor.

Böyle bir durumda doğal olarak misafir olduğumuz tesislerin bize alışkın olduğumuz servisleri sunabilmesini arzu ediyoruz. Üst seviye uluslararası otellerde hem misafirlerinin bu yöndeki beklentilerine yanıt vermek hem de otelin misafiri ile doğrudan iletişimini güçlendirmek için IP tabanlı dağıtım sistemleri tercih edilir olmaya başladı.

Neden IP dağıtım sistemleri tercih ediliyor?

Bu sorunun ilk ağızdan cevabı, sadece bugünün değil aynı zamanda önümüzdeki on yıllarında teknolojik ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir sistem olmasıdır tabii ki.  IPTV dağıtım sistemi; teorik olarak sınırsız TV/Radyo kanalı seçeneği sunar, TV ağınız üzerinden misafirinize özel mesajlar ulaştırabilmenizi sağlar, TV cihazını iki yönlü iletişime (interaktiviteye) açık bir multimedyaya dönüştürür, ultra-HD gibi yeni teknolojileri şimdiden destekler, izle-öde gibi hizmetlerin kullanımını kolaylaştırır, misafirin sistem üzerinden alış veriş yapabilmesini sağlar. Yani hem misafiri memnun eder hem de otel için yeni gelirler elde edebilme fırsatı yaratır.

Misafir portföyünün çoğunluğuna göre seçilmiş bir TV/Radyo dağıtım sisteminiz varsa, (genellikle belirli ülkelerden misafir ağırlıyorsanız) olağanın dışında bir ülkeden bir grup misafiriniz geldiğinde memnuniyeti sağlamakta zorlanabilirsiniz. Oysa bir IPTV dağıtım ağınız varsa siz veya servis sağlayıcınız bir kaç dakika içinde yeni misafirlerinizin favori TV ve radyo kanallarını dağıtıma alabilir, TV menülerini misafirlerinizin diline göre düzenleyebilirsiniz.

IPTV dağıtım sisteminin sunduğu avantajları aşağıdaki başlıklar altında inceleyebiliriz. (Bu yazının amacı IPTV dağıtım sistemleri hakkında teknik detaylar vermek değil IPTV’nin genel özelliklerinden bahsetmek olduğu için bilgiler özellikle kısa tutulmuştur.) 

IPTV ile sınırsız kanal seçeneği

IPTV dağıtım sisteminde yayınlar hangi kaynaktan gelirse gelsin (uydudan, kablodan, karadan veya IP’den) head-end ünitesinde dijital sinyallere (IP akışına) dönüştürülürler. Daha sonra her bir TV/Radyo kanalına tek bir IP adresi tanımlanarak dağıtıma verilirler. Bu neredeyse sınırsız sayıda kanalın dağıtılabilmesini olanaklı kılar.

IPTV ile kişiselleştirilmiş iletişim

Odasındaki televizyon ekranı aracılığı ile kendi adına düzenlenmiş bir hoş geldiniz mesajı misafirlerinizde çok olumlu bir ilk izlenim oluşturabilir. Kullanımı çok kolay olan bir arayüz sayesinde misafirlerinize otelinizin başlıca hizmetlerinin tanıtımını da yapabilirsiniz. Üstelik bunları misafirinizin dil tercihlerine göre yapmanız da mümkün.

IPTV ile İnteraktif TV

Bugünün IP ağları, örneğin yerel LAN ağları ve geniş bant telefon hatları sadece internet uygulamalarının kullanımından daha fazlasına imkan verecek bant genişliğine, ek olarak Televizyon kanallarının dağıtımına da izin vermektedirler.

İki teknolojinin birleşmesi interaktif televizyonu olanaklı kılmaktadır. Ayrıca bu var olan televizyon cihazlarının değişmesine gerek kalmadan güvenilir bir kalite ile sunulabilmektedir.

IPTV ile daha fazla hizmet, daha fazla kolaylık, daha fazla değer

Kişiselleştirilmiş bilgilendirme ve eğlence seçenekleri ile müşterilerinizden, verdiğiniz hizmet ve konforun yanı sıra daha fazla takdir de alırsınız. Rezervasyon yapma, satın alma, Pay-TV veya Video on Demand gibi ücretli multimedya hizmetleri entegre edilmiş sistem sayesinde ek gelir imkanlarına da kavuşursunuz.

IPTV ile multimedya fırsatlar yaratır

IPTV ile Video on Demand ve Audio on Demand gibi multimedya özellikleri çok kolayca çalıştırılabilir. Kullanıcılar sunucudan istediklerini izleyebilir, yayını durdurma (time shift) özelliği ile durdurmuş olduğu TV yayınlarını kaldığı yerden izlemeye devam edebilir, hatta beğendiği kanalları kayıt da edebilir.

Değişik zamanlarda video yayınları; etkinlikler ile ilgili bilgiler, promosyonlar ve reklamlar da misafirlerin beğenisine sunulabilir. İhtiyaçlara ve fırsatlara bağlı olarak ekran menüsü isteğe uygun hale getirilerek,  çok esnek olan arayüzde kolaylıkla değişiklikler yapılabilir.

IPTV ile Ultra HD gibi yeni teknolojiler için hazırsınız

IPTV Head-End sistemleri size kısa vadede hizmet edecek bir sistem önermiyor. Yatırımınızın önümüzdeki on yıllar boyunca size hizmet etmesini de sağlıyor. IPTV head-end sistemleri sadece dijital TV, HDTV gibi yayın formatlarını değil ultra HDTV gibi geleceğin yayın formatlarını da destekleyen bir sistem sunuyor.

Böylece hem rakiplerinizden bir adım öne geçmenizi hem de yatırımınızın değerini yıllarca korumasını güvence altına alıyor.

Var olan sistemler kolayca IPTV’ye dönüştürülebilir

Var olan televizyon sistemleri genellikle interaktif uygulamalar için tasarlanmamışlardır ve yeni özellikler eklemeye kalkınca çok az esneklik sunarlar. Var olan bir sistemi, bir yerleri kırmadan, fazladan pahalı kablolar  ile döşemek oldukça zordur ve pahalıdır. Ama bu sorunu çözebilmek için özel IPTV sistemleri geliştirmiş firmalar da vardır. Örneğin; Almanya’da çok bilinen bir oteller zinciri analog TV dağıtım sistemini yıllar boyunca kaliteden ödün vermek pahasına genişletmişti. Ta ki dağıtım sistemi ihtiyacı karşılayamayacak bir duruma gelene kadar.

Sorun yine bir Alman firması olan GSS’ye (Grundig Uydu Sistemleri) bildirildi. İstenen mevcut altyapının korunarak interaktif bir sistem kurulması idi. Sorun GSS mühendisleri tarafından kısaca şöyle çözüldü.

Koaksiyel kablolar üzerinden müşterinin istediği kalitede bir interaktif TV sistemi kurmak karmaşık olacağından, otelin mevcut telefon hatları üzerinden IPTV dağıtım sistemi kuruldu.

Şu anda IP head-end istasyonu, SD ve HD formatında 64 TV kanalın yanı sıra altı adet ücretli TV kanalını dağıtmaktadır. Toplam 500 Mbit/s bant genişliği sağlanmakta ve bu tek tek her odaya aktarılabilmektedir. Otelin misafiri, geçiş süreleri koaksiyel kablo ile aynı olduğundan kanalların IP üzerinden iletildiğinin farkında bile değildir.

Otelin misafiri, TV'yi açtıktan sonra odasında IPTV sistemi ile bir kişisel karşılama mesajı almaktadır. Bayraklar ile gösterilen çeşitli dillerden birini seçebilmektedir. Dil seçimi yapıldığında, seçilen dilde yayın yapan kanallar yukarıdan aşağıya sıralanmaktadır. Menüde televizyon, radyo, ücretli hizmetler (Pay-TV), otel bilgileri, uyandırma servisi, fatura görüntüleme, vs. bilgiler yer almaktadır.

Bir IP set üstü kutusu ve bir DSL modem odalara kurulmuştur. DSL modem  misafirlere bir dahili anahtar ile bir VLAN tabanlı internet bağlantısı sağlamaktadır. IP set üstü kutusu kullanılarak mevcut ve yeni televizyon çalıştırılabilmektedir. Uzaktan kumanda yerine artık, televizyonun kendisine değil, IP set-üstü kutuya (receiver) kumanda etmektedir. (Detaylı bilgi için şu web adresini ziyaret edebilirsiniz: http://www.gss.de/en/company/references/)

Sistemi durdurmadan kurulum, IP üzerinden teknik servis

Yukarıdaki örnekte de görebileceğiniz gibi var olan sisteminizi değiştirmek hiç de zor değil. IP sinyalleri için, var olan altyapı kullanılabilir, bunun için odalarda karmaşık bir çalışma gerekmemektedir. Kurulum çalışan sistemi engellemeden hızlı bir şekilde yapılabilir.

Sistemin bakımı, kontrolü ve ihtiyaca göre kanal listelerinin değiştirilmesi gibi hizmetler uzaktan IP (internet) üzerinden verilebilir.

Merkezden yönetim ve kontrol

IPTV head-end sistemindeki multimedya sunucusu, merkezden müşterilerin odalarındaki cihazları ve interaktif özelliklerin, yönetilmesini sağlar.

IPTV head-endin sisteminin kullandığı arayüz,  Otel Yönetim Sistemi arayüzleri ile (PMS / Property Management System) bağlantılı ve uyumlu hale getirilir. Bu sayede, merkezden operatör her bir cihaza veya odaya özel bilgiler veya mesajlar (hoş geldiniz veya çıkış tarihi hatırlatması gibi) gönderebilir.

Son söz

Tipik uygulamalar denizaşırı ülkelerden misafir gruplarının kaldığı otellerde bulunur. Örneğin belli bir grup için özel bir istasyon paketi derlenebilir. Ertesi gün farklı bir grup gelirse, bu program paketi farklı bir paketle değiştirilebilir. Uç aygıtlarda yeniden programlama veya tekrar programlama gerekli değildir çünkü bu aygıtlar sanal program paketlerine önceden ayarlanmıştır. Bu durum her gün başka bir limana uğrayan gemiler için de oldukça yararlıdır. Gemilerde, sadece konfigürasyon dosyalarının limana göre değiştirilmesi gerekmektedir.

IPTV çözümleri otellerin dışında, hastane, üniversite, havaalanı, tren istasyonu, iş merkezleri gibi yerel dağıtım ağlarının kullanıcıları için hatta apartmanlar veya daha küçük meskenler için de çok uygundur.

IPTV dağıtım sistemleri, Grundig Sat Systems (GSS) tarafından geliştirilmiş olan Dijital head-end sistemlerinin üzerinden de kolaylıkla dağıtılabilmektedir. IPTV dağıtım sisteminin sunduğu olanakları kullanamaya hazır olmadığını düşünen tesisler, bugün için GSS dijital head-end sistemlerini tercih edebilirler. Kendilerini hazır hissettikleri zaman head-end ünitelerini değiştirmek zorunda kalmadan ve çok düşük bir ilave yatırım maliyeti ile IPTV dağıtım sistemine terfi edebilirler. Böylece hem dijital head-end sisteminin sunduğu dijital / HD yayınları sunduğu avantajlardan yararlanırlar hem de diledikleri zaman bir üst sınıfa (IPTV) terfi etmeye hazırlıklı olurlar.

Erol UTKU

Dikey Elektronik

TUYAD

UYDU ALICILAR

Günümüzde yaygın olarak kullanılmakta olan iki ayrı standartta uydu alıcıları kullanımı mevcuttur.

Bu Standadartları iki ayrı katagoride toplamaktayız.

Bunlardan birincisi SD (Standart Definition) Dijital Uydu yayınlarını almaya mahsus cihazlar.
İkincisi HD ( High Definition) HD Uydu yayınlarını almaya mahsus cihazlar.

Sektörümüzde faal olarak hala yüksek oranlarda SD uydu alıcıları satılmaktadır,Turksat Uydumuzda bir elin parmaklarını geçmeyecek,
şekilde HD kanal sayısı olduğu için,SD uydu alıcıları ekonomik olarak HD uydu alıcılarından daha uygun oldukları için daha çok satılmaktadır.
Ocak 2014 Başında faal olarak hizmete başlayacak olan Turksat 4A ile birlikte Hd kanal sayısında ve Mp4 formatında yayına başlayacak olan,
Tv kanalları sayesinde HD ürünlerin daha çok talep göreceği kanasındayız.Hem Hd hemde SD uydu alıcısı bileşenlerini oluşturmak için,büyük oranda
malzeme konusunda dışa bağımlılık mevcuttur,ucuzlayan ürün satışları hammadde alımında standart dışı ve daha ucuz malzeme alımıyla,
piyasamızda satılan ürünlerin malzeme kalitesini her geçen gün düşürmektedir,düşen fiyatlar ve kar marjları yarınlarımızda satılan ürünlere,
yarınlarımızda servis imkanında sıkıntılar fazlasıyla boy gösterecek yine tüketici mağdur edilecektir,ülkemizde ürün tercihleri hızlı bir şekilde fiyata endeksli olarak
gitmektedir,sektörümüzün güzide markaları inatla kalitesinden taviz vermemeye çalışmaktadır,bu şirketlerimizi el birliği ile desteklemek yine bizlerin elindedir,
satmış olduğumuz ürünlerin kalitesini düşürmeden daha fazla itina ile önceleri bir anlatıyorsak şimdilerde beş anlatıp alıcıyı ikna ederek,bu marka ve imalatcılarımıza sahip çıkmak durumundayız,kuruyan bir kaynağı tekrar yeşertmek maalesef mümkün olmamaktadır.

Sektörümüzde uydu alıcısı satışı kriterlerinden dikkate alınması gerekli olan bir takım standartlar daha vardır,Bu standartlar öncelikle,
Gümrük ve Ticaret Bakanlığından alınan izinler dahilinde garanti belgesi ve Satış sonrası hizmet yeterlilik belgelerinin tam olması,ayrıca
TRT bandrollü ve faturalı olması gerekmektedir,bu şartlar tam olarak sektörümüzde standart hale gelmemiştir.
Bu standartları oturtmak hem uygun rekabet koşulları yaratacak,hemde standartları oturmuş ürün tedariği konusunda tüketicilerimize ve ülkemize avantaj sağlayacaktır.
Ülkemizde maalesef son bir yılda Tv ve Radyolar vesilesi ile satılan ve satılmakta olan uydu alıcıları özellikle ilk satışa çıktığı bir kaç ayda,haiz olmadığı özelliklerde satılmıştır.
Bu özellikler Kablosuz uydu alıcısı,tüm şifreli kanalları açmaktadır,maçları ücretsiz izleyeceksiniz,sinyal seviyesi % 20 lere inse bile bu ürün sinyal seviyesini kompanze ederek,
kesilmeden yayınları izleyebilirsiniz gibi tanıtımlarla tüketici yanıltılmış ihtiyacı olan kaliteli ürünlerle tüketiciler bir araya gelememiştir,Derneğimiz çalışmalarıyla bu gerçek dışı özelliklerle,
satılmakta olan ürünlere pazardaki uydu alıcısı ihtiyacı ciddi oranda doldurulmuş ve böylelikle kar marjları minimize seviyeye gelmiş gerçek üreticiler bunun sıkıntısı yaşamakta böyle devam edersede daha fazla sıkıntılarla karşı karşıya gelecek gibi görünmektedirler,Bu problemleri aşmak için denetimlerin artması ve ehli kişilerce kontrol altına alınması gerekmektedir,
Sektörce tek bir vücut olarak bu standart dışı satışların önüne geçebileceğimiz kanısındayım.

Söyleşide emeği geçen tüm ilgililere teşekkür eder sağlıklı ve mutlu bir yaşam dilerim

Yavuz ERSÖZ
HİREMCO UYDU ALICILARI
TUYAD

 

IPTV Sistemlerde Yük DağılımI

IPTV ismini günümüzde sıkça duymaya başladık. Günlük hayatımızda sıkça kullandığımızda televizyon, gelişen teknoloji ile birlikte başkalaşım geçirmeye başlayarak, IP tabanlı sistemlerle birlikte kullanılmaya başlamıştır. Gelecek yıllarda internet hızının daha da artmasıyla birlikte, eski teknolojilerin tamamen terkedilerek yerine IP tabanlı sistemlerin kullanılmaya başlaması kaçınılmaz görülmektedir. Hali hazırda da kullanılan tek kaynaktan tüm kullanıcılara yayın metoduyla çalışan televizyon sistemleri IPTV sistemleri ile birlikte artık bir yere kadar ağ trafiğinin taşınmasıyla birlikte kullanılır olmuştur. Ağ topolojilerinde de var olan tek kaynaktan çok kaynağa gönderim metodu (broadcast) yerel ağlar içinde kısmen gereken ihtiyacı karşılasa da internet üzerinde hizmet veren sistemler için kullanılabilir değildir. İnternet üzerinden hizmet veren IPTV sistemlerinde güvenlik sorgulamaları ve kullanıcıya özel yayın akışı gibi sebeplerden kullanıcıya özel veri aktarımı gerekmektedir. Ağ yapılarında oluşan bu kullanımı zorlayıcı koşullar nedeniyle IPTV sunucuları üzerinde ağ trafiği yükü oluşmaktadır.  Bu yük sebebiyle sunucu sistemleri üzerinde oluşan ağ yükünün birden fazla sunucu üzerine aktarılması gerekmektedir. Yük dağılımın temel hedefi verilen ağ hizmetinin kesintiye uğramadan ve yüksek miktarda kullanıcı miktarlarına ulaşarak hizmet vermesi sağlanmalıdır.

Hizmet verecek olan sunucular üzerinde kapasite ve hedeflenen kullanıcı miktarı hesaplanarak işe başlanmalıdır. Her bir sunucunun üzerinden hizmet verecek olan ağ genişliği ve TV kanallarına ait akış kalitesine bağlı olarak bir kanalın kullandığı bant genişliği hesaplanarak başlanabilir.

Genel kullanılan iki yöntem mevcuttur. Bahsedeceğimiz ilk kullanım yönteminde tüm sunucu istekleri bir (proxy) vekil sunucu üzerinde gönderilerek vekil sunucunun geri planda hizmet vermek için bekleyen sunuculara bu yükü dağıtır. Vekil sunucu bu durumda tüm gelen ağ isteklerini karşılar ve saydam bir şekilde bu istekleri iletir. Vekil sunucun tüm ağ trafiğini karşılayacak kadar güçlü işlemci gücüne ve ağ işleme kapasitesine sahip olması gerekmektedir. 

Kullanılan diğer yöntemde ise IPTV sistemleri istenen herhangi bir lokasyona kurulumu dağıtık olarak gerçekleştirilir. Bu lokasyon hizmet verilecek olan coğrafi bölgeler olarak belirlenebilir. Zira IPTV kullanıcıları kanal seçtikleri zaman kanalın hızlı açılmasını isterler. Bunun en temel yolu internet hızının ve sunucuların internet kapasitesinin yüksek olmasıyla alakalıdır. Bu durumda en yakın olan sunuculara kullanıcıları yönlendirmek yanlış olmayacaktır. Bu yöntem DNS tabanlı yük dengeleme yöntemidir. DNS sunucularda bulunan RR (Round Robin) özelliği sayesinde, DNS sunucu kendisine gelen her bir istekte farklı bir sunucuya ait IP değerini döndürerek tüm oluşan trafiğin tüm sunucular üzerine dağıtılmasına olanak tanır. Bu tür bir yük dengeleme arada proxy sunucu bulunmadığı için herhangi bir ilave yüksek kapasiteli sunucu ve yüksek kapasiteye ihtiyaç duymayacaktır. 

Her iki sistem içinde en uygun olan DNS tabanlı yük dengeleme yönetimidir. Zira her ağ sunucusu kendi ağ kaynağını kullanmaktadır. Anlatılan metotlar aynı zamanda beraber homojen bir yapı altında da kullanılabilir. Bu durumda DNS sunucuları her bir sorguda vekil sunuculara ait olan IP adreslerini gönderecektir. Vekil sunucularda alt ağlarında bulunan IPTV sunucularına çağrıyı aktaracaklardır. Bu durum ancak çok miktarda sunucu ve ağ adreslemesi gerektiği zamanlarda kullanılması mantıklı olacaktır. Aksi halde ağ yönetiminde karmaşıklık ve yönetim zorluğu gibi diğer sorunlarla ilgili çalışma yapılması gerecektir. 

M.Ali VARDAR 

Kızıl Elektronik

TUYAD

Servislerin Mesleki Yeterlilikleri

Satış sonrası hizmet veren servislerimizin yeterlilikleri yıllardan beridir tartışılmıştır, ama kimse (kurum veya kuruluş) elini taşın altına koyarak servislerimizin bu sorunu gidermek için çaba harcamamıştır. Servislerimiz ve çalışanlarının genelde, 3308 sayılı mesleki kanuna uygun olarak almış olduğu eğitime göre belgelendirilmiş veya sertifikalanmıştır. Fakat bu eğitim veya belge biz servislerimizin mesleki yeterliliklerini tamamlayamamıştır. Başka bir ifadeyle, ya alınan eğitim yeterli olmamış, ya da sektörün hitap ettiği teknolojinin sürekli ilerlemesi ve gelişmesi mesleki yeterliliğinin geri kalmasına sebep olmuştur. Bazı servislerimiz eksiklerini çoğunlukla servisliğini yapmış olduğu ithalatçı veya imalatçı firmalar üzerinden tamamlamaya çalışmış,diğer servislerimiz ise bu eksikliklerini tamamlayamamış, ya da tamamlaması için sivil toplum kuruluşları (STK) ve eğitim kurumlarından yeterli bir destek alamamışlardır.

Eksiklerini tamamlayamayan servislerimizde ya iş hacmi azalmış ya da sektörden elenmiştir.Bazı İthalatçı veya imalatçı firmalarımız mesleki yeterlilik eğitimlerine önem vermekte kendi servislerine en üst seviyede eğitmeye çalışarak servisinden maksimum verim almaya çalışmıştır.  Diğer servislerimizin veya servis arkadaşlarımızın eğitiminde STK’larının desteği olması gerekir, fakat bu destek yasağlıklı bir şekilde yapılamamış veyahut ta yeteri kadar ilgi ve destek görmemiştir.

STK’larımız bu şekilde geri kaldıkça sektörden birçok eleştiri almaya devam edecektir, çünkü servislerimiz ellerinde bir somut göremeyince, “STK’lar bir işe yaramıyor” izlenimini arttırıyor.Satış sonrası hizmetler için faaliyet gösteren STK’larda sürekli eğitim merkezleri (SÜREM) halen oluşmamaktadır. Bazı STK’lar mesleki yeterlilik için çaba sarf etmekte maalesef bu durum da yeterli olamamaktadır. Bahsettiğim SÜREM’ler çalışırsa mesleki yeterliliğe dair biz servislere çok faydası olacaktır diye düşünüyorum.

Yılsonunda, mesleki yeterlilik kurumumuzu elektrik-elektronik sektör komitesi kurarak, bir toplantı yapmış ve elektronik ve elektrikli ürünler servisçisi ile ilgili ulusal mesleki standardı (UMS) revize edilmesi ve ulusal meslek standardı niteliği kazanması kararı vermiştir. UMS ile servislerimiz ve servis çalışanlarımızın eksikliklerinin giderilmesi çalışılacaktır. Bu standardın da hazırlanmasında da STK’ların ve eğitim kurumlarının desteği gerekecektir.

UMS oluşması, sektörümüzün yerinde servis hizmetine dönüşmeye başlaması, onarım ve bakımın azalması, bunun bu şekilde olması servislerimizde kalifiyeli eleman, usta, kalfa çalıştırmadan kaçmasını engelleyebilecektir.İşin ehli olmayan dediğimiz,yani herhangi bir belge, sertifikası olmayanlarında kendisini servisçi diye anlatanda (sıvacı, su tesisatçısı, kaynakçı vs.) bu sektörde çalışmasını engelleyebilecek temennisindeyim.

Ayrı bir konuda, mesleki yeterlilik sadece sektörümüz de ithalatçı-imalatçı firmalar ve STK’lar için önemli gibi duruyor.Fakat tüketiciler açısından genel kapsamda pek önemli değil. Bunu belirtmemin sebebi, tüketicimiz bulunduğu semtte arızalanan veya montajlanması gereken bir ürünü için, ona en yakın hizmet veren ve en ucuza yaptırabileceği servisi aramaktadır. Tüketicimiz servise geldiğinde önce parayı konuşuyor, karşısında konuştuğu servisçinin mesleki yeterliliğini dikkat etmiyor. Hal böyle olunca da gerçekten haksız rekabet oluşuyor. Çünkü tüketici sektörde işini iyi ve düzgün yapan mesleki yeterliğine sahip (belgeli) servisçiyi pahalı diye tercih etmiyor, hatta böyle esnaflık olmaz diyerek de tepki göstererek daha ucuz olan ve işin ehli olmayan (belgesiz) esnafı tercih etmektedir.

TSE Uygulamaları

Mesleki yeterlilikte iyi olan servislerimiz, teknik servislerini de belgelendirmekte, tüketicilere daha iyi ve kaliteli hizmet vermektedir. Bu belgelendirme, hizmet yeterlilik belgesidir(TSE-HYB), bu belgeye sahip servislerimiz bence diğer servislerden hizmet kalitesi açısından bir adım öndedir. Hem iş yerlerinin hem de personelinin daha kaliteli olduğunu tescillemiştir.

Servislerimiz, hizmet vermiş olduğu sektör ve alanla ilgili standartları tek tek HYB’ye dâhil edebilirler. Aynı zamanda, ses ve görüntü, uydu sistemleri, bilgisayar, küçük ev aletleri (KEA), büro makinaları vb. alanlarda ithalatçı ve imalatçı firmaların servisliğini yapmış olduğu markaları ekleyebiliyorlar. Marka ekleme sayısı servisimizin hizmet alanı ile sınırlıdır.

HYB de maalesef farklı amaçlar için de kullanılmaktadır. İthalatçı firmalar, ithalat yapması ve garanti belgesi alması için Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın zorunlu tutmuş olduğu sayıda HYB’li servisleri bakanlığa bildirmek zorundadır. Bu sayı uydu sektöründe Türkiye genelinde en az 20 adet servistir. HYB’li servislerimiz ithalat yapan bazı firmalara belgelerini kiralatabiliyor(belgelerine işletebiliyor). Ama bu servisler belge üzerinde kalarak tüketiciye herhangi bir hizmet vermemektedir. Bahsini ettiğimiz şartları sağlayan ithalatçı firma istediği gibi ürün ithal edip, piyasaya sürebilmekte; böylece haksız bir rekabet oluşturmaktadır. Bu tür firmalar, sanal firmalar gibi piyasada bulunarak, gerçek anlamda imalat yapan Türkiye ekonomisine katkı sağlayan birçok firmamızı piyasada zor durumda bırakmaktadır. HYB’li servislerimizin bu konuda daha hassas ve dikkatli olmaları gerekmektedir. İlgili birçok danışman firmada bu konularda aracılık etmekte, maalesef servislerimizi de yanlış yönlendirmektedir.

HYB vizeleri her yıl yapılmakta, ara kontrollerde 2 yılda bir yapılmaktadır (revize edilen standart yoksa).

TS-12713 Uydu Alıcıları Sistemleri standardı, Ocak 2014 de tekrardan düzeltilmiştir. Servis alanındaki teknik personel sayısında ve teknik ekipmanlarda düzenleme yapılmıştır. Teknolojimizin ilerlemesinde dolayı bazı teknik ekipmanların zorunlu olarak teknik servislerimizde bulunması gerekmektedir. Buna uygun olarak standartlar revize edilmiştir.

TSE-HYB uygulamalarında eksikleriniz ve sorunlarınızla ilgili bizlerle temasa geçebilir ve yardım isteyebilirsiniz. Bizlerde elimizden geldiği kadar yardımcı olur ve yol gösterebiliriz.

Mesut TOKAY / Mesut Elektronik

TUYAD

TÜRKSAT KANAL GÜNCELLEME SİSTEMİ (TKGS)

Bilindiği gibi uydudan yayın yapan kanalların parametreleri zaman zaman değişmektedir. Ayrıca zaman içinde yeni kanallar yayın hayatına başlamakta, bazı kanallar da yayın hayatına son verebilmektedir. Günümüzde piyasada satılan bütün uydu alıcılarında kullanıcıların kanal listesini düzenlemeleri için gerekli görsel menüler mevcuttur. Ancak yapılan araştırmalar göstermiştir ki, kullanıcıların çok küçük bir kısmı bu mekanizmaları kullanabilmektedir. Standart bir kullanıcının  ‘frekans’, ‘sembol hızı’, ‘polarite’, ‘şebeke arama’,  ‘PID’, gibi terimleri bilmesini, bunları menülerle ayarlayabilmesini beklemek pek gerçekçi değildir.

Çoğu kullanıcı bu değişiklikleri yapamadığı için, zamanla STB’sinin kanal listesinde sinyal alınamayan, görüntüsü olan ama sesi olmayan, sesi olan ama görüntüsü olmayan, ya da PCR PID’si yanlış olduğu için ses-görüntü senkronizasyonu bozuk olan  kanallar birikmektedir. Kullanıcılar bir süre bu duruma tolerans göstermekte, ancak en sonunda çok seyrettiği önemli bir kanal da alınamaz olunca,  bu ayarları yapabilecek bir servis elemanına ihtiyaç duymaktadırlar.

Bu duruma biraz olsun çözüm bulabilmek adına STB’ler tarafından bir süredir şebekeye katılan yeni kanalların bulunması için ‘Şebeke Arama’ (NIT Search) adı verilen bir yöntem kullanılmaktadır. Ancak bu yöntem de sorunlara tam bir çare olamamıştır. Çünkü sadece yeni kanalları eklemek değil, kanalları anlamlı bir şekilde sıralamak, eski kanalları listeden temizlemek de gerekmektedir. Ayrıca birçok cihazda şebeke aramayı başlatmak için, yine manuel olarak ilgili menüye gidip birkaç ayarı değiştirdikten sonra aramayı başlatmak gerekmektedir. Birçok kullanıcı için bu işlemi bile yapmak çok kolay değildir.

Geçmişte TV kanalları ve uydu operatörleri de bu tip parametre değişikliklerin ne kadar büyük bir sıkıntı olduğunu anladıkları için, bir değişiklik yapmadan günlerce önce anonslara başlamışlar, hatta kimisi STB markasına göre kanalın yeni frekansının nasıl ayarlanacağını gösteren demo videolar hazırlamışlardır.

Yukarıda anlatılanlar ışığında, kullanıcıları bütün bu dertlerden kurtaracak, yayındaki tüm değişiklikleri otomatik olarak algılayıp STB’nin kanal listesine aktaracak bir sistemin geliştirilmesi gereği oluşmuştur. Bu sistem, kullanıcıya varlığını hissettirmeden arka planda çalışmalı ve kesinlikle kullanıcı müdahalesine ihtiyaç duymamalıdır. Bu sistemle, uydudaki kanalların parametreleri ne sıklıkla değişirse değişsin, bir kullanıcı uzun yıllar boyunca herhangi bir servis elemanına gerek duymadan kesintisiz TV izleyebilmelidir.

DVB standardı içinde yer alan, NIT tablosu adı verilen ve ayrıca LCN (Logical Channel  Number) tanımlamalarıyla birlikte kullanılan bazı meanizmalar halihazırda vardır. NIT tablosu şebekedeki frekansları tanımlar. LCN descriptor’ları da ‘Service ID’sine göre şebekedeki kanalların listede alması gerektiği sırayı belirtir. Ancak bu mevcut yöntemin birçok eksiği vardır:  

 a.       NIT tablosu kanalların sadece frekanslarını verir. Ancak bir kanalın, öğrenilmesi gereken  başka parametreleri de vardır. (Mesela PID’ler). Bunları öğrenmek için STB’nin kanalın olduğu frekansa kilitlenip  (yayını alır hale gelip) buradaki bazı tabloları alması gerekir. Yani kısacası NIT tablosu arama yapma gereğini ortadan kaldırmaz. Kanal bilgilerini almak için yine ‘Otomatik Arama’ yapmak gerekir. Otomatik arama işlemi STB markasına göre 5-20 dakika arasında süren uzun bir işlemdir. Bu işlemin kullanıcı kanal izlerken yapılması imkansızdır.

b.       Standart yöntemle kanalları kategorilere ayırmak imkansızdır. (Belgesel, müzik,  sinema...)

c.        LCN descriptorları ile sadece bir sıralama yapılabilir. Farklı kullanıcılar için farklı sıralamalar içeren listeler hazırlanamaz.

d.       Kanallar hakkında ayrıntılı bilgiler göndermek imkansızdır. Mesela bir kanalın yetişkinlere yönelik olduğunu vurgulamak,  kanalı listeye kaydederken ebeveyn kilitli olarak kaydettirmek mümkün değildir.

Tüm bu eksikliklere çözüm bulmak amacıyla Türksat Kanal Listesi Güncelleme Sistemi geliştirilmiş ve Türksat tarafından hizmete başlamıştır. Öncelikli hedef kitlesi perakende pazarda satılan ve Türksat yayınlarını izlemek amacıyla kullanılan uydu alıcılarıdır. Ancak sistem, esnek olarak tasarlanmıştır ve mevcut haliyle diğer uydulara ait kanal listeleri için, hatta DVB-C ve DVB-T/T2 şebekeleri için dahi kullanılabilir.

Sistemin genel özellikleri şu şekildedir:

·         Kanal güncellemesi için gerekli tüm bilgiler tek bir tabloda toplanmıştır. Bu tablo, değişikler olması durumunda anında güncellenmektedir.

·         Güncelleme çok kısa sürede tamamlanabilmektedir. TKGS tablosunun büyüklüğü bir kaç yüz kilobayt olup, yayın üzerinden bir iki saniye gibi kısa zamanda yüklenebilmekte ve içindeki değişiklikler aynı anda  uygulanabilmektedir.

·         Tablo, güncellemeyi kolaylaştırmak için birden fazla sayıda pakete eklenebilmektedir.

·         Güncelleme, kullanıcı müdahelesine gerek olmaksızın, cihaz standby durumunda iken ya da kullanıcı cihazında kanalları izlerken arka planda gerçekleşebilmektedir.

·         Standart listeye ilaveten, farklı seyir zevkleri olan izleyiciler için farklı kanal sıralamaları oluşturmak mümkündür.

MURAT ŞENGİZ

NETA

TUYAD

Çoklu Ekran Uygulamasının STB Teknolojisine Uyarlanması

Büyük ekran ve küçük ekran ilişkisi;

Apple iPad tanıtımına başladığı 2010 Nisan ayından bu yana Notebook, tablet ve akıllı telefonlar arasında karşılıklı ekran bağlantısı yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla beraber 2013 Mart ayında yayınlanan Microsoft reklam raporlarına göre, büyük ekran yani TV Alıcılarının, PC, tablet ve akıllı telefon gibi küçük ekranlı cihazlara yani göre karşılıklı ekran bağlantısı özelliği bakımından son derece eksik olduğu belirtilmektedir. Bunu aşağıda rakamlarla daha iyi görebiliriz.

Google 2012 yılında kullanıcı davranışları ile ilgili bir araştırma yaptı. Buna göre kullanıcıların 77%'si TV izlerken aynı zamanda Notebook, tablet veya akıllı telefon kullanmaktalar. Araştırma ile ilgili detaylı rakamlar aşağıda verilmiştir.

Büyük Ekran – yani TV- izleyicileri veya küçük ekran kullanıcıları, bir anda dikkatlerini birinden diğerine yoğunlaştırmaya hazır görünüyorlar. Bu durum büyük ve küçük ekran cihazlar arasında içerik ve deneyim birlikteliği fırsatı yaratmaktadır. Karışık ve yorucu ayarlara, yapılandırmalara gerek olmaksızın içerik, Büyük Ekran ve Küçük Ekran aygıtlar arasında paylaşılabilir diyebiliriz.

Anlatımımızda, büyük ekrandan Küçük Ekrana paylaşıma kısaca İngilizceden alıntı yaparak "Big2Small" diyelim.

Şu durum pek çok evde sıkça olmaktadır;

Eşlerden biri önemli bir futbol maçını izlemek isterken oturma odasındaki uydu alıcısını, bir başka programı izlemek isteyen eşi ile paylaşmak durumundadır. Yeni nesil uydu alıcıları "Big2small" teknolojisi ile Büyük Ekran TV 'den yönlendirilen içeriği Küçük Ekran, yani Tablet veya Akıllı Telefon üzerinden izleme olanağına sahip olacaklardır.  Tek gereken şey Küçük Ekran Tablet, Notebook veya Akıllı Telefon ile Uydu Alıcısının aynı Ağ bağlantısı içinde olmalarıdır. "Big2Small" ile bunun bir kaç dokunuşla nasıl olacağına yakından bakalım.

1- Küçük Ekran cihazınıza yüklemeniz gereken bir uygulama bulunmaktadır. Bu uygulama kurulduktan sonra çalıştırdığınızda otomatik olarak aynı ev ağ bağlantısı içinde çalışan Uydu Alıcısını arar. 

2- Uydu Alıcınız listeden seçilir ve Kanal Listesi görüntülenir. Küçük Ekran cihazda dilediğiniz kanalı, üzerinde dokunarak seçebilirsiniz veya kanallar arasında gezinebilirsiniz."Big2Small", yayınlanan kanalın Uydu Alıcısı tarafından ev içi ağ paylaşım ortamında bir diğer küçük ekran örneğin tablet, akıllı telefon, vb. cihaza stream edilmesine olanak veren bir teknolojidir. Uydu Alıcısı ve akıllı aygıt ile bir kere böyle bir bağlantı tesis edildiğinde artık Uydu Alıcısı, akıllı cihaz olarak nitelediğimiz örneğin telefon ile etkileşim içinde olacak ve ilgili bilgi ve kanal listesini aktaracaktır. Kullanıcının secimi ile arzu edilen kanalın Uydu Alıcıya bildirimi sonucunda Uydu Alıcısı sadece bu kanalı stream edecek telefon veya tablet bu stream'i oynatacaktır. Bant genişliğinin etkin kullanımı için Uydu Alıcısının kilitlendiği frekanstaki paketin tamamı stream edilmez.  

 

 

Küçük ekrandan Büyük Ekrana paylaşıma da kısaca "Small2Big" diyelim ve diğer senaryoya bir bakalım.

Evinize gelen konuklarınıza telefonunuzdaki tatil resimleri ve videolarını göstermek istiyorsunuz. Fakat böyle bir topluluğa bu işi küçük bir telefon ekranından yapmak pek de ilginç ve eğlenceli değil. STB ile sahip olunan yeni “Small2Big” özelliği ile telefonun PC’ye bağlanması, resim ve videoların PC’ye alınması ve oradan bir USB bellek aygıtına aktarılması, bu bellek aygıtının STB veya TV alıcısına bağlanarak görüntülenmesi gibi bir sürü can sıkıcı adım gerekmeksizin, medyalarınızı büyük TV ekranında dostlarınızla paylaşabileceksiniz.

Basit olarak “Small2Big” teknolojisi akıllı telefon ve tablet içindeki video/resim medyalarınızı doğrudan Uydu Alıcısının bağlı olduğu TV Ekranında görüntülenmesini sağlayan bir teknolojidir. İki adımda açıklamak gerekirse;

1-    Akıllı Telefon veya Tablet içinde video veya resim izlediğiniz var olan uygulamayı açın. Bu “Gallery”, “Resim” gibi isimlerde olabilir. Telefon veya Tablet PC’nin, Uydu Alıcısı ile aynı Ağ Bağlantısı içinde olduklarından emin olun.

2-    Telefon veya Tablet ekranında, Resim/ Video dosyasını, üzerinden görüntülemek istediğiniz aygıtı seçmenize izin verecek küçük bir ikon bulunmaktadır. Bu örneğin bazı Android telefonlarda “allshare” olarak adlandırılır. Bu ikon tıklandığında, Uydu Alıcısı otomatik olarak ağda varsa diğer bağlantılı lokal aygıtlar ile birlikte listelenir. Son olarak Uydu Alıcısı bu liste içinden seçilir. Aşağıdaki resimde, solda, bir telefonda aygıt seçimi yapmanız için resim üzerinde kullanılan ikon ve sağda ev ağ bağlantısında  listelenen aygıtlar içinde “Ali Media Render” ile Uydu Alıcısı işaretlenmiştir.

“Small2Big”, şu anda Smart TV’ler ve Smart Telefon/Tablet PC’lerde yaygın olarak kullanılan, medya paylaşımında ortak bir standart haline gelmiş DLNA teknolojisine dayanmaktadır. Sony, Samsung, LG gibi büyük markalar ürettikleri aygıtlarda DLNA teknolojisini uygulamalara verdikleri “Content Throw”, “AllShare”, “SmartShare” gibi özel isimler altında desteklemektedirler. Kısaca, “Small2Big” özelliği ile, küçük akıllı aygıtların ev ağına zaten sürekli bağlantılı olmaları nedeniyle medya paylaşımı hiçbir zahmet ve ayar gerekmeksizin saniyeler içinde yapılabilmektedir.

Fikret Oksen

Next&NextStar Fabrika Müdürü

TUYAD

Sektörel Konferanslar

Türk Uydu Sektörü haberleşme ve iletişim temel altyapısını oluşturan en önemli yapı taşlarından birisidir. Bu altyapı her geçen gün diğer sektörlerin iş yapış biçimini de değiştirmeye başlamıştır.

Artık sağlık sektöründe bir çok önemli konsültasyon işlemi ülkeler hata kıtalar arası uzmanların uydu iletişimi altyapısını kullanarak yaptıkları sıradan bir iş durumuna dönüşmektedir.  İnternet altyapısı hızlı bir biçimde uydu teknolojisinin bir alt kümesi olma yolunda ilerlemektedir.

Bu durum uydu sektörünü bir çok sektörün olmazsa olmaz bileşeni haline getirmektedir. Bu durum satışların artması açısından önemli bir artı yaratmakla birlikte sektörde iş yapan kurum ve kuruluşlara yeni ve önemli bir görev yüklemektedir. Bu görev kendi sektörümüz dışındaki sektörlerle yakın iletişim kurma zorunluluğudur.

Sektörümüzde çalışan herkes artık sağlıktan savunmaya, eğitimden basın yayına kadar tüm sektörleri yakından izlemek bu sektörlerin geliştirdikleri yeni yöntemlerin uydu teknolojisine uyumu konusunda yapılacakları belirlemek amacıyla çaba göstermek zorundadır.

Bu çabayı kişisel olarak yapmaya kalktığımızda harcayacağımız zaman şüphesiz ki çok fazla olacaktır. Oysa her sektörün kendini ifade ettiği ortamlar vardır. Sektörel dergiler ile  kongre ve konferanslar bu iş için bize sunulmaktadır.

Örneğin Bilişim Sektörünü ele alırsak, Bu sektörde büyük bir fuar ve konferans her yıl İstanbul’da gerçekleştirilmektedir. CeBIT Bilişim Eurasia ve CeBIT Global Konferans adı ile düzenlenen bu etkinlik hem sektördeki firmaları hem de kamu dahil sektördeki tüm bileşenlerin bir arada olmasını sağlamaktadır.

Uydu sektörünün bilişim sektörü ile ilişkiye geçebileceği başka bir çok değişik konularda değişik etkinliklerde yapılmaktadır. Özellikle de güvenlik alanında yapılan etkinliklerin yakından izlenmesinde yarar görmekteyim Unutmayalım bugün Amerika da İngilere’deki bir çok şirketin güvenlik kameralarının izlendiği ana kontrol odaları Hindistanda’dır.

Eğitim hızlı bir biçimde uzaktan eğitimi doğru kaymaktadır. En ucuz bilgi aktarma yolunun uydu teknolojilerini kullanmak olduğunu hepimiz biliyoruz. Uydu üzerinden uluslararası yayın yapan kurum ve kuruluş sayısı hızla artmaktadır. Bu nedenle ülkemizde yapılan eğitim kongre ve konferanslarının da sektörümüz tarafından dikkatli bir biçimde izlenmesi gerekmektedir.

Burada tüm sektörleri örnek vererek açıklamalarda bulunmanın gereksiz olduğuna inanıyorum ama son bir kez sağlık ile ilgili yapılan kongrelerin de içeriklerini izlememizin çok yararlı olacağını belirtmek istiyorum.

Diğer sektör kongre ve konferansları biz kendi sektörümüzde daha etkin olmak için çok geniş olanaklar sunmaktadırlar.

Nezih Kuleyin

TSE

Türk Sanayisinin daha az maliyetle yüksek kaliteli üretim yapmasının, innovasyon faaliyetlerini etkin bir şekilde sürdürmesinin, uluslararası standartlara uygun ürün ve hizmet sağlayarak uluslararası pazarlara girmesinin anahtarı konumunda olan TSE, hizmetlerinin daha geniş kitlelere ulaştırılması, sadece ulusal düzeyde değil, uluslararası pazarlarda da aranan, tercih ve itibar edilen bir “marka” değerine kavuşması doğrultusunda çalışmalarına yön vermektedir.

            Enstitü, bugün itibarıyla belgelendirme alanında sadece ülke sınırları içinde değil, başta komşu ve çevre ülkeler olmak üzere tüm dünyada aranan bir belgelendirme kuruluşu olma yolunda önemli mesafeler kat etmiştir. Yurtdışı temsilcilik sayısının arttırılması, uluslararası akreditasyona sahip belgelendirme konularının çeşitlendirilmesi, TSE’nin yeni pazarlara açılmak suretiyle etkinlik alanını genişletmesinin birkaç örneği olarak sıralanabilir.

Uluslararası ve bölgesel standardizasyon kuruluşlarının karar mekanizmalarındaki  etkinliğini de artıran Enstitü, bu sayede Türk Sanayicisinin, tüm dünyada geçerli olacak standardların hazırlanması sürecine katılımına imkan vermektedir. TSE bir yandan da bu alanda sahip olduğu tecrübe ve deneyim ile kendi coğrafyasındaki ülkelere liderlik etmekte, yeni bölgesel standardizasyon kuruluşlarının oluşumunda görev almaktadır.

Tüm bu faaliyet ve çalışmaların amacı, TSE’nin sunduğu hizmetlerde; ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda tercih edilen, yönlendirici ve lider bir kuruluş olmasıdır. TSE’nin bu amaç doğrultusunda güçlenerek yoluna devam etmesi, ülkemiz sanayisinin de aynı paralelde güçlenmesine imkân verecektir.

Bilginin giderek en değerli varlık haline geldiği çağımızda, tüm dünyada bilgi güvenliği konusunda yapılan çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmalar son yıllarda artan siber ataklar ve saldırılara odaklanmıştır. Artık savaşlar ülkelerin bilgi sistemleri hedef alınarak yapılmakta olup, bu yeni ataklarla kurumlar yanında ülkeler de hedef alınmakta ve bunlar  “Siber Savaş” olarak adlandırılmaktadır.

Günümüzde “Siber Savaşlara” karşı “Siber Güvenlik ve Savunma” stratejileri geliştirmemiz ve ülkemizin “Kritik Altyapıları” olan bilgi ve iletişim, enerji, finans, sağlık, gıda, su, ulaşım, savunma, kamu güvenliği gibi alanları korumak için gereken tedbirleri almamız son derece önemlidir.

İçinde bulunduğumuz “Bilgi ve İletişim” çağında bahsi geçen ve kritik altyapılarımız artık manuel, fiziksel yöntemlerle kontrol edilmemekte, bu sistemler “Uygulama-Otomasyon Yazılım”larıyla uzaktan kontrol edilmektedir. Bu uzaktan kontrol hız ve performans kazancı sağlarken, maalesef kötü niyetli kişi/kurumlar için de “Siber Saldırı” ortamı haline gelmekte, güvensiz test edilmemiş yazılımlar ve donanımlar yüzünden çok değerli olan kritik altyapılarda tolere edilemeyecek maddi kayıplar yaşanabilmektedir.

Bu hususların bilincinde olan Enstitümüz, birkaç yıl önceye kadar teknik uzmanların çalıştığı bir bölüm olarak hizmet veren bilişim teknolojileri belgelendirme birimini önce müdürlük ardından Yazılım Test ve Belgelendirme Dairesi Başkanlığı olarak düzenlemiştir.

Enstitümüz bu daire başkanlığı altında ulusal ve uluslararası akredite olduğumuz, Siber Saldırılara karşı en önemli önlemlerden biri olan “TS ISO/IEC 15408:Bilgi Teknolojisi Ürün Güvenliği-Ortak Kriterler” belgelendirmeleri hizmeti vermektedir.

Ortak Kriterler belgelendirmeleri Siber Güvenlik alanında Türkiye’nin attığı en büyük adımlardan biri olup, bu görev 2003 yılında Genel Kurmay Başkanlığı tarafından TSE ve TÜBİTAK`a verilmiştir.

TSE, 2003 yılında 26 ülkenin taraf olduğu CCRA’ı(Ortak Kriterler Tanıma Anlaşması) imzalamış ve bu anlaşmayla üye ülke olmuştur. TSE-OKBS(Ortak Kriterler Belgelendirme Sistemi) bu alandaki uluslararası akreditasyonunu 2010 yılında “Sertifika Üreticisi=Authorising Member” ünvanı ile almıştır. Bu unvan ile TSE-OKBS tarafından Bilişim Teknolojisi (BT) ürünlerine verilen Ortak Kriterler sertifikaları uluslararası geçerliliğe sahip olup yerli BT ürünlerimize ihracat imkanı sağlamaktadır.

Ortak Kriterler sertifikasyonu ile her türlü yazılım, donanım veya ikisinden oluşan bilişim ürünleri ve sistemlerinin güvenliği sağlanabilmektedir. E-kimlik kartları, E-Pasaport, Güvenlik duvarları, işletim sistemleri, her türlü otomasyon yazılımı gibi birçok bilişim ürünü bu belgelendirme alanının kapsamındadır. Hatta şimdi Mobil cihazlar, Banka kartları, uçaklardaki sistemler Ortak Kriterler belgelendirmelerine aday olarak gösterilmektedir.

Son zamanlarda artık birçok sistem uzaktan IP tabanlı kontrol edilmekte olduğundan bu Otomasyon yazılımlarının güvenliğini sağlamak daha da önem arz etmektedir. Bu bağlamda “Ulusal Koruma Profili Havuzu Oluşturma Projesi” kapsamında Akıllı Bina Otomasyon Sistemleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri, Elektronik Ticaret, Hastane Bilgi Yönetim Sistemleri, Elektronik Belge Yönetim Sistemleri, Akıllı Sayaçlar gibi ürünlerinin güvenliğini sağlamak için de çalışmalar yapılmaktadır.

Yine Siber Güvenlik alanında, TSE’nin önderliğinde güzide üniversitelerimiz ve kamu kurumlarımızın katkılarıyla “Smart Card Security Turkey Consortium-Akıllı Kart Güvenliği Türkiye Konsorsiyumu” kurulmuş ve bu konudaki teknik çalışmalarına devam etmektedir.

Bilişim Teknolojileri alanında faaliyet gösteren kuruluşların ürün, hizmet, sistem süreçlerinin bilişim teknolojileri standartları çerçevesinde oluşturması ve bu kapsamda belgelendirilmeleri hem kuruluşlar açısından hem de bu hizmetleri kullananlar açısından büyük faydalar sağlamaktadır.

Bu kapsamda Enstitümüz Yazılım Süreçleri İyileştirme ve Yeterlilik Belirleme Standardından(TS ISO/IEC 15504-SPICE), İnsan-Sistem Etkileşim Ergonomisi-Web içeriği kullanılabilirlik Kriterlerine (TS EN ISO 9241-151), Elektronik Belge Yönetim sistemleri(TS 13298) belgelendirmelerinden, Yazılım Kalite Gereksinimleri ve Testlerine (TS ISO/IEC 25051), Kripto Modül ve Algoritma(TS ISO/IEC 19790)belgelendirmelerinden,  TS ISO/IEC 12207-Yazılım Yaşam Döngüsü ve TS ISO/IEC 15288-Sistem Yaşam Döngüsüne, Bilgi Teknolojileri Hizmet Yönetim  Sisteminden(TS ISO/IEC 20000-1), Temel seviye, Saha Güvenlik, Qweb ve Bilgi Güvenliği Yönetim sistemi(TS ISO/IEC 27001)belgelendirmelerine kadar geniş bir perspektifte belgelendirme hizmetlerini sunmaktadır.

Ayrıca bu alanlarda yapılan çalışmalar hız kesmeden devam etmekte, ülkemizde uygulanabilirliği olan standartlar hususunda araştırmalar yapılmakta ve uygun görülenlerin adaptasyonu ve belgelendirme sisteminin oluşturulma çalışmaları devam etmektedir.

Ayrıca T.C. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı önderliğinde 20.06.2013 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan “2013-2014 Ulusal Siber Güvenlik Eylem Planı” kapsamında; Türk Standartları Enstitüsü olarak Madde 10’dan “İlgili” ve Madde 12’den ise “Sorumlu” bulunmaktayız.

Siber Güvenlik Eylem Planı Madde 10 ve 12’yi gerçekleştirebilmek için,  üniversiteler, kamu ve özel sektörden konularıyla ilgili 30 kadar teknik uzmanla, Yönetim Kurulu kararlarıyla bağımsız “Siber Güvenlik Özel Komitesi” kurulmuş olup, bu kapsamda oluşturulan komite Güvenli HBYS Belgelendirmesinden, Güvenli Elektronik Belge Yönetim sistemlerine, E-İmza Koruma Profilinden, SSL Kriterlerine, Saha Güvenlik Belgelendirmesinden Temel Seviye Güvenlik Belgelendirmesine, Yazılım Geliştiriciler ve Testçiler için Kriterlerin Belirlenmesinden Sızma Testi Kriterlerine kadar birçok konuda çalışmalarını yürütmektedir.

Enstitümüz sadece belgelendirme hizmeti vermemekte, aynı zamanda yazılımların test edilmesi hususunda da çalışma yapmaktadır. Bu kapsamda TS 13298 Elektronik Belge Yönetim Sistemini standardı belgelendirmeleri çerçevesinde yazılımların performans testleri ve TS ISO/IEC 25051 kapsamında fonksiyonel test hizmetleri verilmektedir. Sızma testleri gerçekleştirmek hususunda çalışmalar devam etmektedir.

Kısaca özetlemeye çalıştığımız TSE’nin bu alandaki faaliyetleri, ülkemizde bilişim teknolojileri belgelendirmeleri ve testlerinin yaygınlaşması açısından büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin bu alanda öncü ülkelerden biri olabilmesi tüm kamu kuruluşları ve sektör temsilcilerinin koordineli çalışmalarıyla mümkün olabilir. Kamu kuruluşlarının alacakları bilişim teknoloji ürünleri ve sistemlerinde ilgili standarda göre belgeli ürün/sistem almaları, üreticileri bu hususta teşvik etmeleri ve üreticilerinde ürettikleri ürünlerde kalitenin göstergesi olan belgelendirmeye önem vermeleri, ülkemizin bilişim sektörü alanında ilerlemesine önemli katkılar sağlayacaktır.

Hulusi Şentürk

TSE Başkanı

BiLGi TEKNOLOJiLERi VE İLETİŞİM SEKTÖRÜ İLGİNÇ BR SEKTÖR

Günümüzde veri her geçen gün biraz daha değerli olmaya başladı, ancak verinin, ekonomik değere dönüşümü için; 
• Verinin depolanması 
• Akan verinin, kesintisiz akışı sürerken analiz edilmesi 
• Yeni bilgilerin keşş gerekiyor. 
Siber güvenlik ne demektir ve Türkiye’de bu konuda neler yapılıyor? 
Çok yakın süreçte; büyük veri ekonomik olarak büyük güç olmanın yanında, ülkelerin de en değerli varlığı olacak. Bu nedenle; karşılaşacağı tehdit de büyüyecek. Her geçen yıl siber tehdit artmakta, siber güvenlik daha da fazla önem kazanmaktadır.1997 yılında bilinen 50 bin siber atak varken, 2012 yılında 100 milyon siber atak gerçekleştirildi. 
Siber Güvenlik konusunda Türkiye’nin tutumu, uluslararası işbirliğinin gerekli olduğu yönündedir. Bu güne kadar özel ve Kamu kurumlarının katılımı ile dört kez çeşitli isimlerle siber güvenlik tatbikatları gerçekleştirdik. Sayın Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanımız Başkanlığında Siber Güvenlik Kurulu kuruldu ve faaliyete başladı. Siber Güvenlik 
Kurulu Siber Güvenlik Eylem Planını hazırladı. Kısaca USOM yani Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi kuruldu. USOM ile koordineli çalışacak olan SOME’ler ile ilgili süreç tamamlanmak üzere. Bu güne kadar dört kez siber güvenlik ile ilgili tatbikat yapıldı. Önümüzdeki yıl başında ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Örgütü) ile birlikte uluslararası 
katılımlı siber güvenlik tatbikatı düzenlemeyi planlıyoruz. Bu siber güvenlik tatbikatında özel ve kamu sektörü kuruluşlarının geniş katılımla yer alması bizi sevindirecektir. Katılımın çok olmasını istiyoruz. 
Çünkü bu tatbikatlar gerçekten kurum ve kuruluşların kendilerini test etmeleri için çok önemli bir fırsattır. Siber Güvenlik konusunda Türkiye’nin tutumu, uluslararası işbirliğinin gerekli olduğu yönündedir.
 
Dr. Tayfun ACARER / BTK (Bilgi Teknolojileri ve iletişim Kurumu) Başkanı

TÜRKiYE TEKNOLOJi TÜKETEN BiR ÜLKE KONUMUNDADIR 

Mobil iletişim sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz? 
Mobil iletişim sektörünün alınacak daha çok yolu olduğuna inanıyorum. İnsanın bilgiye, habere, içeriğe; istediği anda, istediği yerde, istediği ölçüde erişme arzusu olduğu müddetçe mobil iletişim pazarı ve bağlı eko sistem önlenemez bir şekilde artışını sürdürecektir. Dünya üzerinde mobil abone sayısı nerdeyse dünya nüfusuna eşit hale gelmiştir.Ancak bunların dünya üzerindeki dağılımı ve geniş band internet erişimi sayısı beklenilen seviyede değildir. Özellikle mobil iletişimde makinalar arası haberleşmede alınacak daha çok yol var. Yapılan araştırmalarda 2020 yılında 50 milyar sim karttan bahsediliyor. Bu rakamın 42 milyarını makinalar kullanıyor olacak. Bu rakam bugüne oranla 3 misliden fazla. 
Mobil iletişim sektörünün sorunları nelerdir? 
Mobil iletişim sektörünün sorunları gelişen pazar ve teknolojilerin belirleyiciliğinde çeşitlenmekte ve artmaktadır. Bu konuda şansımızın yıllardır sektörü tanıyan ve her an için sorunları dinlemeye hazır bir otorite (BTK) ve destekleyici politikalar üreten bir bakanlık (UDH ‘Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme) ile çalışmamız olduğunu düşünüyorum. 
Mevcut sorunlarımız: 
• Sektör üzerinden sağlanan vergi yükünün en azından işaret ettiğimiz alanlarda (2. el cep telefonu, makineler arası haberleşmede telsiz ruhsat ücreti) kaldırılması. 
• Ticarette bir sertişkasyon programının hayata geçirilerek yasal sorumluluğu olan bayilik sisteminin daha çabuk ve kontrollü olarak denetiminin sağlanması, bu konuda sektör STK’larından destek alınması. 
• Kişisel hatalara yol açmayacak, kötü niyetli kullanıma izin vermeyecek şekilde sektörün kullandığı kayıt mekanizmalarının tamamen elektronik ortama taşınarak bireysel girişlere açık olmasının sağlanması. 
• Sektörün kullandığı ve bu güne kadar sorunlarını çözen özel kanun ve yönetmeliklerin yeni tüketici yasası gibi genel kanunlar ile askıya alınması suretiyle yaratılması kuvvetle olası kaosun önüne geçilmesi. 
• Eksikliği duyulan sektör ara eleman sıkıntısının MYK, iş-Kur ile işbirliğine gidilerek meslek standartlarının belirlenmesi, sertişkasyon ve test merkezlerinin oluşturulması. 
• Yolcu beraberinde getirilen el terminallerinde yaşanılanlar da göz önüne alınarak bu kişisel hakkın yeniden düzenlenmesi olarak sıralayabilirim.
Türkiye mobil iletişim sektöründe global olarak düşündüğümüzde nerede yer alıyor? 
Türkiye global ölçekte düşünüldüğünde maalesef teknoloji tüketen bir ülke konumundadır. Teknoloji üreten bir ülke konumuna ivedilikle geçmesi gerekmektedir. 
Bunun için mevcut Ar-Ge desteklerinin artarak devam etmesi gerekmektedir. Yapılan Ar- Ge’nin üretime dönük uygulamaları için de destekler verilmelidir. 
Şu anki en çok konuşan, en fazla kısa mesaj gönderen ülke konumumuzu; daha anlamlı, daha üretken değerlere taşımamız gerekmektedir. Türkiye global ölçekte düşünüldüğünde maalesef teknoloji tüketen bir ülke konumundadır. Teknoloji üreten bir ülke konumuna ivedilikle geçmesi gerekmektedir.
 
Murat DURSUN / Mobisad Başkanı 
 

HBB TV- TV İZLEME KEYFİNE YENİ BİR HALKA  "Hybrid Broadcast-Broadband System"

HbbTV, Sayısal Uydu yayın (ve sayısal kablo/karasal yayın) kanalını geniş band / web içeriği ile birlikte TV ekranına taşıyan Avrupa orjinli bir teknolojik girişimdir. HbbTV, yeni teknoloji adına bir kaç noktayı tanıtırken; geneli itibariyle var olan standartlara dayanmaktadır. Bu yüzden, tamamen yeni bir geliştirme olduğunu söylemek yerine, kullanılabilen tekniklerin özel bir profilini temsil ettiğini belirtelim. Bu yaklaşım pazara yönelik çözüm adına ciddi anlamda azalan geliştirme maliyeti ve zaman tasarrufu sağlamaktadır.

. Sınırsız internet içeriği, PC'den daha fazla TV ekranında izlenmeyi hak eder nitelikte olduğu için bugün İnternet’in sadece bir "network" olmadığını söylemeliyiz. Günümüzde bazı "Hibrit" Uydu Alıcıları, Uydu TV yayınlarını ve buna ek olarak internet bağlantısı üzerinden sunulan YouTube, Tekrar İzle (catch-up) gibi hizmetleri alabilecek kapasitededir. Fakat bu cihazların arkasındaki kavramlar bazı soru işaretlerini birlikte getirmektedir; 

* Yayıncılar ekrandaki tekellerini yitiriyorlar ve kendilerine tehditlerin ve fırsatların ne olduğunu sormaları gerekiyor: Teknoloji ile ihtiyaçlar nasıl buluşturulabilir? HbbTV yıllar önce Hibrit sistemler için bu sorulara yanıt olarak ortaya çıktı.

Kavramsal faktörler ve gereksinimler

HD TV Alıcıları tüm web içeriklerini uygun biçimde görüntüleyebilir teknolojide çözünürlüğe sahiptir. Fakat bazı nedenlerden dolayı var olan yapısıyla interneti, TV ekranlarına içerik iletiminde hedef ortam olarak değerlendirmek çok uygun bir düşünce olmayacaktır;

- Oturma odasında arkanıza yaslanıp TV izlediğinizde izleme mesafesi ve ekran yüksekliği oranı PC ekranında öne eğilip izlediğiniz duruma göre çok daha yüksektir. Bu yüzden pek çok web sitesinin kullandığı font ve sayfa düzeni TV ekranlarında oldukça küçük görüntülenir.

- Web servisleri fare ve klavye kullanımına uygun tasarlanır, fakat Uydu Alıcı ve TV kumandaları genelde kullanıcının alışa geldiği biçimdedir.

-  TV ekranında renk kullanım ve tasarımı bir PC 'den farklıdır. Bir örnek vermek gerekirse PC'de siyah harfler parlak arka-planda iken TV ekranında beyaz harfler karanlık arka plan üzerindedir.

- Donanım maliyetlerindeki artış (işlemci gücü, bellek yapısı, vs.) ve karmaşık yazılım gereksinimi Uydu Alıcılarının her türlü internet içeriğini desteklemesine engel teşkil eder.

Dolayısıyla Web ‘de gezinti set üstü kutularda bazı sınırlamalar ile mümkün oldu;

 “Hibrit” çağına girişte, ilk nesil “Hibrit” alıcılarda üç temel problem gözlendi:

  1. Her üretici kendi tarayıcı profilini,  “streaming” protokolünü ve uzaktan kumanda tuş düzenini kullandı. Bu da verilen servisin bir üreticiye özgün olmasına veya bir başka üretici için tekrar yapısal değişiklere ihtiyaç duyulmasına neden oldu.
  2. İnternet uygulaması, portal girişi üretici kontrolünde oldu. Yalnız üretici portal üzerinde uygulama ekleyebilir veya kaldırabilirdi.
  3. Aynı ekranı kullanan Uydu ve Internet dünyası birbirinden ayrıldı. Bu iki biçim arasında kullanım konforunu azaltan bir anahtarlama ile geçiş olması, Uydu Yayını izlerken internet içeriklerinin olmaması ve internet içerikleri izlenirken de Uydu yayın içeriklerinin olmaması yani her iki mecranın birlikte öngörülmemiş olması gerçek “hibrit” potansiyelinin kaybolmasına neden oldu.
  4. Bu yüzden 2009 başlarında birçok piyasa oyuncusu birleşerek bir proje geliştirdi ve “Hibrit” TV ve STB ile ilgili standartların belirlenmesi için çalışma başlattılar.

Geliştirme hedefleri temel olarak:

- Hiç bir platform işletmesini veya üreticiyi adreslemeyen var olan on-line servislerle etkin içerik geliştirmesine izin veren açık ve standart HTML-tabanlı bir sistem sağlanması,

- Kabul görmek ve pazara hızlı giriş yapmak için mümkün olduğu kadar çok var olan standartların kullanılması,

- Var olan donanım platformlarına kolay entegrasyon ve genel bir kabul zincirinin ortaya çıkmasına izin verecek olan tüm temel ihtiyaçlar için en az sayıda teknik özellik gereksinimini tayin etmek,

-  Tüm internet erişim teknolojileri ile dijital yayın dağıtım şebekelerinin bir araya gelmesine izin vermek,

-  Kullanılmakta olan uydu yayıncılığına ilave internet üzerinden eş zamanlı kaynaklarla “hibrit” servislerin oluşturulmasına izin vermek,

-  Teleteks fonksiyonu potansiyelini daha etkin kullanmak,

-  TV yayınlarının yetkisiz üçüncü taraf web servisleri tarafından ele geçirilmesine meydan vermemek,

-  Aynı zamanda Radyo servislerine de uygulayabilmek,

Uzaktan kumanda üzerinde "kırmızı-tuş" kullanımı gibi bir sistem ile TV programları ile bağlantılı servisler başlatılabilir. Teleteks servisi vermek gibi fakat grafik olarak da HD çağına daha uygun bir sistem hedeflendi. Kayan alt bant haberleri gibi servisler çok daha fonksiyonel ve esnek bir şekilde sağlanabilecek. Aynı zamanda tam-ekran TV resmi üzerinde bir HTML kaplama yanı sıra tam-ekran bir uygulamanın içine de ölçeklendirilmiş bir TV görüntüsü entegrasyonu mümkün olacaktır.

Teknik olarak HbbTV  Kavramı

 HbbTV aşağıdaki 3 standarda dayanır: CE-HTML, Open IPTV Forum Tarayıcı profili, DVB işaretleme ve iletim standardı.

CE-HTML [1] HbbTV için tarayıcı fonksiyonunun temelini belirler. CE-HTML, temel W3C web standartlarına dayanır ve tüketici elektroniği aygıtları için bir HTML profil belirler.  XHTML 1.0, DOM 2, CSS TV profil 1.0 yanı sıra tüketici elektroniği cihazlarında özellikle TV ekranına görüntü sağlayan set üstü kutular için HTML/JavaScript web sayfalarını kaplayacak ECMAScript-262 ("Java­Script") ile optimize edilmiştir. "XMLhttpRequest" nesne desteği gibi, uygulama geliştiriciler güncel web 2.0 servislerine çok benzer HTML uygulamalar geliştirme olanağına sahiptirler. Bu çerçevede uyumluluk, bize standart web geliştirmeyle ilgili sahip olunan teknoloji ve tecrübeyi HbbTV 'ye uygulama noktasında büyük kolaylık sağlar. CE-HTML genel anlamda bir TV veya STB Uzaktan kumandası tuş komutları gibi bileşenleri de ihtiva eder.

[1] CE-HTML, tüketici elektroniği cihazları için uzaktan kumanda kontrolü gerektiren kullanıcı ara-yüzlü web sayfalarının tasarımı için XHTML-tabanlı bir standarttır.  Bu standart ile kullanıcı ara yüzlerinin farklı boyut ve geometride Mobil aygıt ve büyük TV ekranlarında zarif bir biçimde ölçeklenebilmesi hedef alınmıştır.

 

Ne yazık ki, CE-HTML DVB dünyasına her hangi bir ara-yüz sunmaz.  Fakat bunlar, Open IPTV Forum tarafından Ocak 2009'da DVB-tabanlı IPTV sistemler için tarayıcı özellikleri altında sağlanmıştır. Sağladığı API 'lar herhangi bir “Hibrit” DVB sistemine uygulanabilir. API 'lar; TV ekranındaki yayına ilişkin resim ile HTML sayfaları bir araya getirmek ve DVB TV ve Radyo servislerine ayarlamak,  Timer kayıt rezervasyon listesine program eklemek,   DVB meta-data okumak ve diğer DVB ile ilgili işleri yerine getirmek için gerekli fonksiyonları beraberinde getirir.  CE-HTML 'den seçilen parçalar ve Open IPTV tarayıcı, HbbTV tarayıcının ana fonksiyonlarını belirler.

Bize gerekli olan DVB işlevselliği ötesinde,  DVB ile ilgili daha fazla entegrasyon yeteneğidir. Bu gereksinim DVB tarafından Mart 2009 tamamlanmış ve ETSI tarafından Şubat 2010'da referansı DVB standartları olan  "Signalling and carriage of interactive applica­tions and services in hybrid broadcast/broadband environments" yayınlanmıştır. Verilen DVB standardı, başlığından da anlaşılabileceği gibi uygulamadaki işaretleme ve iletimin, örneğin MHP standardında yapılan işleme çok benzer olarak, DVB yayınına ilişkin AIT tablosu (Application Information Table) üzerinden yapılması ve ilgili PMT tablosu (Programme Map Table) ile gösterilmesini öngörür.

AIT, program içerisinde koştuğu varsayılan tüm uygulamaların işaretlemelerini taşır. Diğer uygulamaların da bu programa uyumuna izin verilir fakat programa ilişkin AIT referans alınmazsa da durdurulurlar. Böylece, örneğin TV programlarının, reklam veya bir başka içeriği taşıyan üçüncü taraf illegal bir uygulama tarafından ele geçirilmesine, hem yayıncının ticari değerlerinin hem de izleyicinin güveninin suiistimal edilmesine olanak verilmez.

AIT 'deki uygulamalardan herhangi biri kullanıcı belirli bir kanala geçtiğinde otomatik olarak başlaması için işaretlenebilir. İzleyiciyi istenmeyen ekran içerikleri ile rahatsız etmemek ve uygulamanın başlaması konusunda tek tip deneyime izin vermek için uygulamanın başlaması ile bir-iki saniyede kaybolacak bir kırmızı tuş simgesi üzerinde karar verildi. Uygulama teknik perspektifte aktif olmakla birlikte kullanıcı uzaktan kumanda kırmızı tuşuna basana kadar ekrana bir müdahalesi olmayacak şekilde kurgulandı.

AIT için bir diğer işaretleme seçeneği, Teleteks standartlarını izleyen bir HbbTV altyapısını desteklemek için tasarlanabilir. Öyle ki, uygulama, teleteks tuşuna basıldığında başlatılan belirli bir HTML uygulaması olacak şekilde AIT 'de "sayısal teleteks uygulaması" olarak işaretlenir.

HbbTV uygulamaları elbette DVB yayın ve servislerle bağlantılı olmayabilir – DVB Yayın Bağımsız Uygulamalar-  ("broadcast-independent applications") Mesela Elektronik Program Rehberi (EPG) veya Flickr, YouTube, gibi bir web uygulamasının  "TV Sürümü" veya "Tekrar İzle", "video klip" gibi çok çeşitli içerikler olabilir.

HbbTV, DVB Yayın Bağımlı olmayan uygulamalar için erişim detayı ile ilgili mekanizmayı açıklamaz. Üreticilere, kullanıcının ilgilendiği servisleri bulup erişebileceği portalları cihazlara entegrasyon esnekliğini bırakır. Bazı ilginç HbbTV uygulamaları için, HbbTV portalları ve arama fonksiyonları üçüncü taraf servis sağlayıcılar tarafından sunulur. Erişim stratejileri ve kullanıcı ihtiyaçları biraz da pazara bırakılır.

ETSI TS 102 809, HbbTV uygulamalarının DVB yayın kanalları üzerinden nâkilini belirtmektedir ve bu seçenek özellikle internete bağlı olmayan HbbTV cihazları için ilginçtir. Pazarda, bazı üreticilerin HbbTV özelliğini standart Teleteks gibi entegre etmek istemeleri durumunda ciddi sayıda cihazı temsil eden bir özellik olarak dikkate alınabilir. 

 

Fikret Oksen

Next&NextStar Fabrika Müdürü

TUYAD

ANDROID & TV PLATFORMLARI – ZAMANI GELDİ Mİ ?

Android işletim sisteminin 2007 yılında Google tarafından  özellikle mobil cihazlar için tasarlanmış açık kaynak kodlu bir işletim sistemi olduğu duyurulmuştu. Telif hakkı olmayan bir işletim sistemi, mobil cihaz ve telefon üreticileri için maliyet avantajı sağlarken; açık kaynak kodlu olması uygulama bakımından çeşitlilik sağlayarak tüm dünyada mobil cihazların kullanımında patlama yaratmıştır.

Android’in ilk duyurulduğu 2007 yılından bu yana gelişimi, uygulama zenginliği ve popülaritesi mobil cihaz üreticileri dışındaki firmaları da ister istemez android mecrasına çekmiştir. Üreticiler, ürünlerinin bir kısmını veya tamamını android üzerinde geliştirmekte, geliştirilen yazılım, web sitesi, ve uygulamaların mutlaka bir android versiyonu çıkarmaktadır. Böylece çok geniş kullanımı bulunan mobil cihazlar ile diğer cihazlar arasında etkileşim yaratarak bir nevi ekosistem yaratılmıştır. Artık insanlar aldıkları cihazların android mobil cihazları ile uyumunu sorgular hale gelmiştir.

TV yayıncılığı ve bağlantılı sektörlerinin, bu kadar geniş bir kullanım alanı bulunan bir sistemin dışında kalması düşünülemezdi. TV üreticileri “Smart TV” adıyla android uygulamalarının bir kısmının TV’lerde ek bir donanım olmadan kullanımını sağlarken, bu kategori dışında kalan TV’ler için HDMI’dan bağlanan Android işletim sistemli Mini PC’ler piyasaya çıktı. Bu ürünler genel olarak tablet ve akıllı telefonlarda kullanılan uygulamaların popüler olanlarını büyük ekran TV’lere taşımıştır. Android işletim sistemini kullanan Mini PC’lerin İlk versiyon donanımları yetersizdi ve bazı uygulamalarda problemler çıkarıyordu. Son çıkan dört çekirdekli çipler ve buna paralel olarak iyileştirilen donanım seçenekleri ile sağlıklı çalışan ürünler satışa sunulmaya başlanmıştır. Bu ürünlerle paralel olarak uydu alıcı imalatçıları da kendi sistemleri ile entegre android hibrid ürünleri piyasaya çıkarmıştır. Ancak çıkan ilk ürünler tamamen bağımsız çalışan iki ayrı işletim sistemi ve donanımın bir kutu içinde sunulması şeklinde ortaya çıkmıştır. Fakat bu hem maliyet hem sistemin çalışması bakımından çok kullanışlı olmadığı için; sonralarda android işletim sistemi kullanan ve DVB uygulamasını çalıştıran birkaç cihaz dışında piyasada hybrid cihazlar çok fazla yer bulamamıştır.  

Peki asıl hedefi mobil olan Android İşletim Sistemli Set Top Box’lar, ev kullanımı için yeterli mi ve imalatçılar için avantajlı mı?

İmalatçılar açısından baktığınızda, açık kaynak kodlu ve telif hakkı olmayan bir yazılım kullanmak kutu maliyetleri açısından avantajlı olurken, işletim sistemi kapalı olmaması nedeniyle son kullanıcının yüklediği uygulamaların hiç veya doğru çalışmaması uygulamadan çok imalatçının ürettiği marka ile ilişkilendirmesi riskini taşımaktadır. İmalatçılar sadece kendi onayladığı uygulamaların yüklü olduğu kutuları vermesi de android işletim sisteminin doğasına aykırı bir durum oluşturacaktır. Platform, TV ve medya yayıncıları açısından baktığınızda da uygulamaların doğru çalışması donanımın yeterliliğine ve uygunluğuna bağlıdır. Bir platformun bir donanımda çalışmaması da, imalatçılarda olduğu gibi yayıncılarda da marka açısından sıkıntı yaratma ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. O yüzden platformlar şu an için mümkün olduğu kadar uygulamalarını bir kutu markası ile beraber anmamaya özen göstermektedir.

Mobil olarak herkesin şu anda cep telefonlarından aşina olduğu android işletim sistemi, yeterli donanım ve ev kullanımına uygun uygulamaların yaygınlaşması ile daha çok evde kullanılmaya başlanacaktır. Özellikle son zamanlarda artan internet hızları ile gelişen ve sayısı çoğalan IPTV uygulamaları android işletim sistemli kutuların ev kullanımında bir alternatif olarak kullanımını  zamanla artıracaktır. 

Tuncay YARAŞ 

Kızıl Elektronik

TUYAD

UYDU İLETİŞİM SİSTEMLERİNİN TANITIMI VE TÜRKİYEDE BU SİSTEMLERİN GELİŞİM SÜRECİ

Uydular, yeryüzündeki bir vericiden elektromanyetik dalgaları alan ve bu işaretleri kuvvetlendirip, daha uzak mesafelere iletilmesini sağlayan uzay araçlarıdır.  Çoğunluğu askeri uygulamalarda kullanılan uydular, kullanım amaçlarına göre çeşitli sınıflara ayrılır ve bu amaçlara yönelik yazılım ve donanımları farklı güçte ve işlem kapasitesinde tasarlanır.  Bu yazımızda, dünyada haberleşme teknolojilerinin ilerlemesiyle,  çok geniş bir uygulama alanı bulan uyduların sistemlerini tanımaya ve Türkiye’de 1960’lı yıllardan itibaren yapılan çalışmaları konu edindik.

Uydudan yeryüzüne ulaşan sinyaller, yer yüzeyinin 1/3’ünü kapsamaktadır ve sinyallerin ulaştığı bölgeler uydunun ayak izleri olarak isimlendirilmektedir. Bu bölgeler, uydunun haberleşmeye imkân verdiği, kapsama alanı içerisinde bulunan yerlerdir. Haberleşme sinyalleri, yeryüzünden 200-1100 km yükseklikte, belirli bir yörüngede dolanan uyduların istasyonlar ile veri alışverişi yapmasıyla bir bölgeden başka bir bölgeye aktarılmaktadır. Uzun mesafe iletişim için orta banttan geniş banda yayınlar yapılmaktadır. Günümüzde 1000 km’den daha uzak mesafeler için uydu transmisyon ağları kullanılmaktadır.

Uydular, yazımızın girişinde de belirttiğimiz gibi farklı görevleri yerine getiren, yüksek işlem gücüne sahip transponderları bulunduran iletişim araçlarıdır. Bu görevleri farklı yörüngelerde icra eden uydular için, jeosenkron, yarı senkron ve alçak yörüngeler bulunmaktadır. Dünyanın etrafına 120 o aralıklarla yerleştirilmiş ve jeosenkron yörüngeli uydular, geniş bir kapsama alanıyla haberleşme sağlamaktadır. Bu haberleşme trafiğini, yeryüzünde bulunan uydu istasyonları yönetmektedir.

Yer istasyonlarından uyduya ulaşan sinyallerin izlediği yol, yukarı link; uydudan yer istasyonuna ulaşan sinyallerin izlediği yol ise aşağı link olarak isimlendirilmektedir. Bir yukarı link için en kullanışlı frekans bandı, 5.9-6.4[GHz]’dir. Aşağı link için bant aralığı 3.7-4.2 [GHz]’ dir. Birbirlerinden bağımsız bulunan TV, haberleşme sinyalleri çoğullanmaktadır. Bu şekilde uydu ile yer istasyonuna ayrılan bant genişliği verimli bir şekilde kullanılmış olur ve sinyaller tek bir taşıyıcı ile jeosenkron yörüngedeki uyduya aktarılır. Uydu, aldığı bu işaretleri tekrar kuvvetlendirip, taşıyıcı frekanslarını değiştirerek yer istasyonlarına aşağı link frekansını kullanarak göndermektedir. Televizyon yayını ve uydu iletişimi için farklı frekans bantları belirlenmiştir. Haberleşme uyduları ve ana istasyon arasında Ku Bandı(11.7-14.5 GHz), mobil terminaller ile uydu arasında da L bandı(1.5-2.7 GHz) kullanılmaktadır. Uydular arasında da iletişim optik ve elektromanyetik yollarla sağlanmaktadır. Bu kısımla ilgili detaylı bilgiye ilerleyen yazılarımızda yer vereceğiz.

Uydu iletişim sistemlerinin tasarımlarında, modülasyon teknikleri, çoğullama yöntemleri ve güç seviyelerinin iyi belirlenmesi gereklidir. Çünkü uydunun hizmet biriminden sonra gelen haberleşme ünitelerinin tasarımlarından üretimlerine kadar geçen zaman, hem uzun hem de ciddi maliyetler içermektedir. Modülasyon, sinyallerin taşıyıcı frekanslar ile nasıl gönderilip, alınacağının belirlendiği sayısal ve analog haberleşme teknikleridir. Çoğullama da daha önce bahsettiğimiz gibi sinyallerin tek yol üzerinden ve daha etkin bant genişliği kullanılarak gönderilmesi için kullanılan bir tekniktir. Uydunun güç seviyeleri ise, hizmet birimlerinde yer alan enerjinin temin edildiği bölümleri ve uydunun güç yönetimini içermektedir. Tasarım kriterleri  bir yönden de alıcı sistem kısmında, uyduda kullanılan anten çapları, düşük gürültülü kuvvetlendiricilerin kazancı ve gürültü sıcaklığı gibi parametreler ile belirlenmektedir.

1965 yılında INTELSAT’ın kurulması ile uydular, uluslararası haberleşmede kullanılmaya başlanmıştır. İlk haberleşme uydusu olan Early Bird’ün yörüngeye yerleştirilmesiyle bu süreç hızlandırılmıştır. Türkiye’de 1968 yılında PTT Genel Müdürlüğü bünyesinde Peyk  Telekomünikasyon Grup Başmühendisliği kuruldu ve İntelsat’a üye olundu. Aynı yıl uydu üzerinden ilk telefon kanalları Yugoslavya ve İran istasyonlarından yararlanarak birlikte kuruldu. 23 Nisan 1979’da ilk uydu yer istasyonumuz AKA-1(Ankara 1) İngiltere’yle 11 telefon kanalı kurularak servise verildi. Böylece İntelsat üzerinden Atlantik bölgesi uyduları kullanılarak 13 ülke ile haberleşme sağlandı. 1985 yılında Eutelsat sistemiyle çalışan AKA-2 yer istasyonu hizmete girdi. İki yıl sonra Avrupada ilk olarak uydu sistemi üzerinden video konferans ülkemizde gerçekleştirildi. 21 Aralık 1990 yılında Fransız Aerospatiale firması ile “Türksat Milli Haberleşme Uyduları” sözleşmesi imzalandı. 11 Ağustos 1994 yılında Türksat 1B uzaya fırlatıldı, 10 Ekim 1994 yılında devreye girdi ve iki transponder Batı Avrupa ve üç transponder ile Orta Asya üzerinden hizmet vermeye başladı. 10 Temmuz 1996 yılında Türksat 1C uzaya fırlatıldı ve on altı transponder ile daha ileri bir teknoloji kullanarak hizmet vermeye başladı. 1977 yılında kurulan Eutelsat’a, 1985 yılında üye olundu. Dört yıl sonra da Inmarsat’a üye olundu ve bu şekilde gemicilik ve deniz emniyeti uluslararası alanda sağlanmış oldu. 2001 yılında Türksat 2A uzaya fırlatıldı ve otuz iki transponder ile hizmet vermeye başladı. Ardından Türksat 3A uydusu 2008 yılında 42o Doğu yörüngesine yerleştirildi ve Türkiye’nin beşinci uydusu olan Türksat 4A 14 Şubat 2014 tarihinde Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssün’den uzaya fırlatıldı. Avrupa, Orta Doğu, Asya ve Afrika’da geniş bir kapsama alanında hizmet veren uydumuz yaklaşık olarak beş ton ağırlığında olup, diğer Türksat uydularına göre daha üstün özellikler taşımaktadır.

Haberleşme teknolojisinin ülkemizde daha ileri safhalara taşınması ve bu çalışmaların ülkemizdeki uluslararası şirketlerde yapılmasıyla, Avrupa ve dünyada söz sahibi olan EADS-Astrium gibi global çalışmalar yapan, milli şirketler ortaya çıkacaktır. Bu konuda umutluyum. Yeter ki üzerimize düşen görev ve sorumlulukların bilincinde olalım ve her zaman bizi öne taşıyacak çalışmalarda/projelerde yer alalım. Her şey mümkün!

Mehmet Muhittin MAÇ/ Y.T.Ü Elk. ve Hab. Müh. Öğrencisi 

TUYAD

TKGS (TÜRKSAT KANAL GÜNCELLEME SİSTEMİ) NEDİR? AVANTAJLARI NELERDİR?

TKGS, uydu alıcı kanal listelerinin otomatik olarak güncellenmesi amacıyla Türksat tarafından geliştirilmiş bir sistemdir. Şu an sadece Türksat uydularında bulunan kanalları kapsamakta ve kullanıcıya birçok yenilik sunmaktadır.

TKGS, geleneksel kanal arama yöntemlerine alternatif olarak geliştirilmiş bir sistemdir. Amacı kullanıcıların en yeni kanal listesine en kolay ve en hızlı şekilde erişmesini sağlamaktır.

Geleneksel kanal arama yöntemleri, pek çok cihazda kullanıcı tarafından periyodik olarak yapılması gereken karmaşık işlemlerdir. Bu yöntemlerde kanal listesinin güncel tutulması tamamen kullanıcıya bırakılmıştır. Ayrıca tarama süresi uzundur ve işlem tamamlandığında uydudaki tüm kanalların bulunacağı garanti edilmez. Tarama süresince cihaz başka işlem yapılmasına müsaade etmez.

TKGS ile kanal arama ve güncelleme işlemi kullanıcının görevi olmaktan çıkıp, uydu alıcının görevi haline gelmiştir.

 

Temel Kavramlar:

Mantıksal Kanal İndeksi (LCN):

Mantıksal Kanal İndeksi bir kanala atanan numaradır. Kullanıcı kanala uzaktan kumandadan bu numarayı girerek erişebilir. Sistem ayrık kanal numaralarını desteklemektedir.

Kanal Sıralaması:

Farklı kullanıcı kitleleri için farklı kanal listeleri tanımlanmıştır. Bir kanal birçok liste tarafından içerilebilir. Her kanal listesinin bir ismi vardır.

Kategoriler:

Kategoriler, kanalların sundukları içeriğe göre sıralanmasıdır. TKGS kategorileri favori grupları listesinde ilk sıralarda bulunur.

Yaş Sınırlaması:

Kanal listesinde bulunan bazı kanallara yaş sınırlaması atanabilir.

Çalışma Şekli (Profiller):

Tam Otomatik Kullanım:

Varsayılan profil tam otomatik kullanımdır. Bu profilde kanal listesi tamamen TKGS kontrolü altındadır. Kanal silinmesine, isminin ya da sıralamasının değiştirilmesine izin verilmez. Türksat uydusu için manuel kanal arama yapılamaz.

Esnek Kullanım:

Bu profilde kanal listesi yine TKGS tarafından güncellenir. Listeye yeni kanallar eklemek için Türksat uydusunda manuel arama yapılabilir. Kanal sıralaması değiştirilebilir fakat kanal silinmesine izin verilmez.

TKGS Kapalı:

Bu profilde TKGS kanal listesini otomatik olarak güncellemez. Kanal listesi ile ilgili tüm işlemler kullanıcıya bırakılmıştır. TKGS kapalı konumda iken dahi menüden manuel olarak TKGS güncellemesi yapılabilir.

 

TKGS Güncellemesi:

TKGS güncellemesi aşağıdaki durumlarda yapılır:

Stand by Konumunda:

Uydu alıcısı yeni bir TKGS kanal listesi olması durumunda stand by konumuna girdikten 5 dakika sonra güncellemeyi gerçekleştirir. Uydu alıcı açıldığında TKGS güncellemesine ait mesaj kullanıcıya gösterilir. Uydu alıcı stand by konumunda kaldığı her sekiz saatte bir yeni kanal listesi için güncelleme işlemini gerçekleştirmeye çalışır.

Arka Planda:

Kullanıcı bir kanalı izlemekte iken eğer yeni bir kanal listesi yayımlanmışsa uydu alıcı otomatik olarak arka planda güncelleme yapmaya başlar ve işlem tamamlandığında bunu bir mesajla kullanıcıya bildirir.

Manuel Güncelleme: 

TKGS menüsüne girilerek güncelleme yapılabilir.

Fabrika Ayarları Esnasında:

Uydu alıcı fabrika ayarlarına döndürüldükten sonra otomatik olarak Kurulum Sihirbazına, hemen ardından da TKGS güncellemesine başlar. İşlemin sonunda kullanıcı mesajı görüntülenir.

TKGS Avantajları:

  • TKGS menüsü ile birkaç adımda istenen TKGS profili seçilebilir ve güncelleme işlemi başlatılabilir.
  • TKGS ile kullanıcı kanal listesinin her zaman güncel olacağından emindir.
  • Kanal listesi tipinin menüden değiştirilmesi ile kanal sıralaması hızlı bir şekilde değiştirilebilmektedir.
  • Kullanıcının güncel kanal listesine erişmesi 30 saniyeden az sürmektedir. Bu süre, geleneksel kanal arama yöntemleri ile kıyaslanamayacak kadar kısadır.
  • “Arka Planda Güncelleme” özelliği ile kullanıcı herhangi bir kanalı izlemekte iken arka planda güncelleme işlemi yapılabilmektedir.
  •  “Stand by Güncelleme” özelliği ile uydu alıcılar stand by konumunda iken TKGS güncellemesi yapabilmektedir. Bu şekilde TKGS kanal listesinin her zaman güncel olacağını garanti etmektedir.
  • “Manuel Güncelleme” özelliği ile kullanıcı dilediği zaman kanal listesi güncellemesi yapabilir ya da var olan listenin güncel olup olmadığını kontrol edebilir.
  • TKGS Tam Otomatik Kullanım profili ile kanal listesi güncelleme ve düzenleme işlemleri uydu alıcı kontrolüne bırakılır.
  • “Kullanıcı Mesajı” özelliği ile listeye yeni eklenen kanallar kullanıcıya bildirilir.
  • “Esnek Kullanım profili” ile kullanıcı geleneksel kanal arama yöntemlerini kullanabilir ve listeye yeni kanallar ekleyebilir.
  • TKGS kanal listesi, ebeveyn kontrolü sağlayan uydu alıcılar ile çocuklar için tamamen güvenli hale getirilebilmektedir.
  • TKGS Kategoriler ile benzer içerikli kanallar bir arada tanımlanmış olup kullanıcının hızlı erişimine sunulmuştur.
  • TKGS Mantıksal Kanal İndeksi (LCN) vasıtasıyla listedeki kanallara erişim hızlı ve kolay hale getirilmiştir.

 

Kadir AVCI / Sunny Elektronik A.Ş.

TUYAD

SMATV SİSTEMLERİNDE DİJİTAL HEADEND KULLANIMININ GETİRDİKLERİ

 

  Son iki, üç yıllık döneme kadar yapılan SMATV - Merkezi Uydu Anten TV – yayın headendleri Analog

olarak adlandırdığımız klasik headend olarak yapılmıştır.

  Merkezi uydu yayın teknolojisindeki gelişmeler, Dijital Platformların ve uydu TV kanallarının artışı HD TV yayınlarının ortaya çıkışı, televizyon cihazlarının Led, Oled, LCD olması; artık mevcut durumdaki bu headend sistemini gelişen ihtiyaçlara göre yetersiz kılmıştır.

QAM modülasyon tekniği ile yapılan ve MPEG-2 / MPEG-4 teknolojisini kullanan DVB-C dediğimiz (Sayısal Görsel Yayıncılık – Kablo TV) teknolojisinin; klasik ( Analog – PAL ) sistemlerine göre farkları şunlardır.

  • Bir TV frekansından verilen TV yayın sayısı, eski teknoloji Headend sistemlerinde 1 iken; günümüz yeni teknoloji QAM (DVB-C) Headendsistemlerinde yaklaşık 10 adettir.
  • Daha az veri kaybıyla birim zamanda daha fazla veri taşıyan, daha stabil ve Ses görüntü data aktarımı MPEG-2 veya MPEG-4 olarak yapılabilmektedir.
  • Ortalama SMATV yayın dağıtım tesisatında RF band kapasitesinde maksimum 70 TV kanalı verilebilinirken..  bu sayı DVB-C tesislerinde seçilen uydu paketlerine (transponder) göre 500 TV kanalına çıkmaktadır.

 Aynı zamanda; son yıllarda üretilen LCD, Led ve OLED TV alıcılarında DVB-C tuner bulunması, bu yayınların herhangi bir ilave cihaz (receiver, settopbox kutusu.. v.s. gibi) gerektirmeden izlenebilmesine imkan sağlamıştır. Led, Oled, LCD televizyon kalitesinin getirdiği büyük ekranda yüksek çözünürlüğe, ancak Dijital Headend kullanılarak erişmek mümkündür.          

  • Ayrıca klasik Headend sistemleriyle (PAL yayın sistemli - Analog ) izlenemeyen HD (Yüksek çözünürlüklü) yayınları da izlemek mümkündür.
  •  İnternet üzerinden erişim ile; kanal düzenlemesi ve teknik destek sağlanması da  Dijital TV dağıtım teknolojisinin üstünlüklerinden biridir.
  •   Dijital Headend sistemi tekli veya iki modüllü eski analog teknolojilere göre, bir modülde en az dört transmodülatör bulundurması sebebiyle, elektrik enerji tüketimini % 40 oranında azaltır.Bu oran; sürekli devrede olan bir cihaz için yüksek bir enerji tasarruf miktarıdır.
  • Yer gereksinimi bakımından da; eski tip headend teknolojilerine göre yer (hacim) tasarrufu imkanı da vermektedir.

Dünya çapında yaygın şekilde kullanılmaya başlanan bu standart  hem büyük kablo TV (CATV) ağlarında ve hem de daha küçük uydu merkezli anten sistemi dağıtımlarında ( SMATV )  uygulanmaktadır.

  Bu yeni teknolojiyle yapılan SMATV sisteminde; geniş bant ve fiberoptik ana dağıtım omurgası kullanılarak dijital headend ile birlikte, Uydu bandı ( L Band ) dağıtımı da birlikte yapılarak paralı dijital platformların yayınları dağıtılabilinir.

  Böylelikle; yerli yayınlar, yabancı yayınlar, Digitürk, D Smart gibi platformlardan 1.000 civarındaki TV yayını SMATV sisteminde en uzak mesafelere kadar dağıtılmış olur.

  Şehir çapında çok geniş ölçekli olarak yapılan kablo TV şebekesinin (CATV); küçük bir uygulaması bir rezidansta, bir toplu konut sitesinde, villa grubunda veya büyük çaplı bir ticari binada uygulanmış olur.

Nedim Pala / PROTEL

TUYAD

 

TSUNAMİ (Türksat Saha Uygulamaları Navigasyon Mobil İşlemler)

 

TSUNAMİ Projesi; müşterinin gerçek adresinin belirlenmesi, iş ortağı ekiplerinin müşteriye ulaştığının tespiti, Türksat Kablo şebekesinin koordinatlı olarak belirlenmesi, yatırım yapılacak bölgelerin doğru tespit edilmesi, iş ortaklarının iş süreçlerinin sağlıklı yürütülmesi, müşteri tarafında doğru ve hızlı iletişimin sağlanması, şebeke elemanlarının takip ve kontrol edilmesi gibi ihtiyaçlarla ortaya çıkmıştır. Böylelikle kuruma ait bir digital hafızanın oluşturularak ileride gelişen teknoloji ve hedeflere, karşılaşılabilecek sorunlara ve taleplere hızlıca uyum sağlanabilmesi hedeflenmiştir.

 

Elbette bu çalışmaların sonucunda da en değerli artılarından biri de şüphesiz müşteri memnuniyetinin artması olmuştur.

TSUNAMİ UAVT ve Adres Veritabanı Entegrasyonu

Ulusal Adres Veri Tabanı (UAVT), NVİ (Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü) tarafından Adres Kayıt Sistemi kapsamında oluşturulan adres bileşenlerinin işlendiği, ayrıca kişilerle bu bileşenlerin eşleştirildiği bir veri tabanıdır. Türksat Kablo TV abone adresleri UAVT kapsamında güncellenmiş ve adres değişiklikleri için entegrasyonu sağlanmıştır. TSUNAMİ Projesi kapsamında tüm Türkiye UAVT entegrasyon işlemleri de tamamlanmıştır. Türksat A.Ş. bu proje kapsamında kendi içinde diğer projelerde de kullanılmak üzere Türksat Adres Veri Tabanı (TAD)  isimli yeni bir oluşum sağlamıştır. 

Kütüphane Modülü

Bu modül, her bir malzemenin öznitelik kriterlerinin ve envanter bilgelerinin oluşturulmasına olanak sağlamaktadır. Türksat Kablo şebekemizde kullanılabilecek tüm ürünlerin Kablo Sistemleri Malzeme Standartları ve Onaylı Ürün Talimatına göre oluşturulması ve başvuru süreçlerinin gerçekleşmesini sağlamıştır. Böylelikle Kablo şebekesinde sadece Türksat tarafından onay verilen ürünler kullanılmaktadır. Türksat Kablo şebekesini dijital ortama aktarmak için kullanılan TSUNAMİ çizim programımızda da bu modül üzerinden malzeme öznitelik ve envanter bilgileri kullanılmaktadır. Bu modül TSUNAMİ’nin farklı modülleri ile etkileşim halinde olup sinyal hesaplamaları, performans hesaplamaları ve stok takibi gibi işlemler için diğer modüllerle etkileşim içerisindedir.

İş Ortağı Bilgi Yönetim Modülü

TSUNAMİ İş Ortağı Bilgi Yönetim Sistemi, Türksat Kablo Şebekesi üzerinden verilen hizmetler için İş Ortaklarımızın sahada gerçekleştirdiği abonelik, arıza giderme ve iptal işlemlerinin yönetilebildiği bir modüldür. Sahada çalışan ekiplerin oluşturulup yönetilebildiği,  iş listelerinin detaylı şekilde takip edilebildiği ve malzeme stok takiplerinin yapılabildiği bir bilgi sistemidir. Kablo hizmetleri için abonelerimiz tarafından gönderilen arıza, abonelik ve iptal başvuruları ekiplerin bölgelerine göre sistem tarafından otomatik yönlendirilmekte ve iş ortağı yöneticileri ekiplerin bulundukları konuma veya ekiplerin iş yoğunluklarına göre görev aktarması yapabilmektedir.  İş ortağı yönetim modülü TSUNAMİ tablet uygulaması ile entegre çalışıp, ekip konum bilgilerini tabletlerden alarak sistem üzerinde göstermekte ve iş ortağı yöneticilerine verimi artırabilecekleri önemli bilgiler sağlamaktadır.

TSUNAMİ Mobil Uygulama

TSUNAMİ Mobil Uygulama ile iş ortağı ekiplerimiz iş listesini tablet üzerinde görüp, navigasyon özelliğini kullanarak ilgili görev yerine ulaştıktan sonra işi sonlandırabilmektedir. Ekiplerimiz görev yerine 150 m yaklaşmadan ilgili görevi sonlandırmasına izin verilmemektedir. 150 m kuralı GPS hassasiyetleri göz önüne alınarak hesaplanmıştır. Ekiplerin İş listesindeki görevine ne zaman ulaştığı, göreve ne zaman başladığı ve görevi ne zaman bitirdiği gibi bilgilere ulaşılabilmektedir. İş ortakları yöneticileri TSUNAMİ Mobil uygulamasından gelen bilgilere göre ekiplerin performansını gözlemleyebilmektedir. TSUNAMİ Mobil uygulamasında ekipler bitirdikleri görevleri, kullandıkları malzemeleri ve performanslarını da takip edebilmektedir. Bu modül üzerinde şebeke bilgisi görüntülenmekte ve o görevin ait olduğu binaya odaklanarak şebeke elemanları ile birlikte gösterilmektedir. Buradaki amaç şebeke elemanlarından kaynaklanan bir sorun var ise bu durumu takip gözlem ve sonlandırabilmektir.

Proje Hazırlama Modülü

Bu modül ile tüm İllerimizde kağıt üzerindeki tüm çizimler koordinatlı ve şebeke mantığına uygun şekilde tamamen çizilmiş ve online olarak ulaşılabilecek, çalışma yapılacak ve çeşitli boyut ve formatlarda çıktı alınabilecek hale getirilmiştir.

Türksat Kablo şebeke projelerinin survey çalışmalarının hazırlanıp çizilebildiği ve uygulama aşamasında gerekli kontrollerin yapılıp onay süreçlerinin gerçekleştirilebildiği modüldür. Modül ihtiyaç duyduğu malzeme bilgilerini Kütüphane modülünden otomatik olarak almaktadır. Proje tiplerine göre analizler ve raporlar çıkartılabilmektedir. Gerçekleşen projelere göre kazanılan HomePass bilgileri, bina bilgileri ve projelerde belirtilen tahmini abone sayısı gibi bilgilerin gerçekleşme süreleri hakkında analizler ve raporlar oluşturulmaktadır. İş ortaklarımızın hakkedişleri hesaplanırken de bu modül üzerinden gerekli malzeme takip ve işlemleri yapılabilmektedir.

TSUNAMİ Maps Uygulaması

TSUNAMİ Maps uygulamasında, şebekemizin koordinatlı bir şekilde gösterilmesi, şebeke hat güzergâhlarının panoramik olarak gösterilmesi ve tematik - liste raporlar verilmektedir. Adres bazlı ve şebeke elemanı bazlı raporlar oluşturulabilmekte ve bunlar üzerinden çeşitli analizler yapılabilmektedir. 360o panoramik görüntüler ile yatırım yapılacak bölgelere kolay bir şekilde karar verilebilmektedir. Yöneticiler ve çalışanlar, yetkileri dahilinde, ilgili bina, sokak, cadde mahalle ya da şebeke elemanlarından sorgulama yaparak, dinamik ve görsel raporlar ile daha verimli bilgiler elde edilebilmektedirler. Binaların beslendiği şebeke güzergâhları, şebeke güzergâhlarından beslenen binalar ve bir şebeke elemanından sonraki veya önceki şebeke güzergâhları gibi analizler bu modül üzerinden rahatlıkla yapılabilmektedir.

Raporlama Modülü

TSUNAMİ Raporlama Modülü, tüm modüllerden gelen bilgilere göre dinamik raporlama özelliğine sahip olup, karar vericilere uygun anlık ve dönemsel raporlar oluşturabilmektedir. Bölgesel olarak müşteri profil raporları, bölgesel kampanya satış raporları, dönemsel abone raporları, hizmet türüne göre raporlar gibi pazarlama ve satış birimlerinin yararlanacağı, gerekli görülürse bina bazlı olarak dahi raporlar ve analiz oluşturulabilmektedir. Yeni bina raporları, ulaşılabilen hane sayısı, yatırım başarıları, yatırım-bütçe raporları ve bölgesel şebeke talepleri gibi daha çok teknik birimlerimizin kullanacağı rapor ve analiz bilgilerine ulaşılabilmektir. İş ortaklarımızın kullanmasında faydalı olacak olan ekiplerin görev tamamlama başarısı ve görev yoğunluk raporları, ekiplerin arıza çözüm yöntemleri istatistikleri ve bölge bazlı arıza yoğunluk raporları gibi bilgiler oluşturulmaktadır.

TSUNAMİ Çizim Programı

TSUNAMİ Çizim Programı, Türksat Kablo mevcut şebeke bilgilerinin çizim ortamında gösterilerek yeni şebeke, hasar, revizyon projeleri gibi çeşitli Kablo şebekesi projelerinin oluşturulmasını, onay süreçlerinin gerçekleşmesini ve çizimlerinin yapılmasını sağlar. Bu modül üzerinde oluşturulan proje onay ekranı ve yetkilendirme ile iş ortağı firmasından başlayan süreç Genel Müdürlük yetkililerine kadar online olarak gelmekte ve gerekli işlem ve takipleri yapılabilmektedir. Bu durum hem Kablo şebekesinin güncel halde kalması hem de yapılan projelerin takibini sağlamaktadır. Yapılan çizimler sonucunda her bir binanın şebeke bazlı takibini sağlayan bir devre numarası oluşmakta, bu devre numarası yayın alış merkezlerinden itibaren binaya kadar bağlı olan şebeke elemanlarının durumunu ve takibinin yapılmasını sağlamaktadır. 

ÖMER TEKİNER /TÜRKSAT

TUYAD

TEKNOLOJİ TRENDLERİ :

1990’lar OTUR İZLE…

2000’ler DURDUR İZLE (Time-Shift)…

Şimdi DİLEDİĞİN YERDE (Place-Shifting)…

 

1990 yılların sonlarına kadar lineer ve pasif bir aktivite olan televizyon izleme deneyimimizde 2000’lere yaklaşırken dijital video kaydedicilerinin (DVR – Digital Video Recorder) hayatımıza girişiyle temelden değişimler başladı. Bu cihazlar bize istediğimiz programları kaydedip sonra izleme olanağı sağlamanın yanı sıra, beklenmedik birşey yüzünden kaçırdığımız sahne ve enstantaneleri geri sarıp izleme şansını sağladı. Artık, yönetmeni beklemeden bir maçta bir pozisyonu geri sarıp yeniden izleyebiliyor, çocuklar birşey istediğinde programı dondurup (pause) onlara yardım ettikten sonra kaldığımız yerden devam ediyorduk. Televizyon izleme deneyimi artık lineer ve pasif bir tecrübe olmaktak çıkıp, interaktif olmaya başlamıştı.

Elbette burada da kalmadı, teknoloji yavaş yavaş hayatımızda artık dilediğimiz zaman izlebildiğimiz şeyleri, dilediğimiz yerde de izleme olanağını sunmaya başladı. Önceleri broadband ve wireless data pahalı olduğu için bunu evimizin içerisinde Multi-Room ve DLNA sistemleriyle yapabilmeye başladık. Bu bizim oturma odasında kaydettiğimiz programı,  evin başka herhangi br odasında da izleyebilme olanağı sağladı. (Basic Place-Shifting) Bu sayede istediğimizi izlemek için artık oturma odası için sıra beklemiyorduk artık dilediğimiz yerde izliyorduk. DLNA ile birlikte evin içerisindeki içerik miktarına kendi videolarımızı da ekledik. Artık evin heryerinde dilediğimiz zaman izleyebiliyorduk programızı ya da videomuzu. Tablet ve akıllı telefonların artışı bu trendi daha da hızlandırdı. Artık öyle olmuştuk ki, salonda bütün aile birlikte otururken baba, televizyondan ana haber bültenini; anne, akıllı telefonuyla sabah kaydettiği programı; çocuklar ise tabletlerinden çizgi filmlerini izleyebilme imkanını bulmuştu.

 Şimdilerde ise bu trendin en son halkasına girmiş bulunmaktayız. Ucuzlayan broadband data ve wireless data fiyatları, HEVC gibi ileri sıkıştırma teknolojileri ile birleşmeye başlayınca artık, dilediğin yerde (place-shifting) kelimenin tam karşılığını buluyor ve sadece evimizde olmaktan çıkıyor, artık dünyada nereye gidersek gidelim ister laptop, ister tablet ya da akıllı telefonuzmuzdan evimizdeki kutumuza bağlanıp, akşamki maçı canlı izleyebiliyoruz. (Advanced Place-Shifting) Bu, son kullanıcıya birçok yeni olanak sağlarken, içerik sağlacısından servis sağlayıcısına, cihaz tasarımcısından üreticisine tüm sektordeki dinamikleri çok derinden etkilemektedir. Gelecek günler, bunların sonuçları olarak özellikle içerik ve reklamcılık konularında pradigma kaymalarına(Paradigm-Shift) neden olacak gibi görünüyor.

Y.BURAK SAVAK/ VESTEL ELEKTRONİK

TUYAD

TEKNOLOJİYİ GERİDEN TAKİP ETMEK

70 - 80 yıl öncesinin atlı tramvayının; bu günün trafiğinde İstanbul caddelerinde, hala çalışıyor olması sizin için ne ifade ederdi?

Küçük bir kesim bir nostaljinin yaşatılması olarak değerlendirse bile, büyük bir çoğunluk herhalde geri kalmışlığın bir simgesi olarak görür ve bir an önce çağdaş ulaşım araçları ile değişmesini isterdi. Ve durumu yönetimlerin beceriksiz, öngörüsüzlüğüne ve bilgisizliğine verirdi.

Buradan kendi meslek alanımızdaki duruma geçecek olursak, teknolojideki büyük değişimler zor algılanıyor. Günümüz dünyasında ve ülkemizde ekonomik ve teknik yetersizlikler nedeni ile kolay uygulamaya geçemiyor.

Bu durum özellikle çok hızlı gelişen elektronik ve haberleşme sektöründe daha da belirgin oluyor. Bu değişimi izleyememenin temel nedeni kişisel bir beceriksizlik olarak değil; bilgisizlik, ilgisizlik ve cahillik olarak ortaya çıkmaktadır.

Daha özelimize inecek olursak; sektörümüzde, özellikle de TV sistemlerinin yayın ve yayımındaki büyük değişim ve gelişim hızını sadece seyreder durumda olmamızı da aynı şekilde yorumlayabiliriz.

Modern akıllı binalarda, toplu konut alanlarında; TV sisteminin uygulamalarındaki geri teknolojilere dur diyecek bir otorite olmaması ve hala eski teknolojilerin uygulanmasına ilişkin şartnameler hazırlanması bunun önemli göstergelerinden birisi olarak göz önünde durmaktadır.

İnşaat sektörü içinde elektrik sistemlerinin %7-10 arasında değişmesi, yap satçı inşaatçıların konuya yaklaşımının az olmasının ana nedeni olsa da, bu kesimi bilgilendirmeye yönelik çalışan elektrik-elektronik mühendisi arkadaşlarımızın da kusurudur.

Kopyala – yapıştır tekniği ile oluşturulan projelerin %80 - 90 oranında olduğu bir proje sektörü, bilmediği hiçbir konu olmayan proje koordinatörü mimarların, artık değişen yayın tekniğinin gereklerini de bilmeleri ve kendilerini yenilemeleri zorunludur.

Dijital yayın sistemleri ile yüzlerce yayının dağıtımının 30 - 40 kanal analog yayın

sisteminden daha ucuz ve iyi olduğunu, konut projesinin her aşamasındaki yetkilinin bilmesi, araştırması ve uygulaması gereklidir.

Konunun gerisinde kalmanın, siyah - beyaz TV kullanmak gibi olduğunu hepimizin bilmesi, öğrenmesi ve bilmeyenlere öğretmesi gereklidir.

Özellikle belirtmek gerekirse dijital sistemleri öğrenmek ve uygulamak; teknik olarak çok yararlı, çok kolay ve çok ekonomiktir.

Özet olarak şunu söylemek isterim; bilmek, öğrenmek her şeyin başı…

Bu anlamda TUYAD Akademi’nin yapmayı planladığı eğitim çalışmasının her kademedeki uygulayıcı için çok yararlı olacağına inanıyorum.

SELÇUK ESEN/YÜKSEK ELEKTRONİK MÜHENDİSİ

TUYAD

ULUSAL YETERLİLİK SİSTEMİ VE ELEKTRONİK HABERLEŞME MESLEK ELEMANLARININ SERTİFİKALANDIRILARAK EHLİYETLENDİRİLMESİ

Ülkemiz mesleki teknik eğitim alanında AB uyum programı çerçevesinde bir dizi reformlar yapmıştır. 2002 yılında MEGEP (Mesleki Eğitimi Güçlendirilmesi Projesi) kapsamında mesleki eğitimde modüler eğitim sistemine geçilmiş, müfredatlar yenilenmiş ve uluslararası geçerliliği olan kredilendirme-sertifikalandırma alt yapısı kurulmaya başlanmıştır.

Geçen on yıllık dönemde ECTS (Yüksek Öğretimde Kredi Transfer Sistemi) , ECVET (Mesleki Eğitim ve Öğretimde Kredi Transfer Sistemi), EQARF (Avrupa Kalite Güvencesi Çerçevesi)  EQVET (Mesleki Eğitimde Kalite Güvencesi) , Mobility (Haraketlilk) gibi eğitimde uluslararası dolaşımı ve geçerliliği ifade eden anahtar kelimeler eğitim camiasında konuşulmaktadır.  

Türkiye'de Mesleki Yeterlilik Kurumu (MYK), uluslararası geçerliliği sağlamak, sektör komitelerini oluşturmak, ulusal yeterlilik çerçeveleri ile meslek adamlarının yeterliliklerini belirlemek, sertifikalandırma işlemleri için sektör komitelerinin ve bağımsız yetkilendirme birimlerinin kurulmasını sağlamak amacıyla 2006 yılında kurulmuştur. 2014 yılına gelindiğinde MYK sisteminde 560 adet meslek standardının resmi gazetede yayımlandığı ve sorgulanabildiği anlaşılmaktadır.

Ülkemizde elektronik haberleşme alanında ise herhangi bir meslek standardının henüz geliştirilmemesi  dikkat çekicidir. MYK'da oluşturulan Elektrik – Elektronik; Ulaştırma, Lojistik ve Haberleşme ile Medya, İletişim ve Yayıncılık Sektör Komitelerinin onayından geçen ve haberleşme meslek elemanlarının yeterliliklerini ilgilendiren herhangi bir çerçeve bulunmamaktadır. Örneğin Ulaştırma, Lojistik ve Haberleşme Sektör Komitesi her ne kadar içersinde haberleşme kavramını bulunduruyorsa da liman vinç operatörü, raylı sistem elektronik operatörü ve tren makinisti gibi 19 adet değişik meslek elemanının yeterliliklerini barındırmaktadır. Bu sektörün adında haberleşme olmasına karşın yapılan çalışmalardaki gidişatın ulaştırma ve lojistik yönünde olduğu anlaşılmaktadır. Diğer bir benzer sektör olan  Medya, İletişim ve Yayıncılık Sektör Komitesi incelendiğinde ise ofset baskı, radyo teknik yönetmeni, televizyon programı yapımcısı, web baskı operatörü vb gibi 14 çeşit meslek elemanı bulunmakta ve bu sektör genellikle medya alanıyla ilgilenmektedir. Elektrik -  elektronik sektöründe ise 16 adet meslek adamı çalışılmış ve bunlar genellikle mekatronik, otomasyon yüksek gelirim ve tesisat alanındaki meslek elemanlarının yeterlilikleri resmi gazetede yayımlamıştır.

Tüm bu durum incelendiğinde atılması  gereken ilk  adımları sıralarsak

* Elektronik haberleşme alanı için mevcut sektörler arasında uygun bir dalda çalışma yapılacak veya kendine ayrı bir sektör kuracak.

* Elektronik Haberleşme Sektörü, Broadcast-Yayıncılık, Mobil Haberleşme Şebeke ve Karasal - Kablolu Şebeke altyapısı olarak 3 alt sektörlerde bir an önce istedikleri kalifiye elemanların meslek standartlarına ve yeterliklerinin çalışmalarına başlanmalıdır.

Böylece elektronik haberleşme sektöründe gerek yaygın eğitim gerekse örgün eğitim sonrası veya formal olmayan yollardan kendini geliştirmiş alaylı diye tabir edeceğimiz yetişmiş meslek elemanları alacakları sertifikalar ile uluslararası rekabet edecek nicelik ve nitelikte  hizmet verebileceklerini belgeleyebileceklerdir.  

Yrd.Doç.Dr. Serkan AYDIN

Marmara Üniversitesi Elektronik-Haberleşme  Programı

TUYAD

UYDU TEKNOLOJİLERİ SEKTÖRÜNDE TEKNİK ELEMAN – MESLEKİ EĞİTİM İLİŞKİSİ

 

Günümüzde hem ülkemizde hem de dünyadaki insan kaynakları sektörünün en temel sorunu teknik eleman temini ve teknik elemanların teknik eğitimidir. Bu konuda yeni çözümler bulunmalı ve uygulamaya geçilmelidir. Ülkemizdeki teknik elemanların okul ve piyasa kökenli olmak üzere iki kaynaktan geldiğini görüyoruz. Ancak her iki kaynaktan gelen teknik elemanların önemli bir kısmında beceriler ve yetkinlikler açısından sorunların olduğu ve bu sorunların doğrudan firma yöneticilerine yansıdığı bir gerçektir.

Uydu sektörünün teknolojik ürünler açısından çok hızlı gelişmesi, bu konudaki teorik ve uygulamalı eğitimlerin kısa aralıklarla güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Burada teknolojiyi geliştiren firmanın, ürün teknik bilgilerini diğer teknik servis elemanlarıyla paylaşması sorunların bir kısmını çözecektir.

MESLEKİ VE TEKNİK EĞİTİME GENEL BAKIŞ

 

Mesleki ve Teknik Eğitim (MTE); örgün öğretim boyutunda yükseköğretim  ve ortaöğretim olarak ikiye ayrılırken yükseköğretim olarak mühendisler, teknik öğretmenler ve teknikerler, ortaöğretim boyutunda da teknisyenler sıralanmaktadır. Diğer yandan eskilerin alaylı dediği piyasadan yetişen ve çalıştığı işyerindeki personelden ve takip ettiği çeşitli seminer ve kurslardan eğitimler alan bir teknik eleman grubunun olduğu bilinmektedir. Uygulama alanında teknik öğretmenler, teknikerler, teknisyenler ve piyasadan gelen teknik elemanların yoğun olduğu görülmektedir. Gelinen noktada uygulama alanında önemli bir boşluğu dolduran ve teknik öğretmen yetiştiren Teknik Eğitim Fakülteleri (TEF); ülkemiz için 5 tane TEF yeterliyken YÖK’ün ve siyasilerin hatalı kararları nedeniyle 19 adet TEF açıldığı için 2016 yılı itibariyle kapatılmıştır.

Son 25 yılda, uygulama alanında temeli oluşturan meslek liseli (teknisyen) grubun eğitiminde sürekli değişen yanlış eğitim politikaları nedeniyle kalite açısından erozyona uğradığı bilinen bir gerçektir. Meslek liselerine, 40 yıl önce okulların kendi yaptığı sınavla girilirken ve yüksek puanlı öğrencilerin tercih nedeni olurken günümüzde sıradan okullar haline getirilmeleri, sanayicilerin ve işyeri sahipleri açısından haklı olarak şikayet konusu haline gelmiştir.

Ülkemiz son 20 yılda AB yasalarına uyum için ciddi gayretler gösterirken, mesleki eğitimin yeniden yapılandırılması en öncelikli konulardan biri olmuştur. Ülkemizde MTE alanında; I. ve II. Dünya Bankası Endüstriyel Eğitim Projeleri, MEGEP Mesleki Eğitim ve Öğretim Sisteminin Güçlendirilmesi Projesi, MTEM Mesleki ve Teknik Eğitimin Modernizasyonu Projesi ile METEK Türkiye’de Mesleki ve Teknik Eğitimin Kalitesinin Geliştirilmesi Projesi başlıca yapılan projelerdir.

Ülkemizde fen adamlarında mühendis, teknik öğretmen, tekniker, teknisyen sırasıyla oluşturulan yapıda işyerleri ve şantiyelerde kanunla tüm idari sorumluluk, mühendislere bırakılmakta, bu durumda özellikle iş kazalarında mühendisleri hukuki sorunlarla karşı karşıya bırakmaktadır.

UYDU SEKTÖRÜNDE MESLEK STANDARTLARI VE YETERLİLİKLER

Uydu sektörü hızlı bir şekilde gelişmektedir. Son olarak Google firması dünyanın etrafına 360 dereceyi kapsayacak şekilde 180 adet küçük ancak yüksek kapasiteli uydu yerleştirmeye çalışmaktadır. Eğer işler yolunda giderse Google, uydu sayısını 360’a çıkaracaktır. Amaç, dünyada internet erişimi olmayan bölgelere uydu ile internet hizmeti vermektir.

Uydu sektöründe yapılması gereken işler hem ülkemizde hem de yurtdışında gerekli olan bilgi, beceri ve yetkinlikleri gerektirmektedir. Yurtdışında havalanı, otel, hastane, okul, liman, rezidans ve konut vb. işler alan müteahhitlik firmaları nitelikli işgücü gerektiren işlerde (kaynak, iklimlendirme, doğalgaz, uydu sistemleri vb.) Türk işgücünü tercih etmektedir. Bu durumda müteahhitlik işi alınan ülke yetkilileri, Türk müteahhitlik firmalarından özel beceri gerektiren işler için ülkeye getirecekleri elemanlar için mesleki yeterlilik belgesi istemeye başlamışlardır. Bu konu MYK Mesleki Yeterlilik Kurumu’nun kuruluş nedenlerinden en önemlisini oluşturmaktadır. Ülkemizdeki iş piyasası, 4.000 farklı meslek tanımı gerektirmekte olup MYK Kasım 2014 itibariyle 572 meslek tanımını tamamlamış ve yayınlamıştır.

Diploma bir mesleği icra etmek için gerekli tek unsur değildir. Ülkemizde Mesleki Yeterlilikler Sistemi tam olarak hayata geçirilemediği için ne yazık ki diploma bir unvan, bir yeterlilik ifadesi olarak yıllarca çok önemli sayılmıştır. Unvanların ve diplomanın yerini AB desteği ile Mesleki Yeterlilikler Sistemi almaya başlayacaktır. Bu açıdan bakıldığında unvanlar giderek önemini yitirecek, en çok 3 yıl içinde Mesleki Yeterlilikler büyük önem kazanacaktır. 2014 Türkiye’sinde bazı büyük firmalar mesleki yeterlik belgesi olmayan bakım teknisyenlerini işyerlerine almamaktadırlar.

Telekomünikasyon sektöründeki meslek standartları; kablolu iletişim, kablosuz iletişim ve uydu sektörü olarak üç ayrı alanda tanımlanmaktadır. Uydu sektörü alanında TUYAD, meslek komitesinde yer aldığı İTO dışındaki faaliyetlerin dışında MYK Başkanlığı ile de gerekli görüşmelere başlamıştır. TUYAD’ın vereceği eğitimlerin akredite olması için ilk olarak meslek standartlarının tanımlanması gerekmektedir. Alternatif olarak dünyada kabul görmüş uydu teknolojileri eğitimleri de (örneğin GVF), TUYAD Akademi’nin eğitim programlarına gerekli anlaşmalar çerçevesinde dahil edilebilir.

MESLEKİ YETERLİLİK BELGESİNİN YARARLARI

Mesleki yeterlilik belgesi alan çalışan da, bu çalışanı istihdam eden işveren de önemli avantajlara sahiptir. İşveren açısından akla gelen ilk fayda, yanlış kişiye istihdam olasılığının kalkması ve işverenin mali kaybının önüne geçilmesidir. Çalışana da, hangi konularda yeterli-yetersiz olduğu konusunda yol gösterilmiş olunur.

Diğer yandan mesleki yeterlilik belgesi işverenin sosyal sigorta ödemelerini azaltacaktır. Yeterlilik belgesi olan çalışanın sigorta primi işveren payı, İşsizlik Sigortası Fonu'ndan karşılanmaktadır. Belge sahibi çalışanlar, prim teşvikiyle işverenine önemli maliyet avantajı sağlamaktadırlar. Mesleki yeterlilik belgesine sahip bir kişiyi işe alan işverenin prim işveren payı 48 ay boyunca devlet tarafından karşılanmaktadır. Çalışırken bu belgeyi alanların sigorta primlerini de 12 ay süreyle devlet ödemektedir.

Sonuç olarak, her sektörde olduğu gibi meslek standartlarının belirlenmesi uydu teknolojileri sektörüne de yarar sağlayacaktır. Değerleri 32.000 Doları bulan cihazların montajı, tamiri, işletilmesi gibi önemli işler eğitimsiz ve ikinci işi uydu cihazları monte etmek olan kişilere bırakılamaz, bırakılmamalıdır. TUYAD bu konuda ciddi gayretler göstermekte olup üyelerinin desteği de sinerji yaratmaktadır.

Başarmanın mutluluğunu hep beraber yaşamak umuduyla görüşmek üzere.

Prof.Dr. B. Koray TUNÇALP

TUYAD Akademi Danışmanı

ÜLKEMİZDE SAYISAL KARASAL TELEVİZYON YAYINCILIĞI

Ülkemizde 1960’lı yıllarda başlayan Radyo ve Televizyon Yayınları, o günlerin yegane iletim metodu olan karasal vericiler yoluyla iletilmekteydi. 1990’lı yılların başlarında uydunun ticari olarak kullanılmaya başlaması ve uydu alıcılarının fiyatlarının seyirci tarafından satın alınabilir hale gelmesiyle uydu mecrası da seyirciye yayın ulaştırma metotlarından biri olarak hayatımıza girdi.

2000’li yılların başında uyduda sayısal yayıncılığa geçişle birlikte seyirci tarafından yayın izleme mecrası olarak uyduya ilgi arttı ve uydudan yayın izlenme oranı hızlıca yükseldi. Seyircinin karasal yayını seyretmeyi terk edip uydu alışına yönelmesinin önemli etkenlerinden biri de karasal yayıncılıkta sayısala geçilemeyip analog teknolojide devam edilmesidir.

Ülkemiz 2011 yılında çıkardığı bir kanunla karasal tv yayıncılığında hem sayısala geçmeyi hem de yayıncılara sayısal tv frekansı tahsis etmeyi planladı. Bu kanun gereği yapılan planlamaya göre sayısal tv frekansları için ihale yapılacak ve buna göre tahsis yapılacaktı. Yine aynı kanunla sayısala geçişle birlikte vericilerin kurulması ve işletilmesi tek bir şirketin uhdesine verildi ve şirket ortaklarına ulusal karasal yayıncı olma zorunluluğu getirildi.

Bu kanun gereği sayısal karasal yayıncılık sürecine hazırlık yapmak ve sayısal karasal lisanslama sonrası verici sistemlerini kurmak ve işletmek üzere halihazırda analog karasal ulusal yayıncı statüsünde yayın yapan 15 tv yayıncısı şirket ve TRT biraraya gelerek RTÜK’nun önderliğinde Anten AŞ (Anten Teknik Hizmetler ve Verici Tesis İşletme A.Ş.)’yi kurdu.

Anten A.Ş kurulduktan sonra iki önemli görevi hızla yerine getirmek için harekete geçti. Görevlerden biri tüm sistemin yatırım ve işletme maliyetlerini hesaplayarak yönetime sunmak, diğeri ise RTÜK tarafından belirlenen yeni teknoloji ve yeni parametrelerle bir deneme yayını gerçekleştirerek yapılan frekans planlaması ile sahada oluşan sonuçların karşılaştırıldığı bir rapor hazırlamaktı.

RTÜK’nun planlamasına göre çalışmalar yapılarak sistemler tasarlanarak tahmini yatırım ve işletme maliyetleri yönetime sunuldu.

Ankara’da 3 istasyondan oluşan SFN (Single Frequency Network) sistemi kurularak tek bir frekanstan 2 HD, 5 SD yayınla deneme yayını yapıldı. Sistemlerin kurulması ve ölçümlerin yapılması yaklaşık 6 ay sürdü. Ankara il merkezinde homojen olarak dağıtılmış noktalarda outdoor (bina dışı ) ve indoor (bina içi) ölçüm yapıldı.Elde edilen sonuçlar tek tek analiz edildi.

RTÜK’nun yaptığı frekans planlamasında birinci hedef televizyon yayın sinyalinin ev içine anten ihtiyacı olmadan ulaşması (indoor reception) ve yayının televizyon üstü küçük antenlerle alınabilmesiydi. İkinci hedef ise televizyon yayın sinyalinin belirli bir hıza kadar hareketli alışa imkân vermesiydi yani belirli bir hıza kadar bozulmadan alınabilmesiydi.

Yapılan denemede RTÜK’nun belirlemiş olduğu iki hedefe de başarılı bir şeklide ulaşıldığı tespit edildi. Binaların zemin katında pencere kenarında çatı/balkon antenine bağlı kalmadan sinyal alışının sağlandığı ve yine 50km/saat hıza kadar da mobil alışın bozulmadan muhafaza edildiği tespit edildi.

Ülkemizde şu an için televizyon yayıncılığında yayını uydudan seyretmenin karasal vericilerden seyretmeye göre önemli bir üstünlüğünün olduğu çok açık bir gerçek olmakla beraber sayısal karasal yayıncılığın başlamasıyla evlerde ikinci televizyonlarda karasal yayınların tercih edileceği ancak özellikle  tablet ve cep telefonu gibi el cihazlarında çok daha fazla rağbet göreceği aşikardır.

İbrahim CÜCİOĞLU/ Yüksek Elektronik Mühendisi

Genel Müdür Yardımcısı /Anten AŞ

TUYAD

IPTV, OTT VE TELEVİZYONUN GELECEĞİ

Başlangıçta TV vericileri vasıtasıyla yapılan TV yayıncılığı, sonraları Uydu ve Kablo TV bağlantıları ile evlerimize kadar ulaşmıştır. TV yayını Internetin hayatımıza girmesinden sonrada internet üzerinden de izleyicilerin hizmetine sunulmuştur.

TV kanallarının IP paketlerine dönüştürülerek bir telekomünikasyon şebekesi üzerinden son kullanıcıya ulaştırılması düşüncesi televizyonu sadece yayınları alan bir cihaz olmaktan çıkarmış televizyonu interaktif çok fonksiyonlu bir cihaz haline getirmeye başlamıştır. Bu düşünceyle beraber Telekom Şirketleri, Kablo TV, uydu yayını gibi interaktif olmayan yayınlara alternatif olarak IPTV servisi sağlamaya başlamışlarıdır.

IPTV (INTERNET TEMELLİ TELEVİZYONCULUK)

IPTV; Şifreli, şifresiz TV kanallarının ve depolanan video içeriklerinin, IP paketlerine dönüştürülerek genişband erişim teknolojileri üzerinden son kullanıcıya yayınlanmasıdır.

IP TV NASIL ÇALIŞIR?

TV kanalları bir yayın merkezinde IP paketlerine dönüştürülür ve genişband erişim teknolojileri üzerinden müşteri lokasyonuna taşınır. Müşteri lokasyonunda erişimin sonlandığı modem v.b. cihazlara ilave olarak STB (Set Top Box) olarak ifade edilen bir decoder’a ihtiyaç duyulmaktadır. STB ise televizyona bağlanır. STB üzerindeki bulunan kullanıcı arayüzü televizyon ekranında görüntülenir ve seyredilmek istenen TV kanalı veya video filmi bu arayüz sayesinde seçilir.

Web TV

Web TV elden gelenin en iyisi (best effort) bir servis modeli ile; televizyon, isteğe bağlı video ve kullanıcılar tarafından üretilen içeriğinin IP tabanlı iletimidir.

Web TV harici hiç bir donanım gerektirmeden, internete bağlı herhangi bir bilgisayar yardımıyla ulaşılabilen kişiye özel televizyon yayını servisidir. Bu özelliği sayesinde dünyanın neresinde olursa olsun kullanıcılar takip ettikleri programları izleyebilir, yayın saatinde izleme fırsatı bulamadıkları programları istedikleri zaman tekrar gösterilmesini sağlayabilirler. Televizyon yayınını bir servis haline getiren Web TV, bu yayınları sadece uydu anteni, kablolu yayını olan evlerde değil internet bağlantısı olan her türlü bilgisayar hatta cep telefonunda da sunabilmektedir.

WebTV ile IPTV arasındaki farkları şu şekilde özetleyebiliriz;

• Web TV müşteri tarafında herhangi bir yatırım maliyeti yoktur, daha az fonksiyona sahip ve servis garantisi yoktur.

• WeBTV, Bilgisayar üzerinden herhangi ilave bir cihaza gerek duyulmaksızın sunulur iken, IPTV oturma odasındaki TV’nize bir set üstü kutu (STB) vasıtası ile sunulmaktadır.

• Zengin izleme deneyiminden uzak ve küçük PC ekranından hizmet sunulan WEBTV de Müşteri deneyimi farklıdır,

• IPTV bir Telekom operatörü tarafından özel kapalı devre ağ üzerinden hizmet verirken, WEBTV açık internet üzerinden herhangi bir servis garantisi olmaksızın verilir.

• WBTV kullanıcının bağlantı hızı, network üzerindeki müşterilerin diğer talepleri ve sıkıştırma oranına bağlı olarak yayın kalitesi değişebilecektir.

• WEBTV için herhangi bir ek cihaz maliyeti yoktur. Lokasyondan bağımsız sadece genişband bir internet erişimi yeterli olmaktadır. IPTV bir ADSL aboneliği, ek bir cihaza ve kuruluma ihtiyaç duyulmaktadır.

• Sonuç olarak müşteri için WEBTV yi almak ve kullanmak daha ucuz olacaktır.

OTT (Over-The-Top TV)

OTT, Televizyon ve video içeriklerinin internet ağı üzerinden internete bağlanabilen cihazlar vasıtasıyla müşterilere ulaştırılmasıdır. OTT ile telekomünikasyon altyapısına herhangi bir para ödenmeden, mevcut altyapılar üzerinden TV ve video yayıncılığı hizmeti sağlanmaktadır. Bu sayede içerik sahipleri, internet bağlantısı ve gerekli donanımı olan müşterilere Telekom operatörlerini pas geçerek doğrudan erişme imkanı bulmaktadırlar.

 İletim yöntemi olarak, IPTV, WEB TV ve OTT Internet (IP) temelli bir iletim altyapısına sahip iken; Kablo TV, Uydu TV ve Analog TV yayıncılığı ise; uydu, kablo ve karasal yayıncılık iletim ortamını kullanmaktadır. Analog karasal yayıncılık, web TV ve OTT elden gelenin en iyisi (best effort) bir servis kalitesi sağlarken, Uydu TV, Kablo TV ve IPTV yayıncılığı uçtan uca bir servis kalitesi sunmaktadır.

OTT’nin IPTV’den farkı, servis kalitesi olmayan bir internet ağını kullanmasıdır. OTT’nin Web TV’den farkı ise, Web TV bilgisayar üzerinden izlenirken, OTT, kutusu sayesinde LCD/Plazma TV ekranlarından izlemeye imkan sağlamaktadır. OTT servisi veren şirketler TV ekranı dışında; bilgisayar, loptop, tablet, iPhone ve Android akıllı telefonlar, set top box, Smart TV, Wii, PlayStation 3 ve Xbox 360 çok farklı cihaz üzerinden hizmet sunmaktadırlar.

OTT’nin en yaygın kullanıldığı Amerika’da Netflix, Hulu, Apple TV, Google TV gibi servis sağlayıcıları, internet bağlantısı olan cihazlara TV ve Video içeriklerini internet omurgası ve erişim şebekesi üzerinden taşımaktadırlar. Bu durum IPTV hizmeti sağlayan Telekom Operatörlerini olumsuz yönde etkilemekte ve abone kayıplarına neden olmaktadır.

Netflix, internet üzerinden isteğe bağlı video yayını yapan, Amerika merkezli bir OTT hizmetidir. Amerika, Kanada ve Latin Amerika başta olmak üzere toplam 40 ülkede faaliyet göstermekte ve 44 milyon müşteriye hizmet sağlamaktadır. Internet bağlantısı olan 700′den fazla cihaz, Netflix’in 100 binden fazla film ve diziden oluşan içeriğine ulaşma imkanı sağlamaktadır.

Netflix kullanımı Kuzey Amerika’da o kadar yaygın hale gelmiştir ki internet trafiğinin 1/3’ünü oluşturmaktadır. Amerika ve Japonya’da hizmet sağlayan Hulu, Netflix’e benzeyen bir OTT servisidir. Hulu, NBC Universal, News Corporation ve The Walt Disney Company ortaklığı ile kurulan bir OTT şirketidir. Buradan içerik üreticilerin isteğe bağlı OTT yayıncılığına başladığı görülmektedir.

Bir TV şirketinin TV yayınını izleyicilere ulaştırabilmesi için, Uydu ya da karasal yayıncılık altyapısı kurması gerekmektedir. Mevcut durumda yayın altyapı maliyetleri yayıncı tarafından karşılanırken, Internet üzerinden yapılan OTT yayınında maliyet altyapıyı kuran ve işleten Telekom operatörleri tarafından karşılanmaktadır. Özetle, OTT servisi sağlayan şirketler sabit ve mobil Telekom operatörlerin altyapısı üzerinden herhangi bir bedel ödemeden video servisi vermektedirler.

OTT, IPTV’nin yerini alacak mı?

OTT, izleyiciler için yeni ve avantajlı bir servis olarak ortaya çıkıyor. Informa tarafından yapılan bir araştırmaya göre; Dünya genelinde 2014 yılı sonuna kadar 110 milyon IPTV abonesi olması beklenmektedir. Aynı araştırmada 2015 yılında 380 milyon OTT kullanıcısı olacağı tahmin edilmektedir. Bu araştırma uzun süredir tartışılagelen IPTV ve OTT rekabetinde bizlere bir veri sağlamaktadır. Son birkaç yıldır OTT büyük bir pazar payına ve yaygın tüketici sadakatine ulaştı. Müşteri sayısı IPTV’nin 3 kat üstüne çıkmış durumda. OTT, isteğe bağlı video hizmeti sunan Netflix, Hulu vb gibi düşük maliyetli hizmet sağlayıcıları sayesinde popülerlik kazanmış durumdadır.

OTT, Karasal, kablo ve uydu gibi mevcut yayın altyapılarını kullanmadan yayıncılığa hızlı başlamak isteyenlere büyük avantajlar sağlamaktadır; uydu kapasitesi bulmaya ve uydu ve kablo yayın platformlarıyla anlaşma yapmaya gerek kalmadan yayını çıkma imkanı bulunmaktadır.

IPTV ile OTT’yi karşılaştırmak aslında pek doğru olmaz; IPTV (Internet Protocol Television) ve OTT (Over The Top); iş modeli, hizmet kalitesi, içerik kalitesi, mülkiyet, maliyet ve içerik dağıtım mekanizması açısından birbirinden çok farklı iki üründür. 

Karasal, Kablo TV ve Uydu yayınları, tek bir yayın merkezinden tüm izleyicilere yayın yapmaktadır (Biz buna broadcasting diyoruz). OTT’de ise durum tamamen farklı, her bir kullanıcı isteği için bir akış (stream) başlatılmakta ve kullanıcı sayısı kadar toplamda bir akış oluşmaktadır. Unicast trafiğin oluşturduğu toplam bandgenişliği ihtiyacını karşılamak üzere, OTT servis sağlayıcıların yayın merkezlerinde kapasite planlaması yapması ve ihtiyaç duyulan bandgenişliğini sağlamak için bandgenişliği satın alması gerekmektedir. Kullanıcı sayısı arttıkça bandgenişliği maliyeti artmaya başlamaktadır.

 

Öte yandan standart çözünürlüklü (SD) içerikler yerini yüksek çözünürlüklü (HD) içeriklere bırakmaktadır. HD yayınlar için gerekli bandgenişliği ihtiyacı çok daha fazla olacaktır. HD yayınlardan dört kat daha fazla çözünürlüğe ve görüntü kalitesine sahip olan 4K teknolojisinin kullanılmaya başlandığı günümüzde Televizyon yayınlarını OTT üzerinden vermek OTT yayıncılarını zorlayacaktır. Kullanıcı sayısına göre uydu yayını, internet üzerinden yapılan OTT yayınından daha ucuz olabiliyor. Uydu yayıncılığında kullanıcı sayısından bağımsız aylık bir ödeme sözkonusu olduğundan tüm müşterilere sabit bir maliyet ile yayıncılık yapılmaktadır. Dolayısıyla yayıncılığa başlamadan önce hedef kitle ve ulaşılması hedeflenen izleyici sayısı iyi hesaplanmalı ve buna göre yayın teknolojisine karar verilmelidir.

 

OTT, isteğe bağlı yayınlar (film, dizi vb) ve niş televizyon kanalları için iyi bir yayın platformu olacaktır, mevcut yayın türlerinin bir alternatifi olmayacaktır. IPTV’de kapalı devre, kişiye özel bir ağ üzerinden belirli bir servis kalitesinde, TV ve isteğe bağlı video yayıncılığı yapılmaktadır. HD TV kanalları, diziler, filmler ve spor müsabakaları gönül rahatlığı ile izlenmektedir. OTT önemli bir kullanıcı sayısına ulaşmasına rağmen, görüntü kalitesi hala istenilen seviyede değildir. IPTV ve OTT’nin hedef kitlesi bu nedenle farklılık arz etmektedir.

Sonuç olarak OTT’nin, IPTV’yi öldürmesi beklenmemektedir, aksine IPTV ağını genişleterek ona yardım edecektir. Mevcutta sunulan IPTV hizmeti için tamamlayıcı bir hizmet olacaktır.

TV’nin Geleceği

Yeni nesil Televizyon yayınları izleyici alışkanlıklarını değiştirmeye başlamıştır. Daha önce TV karşısında pasif olarak oturan TV izleyicisi, aktif hale geçmiştir.  İzleyici sadece TV izlemekle kalmıyor, izlediği TV programına katılabiliyor, izlediği yayını arkadaş grupları ile paylaşıyor ve izleme deneyimini paylaşıyor hale gelmiştir. Bu durum ‘izleyici’ kavramını ‘katılımcı’ haline dönüştürmüştür.

 

Hemen hemen bütün evlerde artık ikinci bir ekran bulunmaktadır, ikinci ekran bir youtube, bir facebook yada bir sosyal medya uygulaması olabilmektedir. Dolayısıyla klasik anlamda TV izleyicilerinin sayısı her geçen gün azalmaktadır. Birden fazla ekran ve cihaz üzerinden içeriğe erişen, dilediği zaman dilediği yerde izleme alışkanlığını edinmiş yeni bir izleyici kitlesi ile karşı karşıyayız. Amerika’da bazı yapımcılar dizilerin tamamı çekiyor ve topatan pazarlıyor, izleyiciler bütün bölümleri satın alarak kendilerinin belirlediği sure içerisinde bütün bölümleri izleyebiliyorlar. Bu durum artık Televizyonların sonu mu geldi sorusunu aklımıza getiriyor, çoğu TV yayıncısı bu durumun gelecekteki olası etkilerini şimdiden hesaplama telaşı içerisine girmiş durumda. Televizyon ciddi bir değişim ve dönüşüm içerisinde yer alıyor.

Televizyonlar, yakın gelecekte izleyicilere yayın akışına bağlı kalmadan istediği içeriği istediği zaman izleyeceği ortamlar sunacaktır. Canlı yayın dışındaki programların isteğe bağlı video şeklinde IP üzerinden sunulacağı düşünülmektedir. Yani, gelecekte Televizyonlar; Haber programları, Tartışma Programları, Talk Show ve Spor müsabakaları gibi canlı yayından ibaret olacaktır.

Internet temelli yayıncılığı Televizyonculuk için bir tehdit olarak görmemeli aksine Televizyonculuğu tamamlayan bir müttefik olarak görmek gerekir. Internet gazeteciliği başladığı ilk yıllarda mevcut basılı gazetecilik için bir risk olarak algılanmış, artık yazılı basının sonu geldi düşüncelerine yer vermişse, bugün internet gazeteciliğinin basılı gazeteciliğin bir tamlayanı ve hatta ek gelir getiren yeni bir mecrası olduğu görülmektedir. Benzer durumun internet temelli yayıncılık için geçerli olacağı düşünülmektedir.

DR. CEBRAİL TAŞKIN/ TÜRK TELEKOM

TUYAD

4K’mı IPTV’mi?

Türksat’ın ilk uydusu Türksat 1A, yayına başladığı 1994 yılından bu yana kullanıcıların TV izlemek için bir numaralı seçeneği oldu. Zaman zaman farklı alternatif çalışmalar yapılsa da Türkiye için uydu yayıncılığı televizyon izlemenin en ucuz, en sorunsuz ve en özgür yolu. Bugün uydu yayıncılığı 4K yayın için altyapılarını hazırlarken öbür taraftan ise IP TV, OTT TV’nin de desteğini alarak yavaş ama sağlam adımlarla ilerliyor. İleride bir gün uydu yayıncılığıyla internet yayıncılığının kesişeceği ümidini bir kenarda saklı tutarak, ülkemiz gerçeklerini de önümüze koyup 4K ile IP TV’yi terazimizde tartalım istedik.

Türksat’ın ilk uydusu Türksat 1A, yayına başladığı 1994 yılından bu yana kullanıcıların TV izlemek için bir numaralı seçeneği oldu. Zaman zaman farklı alternatif çalışmalar yapılsa da Türkiye için uydu yayıncılığı televizyon izlemenin en ucuz, en sorunsuz ve en özgür yolu.  Türksat’ın son yaptığı Türsat 4A ve Türksat 4B yatırımlarından da görülüyor ki terazinin kefesi bu yönde ağır basmaya devam edecek. Yayın kalitesindeki gelişmeler, trendlerin her geçen gün daha iyiyi verme yönündeki değişimler, uyduların kapasitesini arttırmak için zorlamakta.  Bugün uydu yayıncılığı 4K yayın için altyapılarını hazırlarken öbür taraftan ise IP TV, OTT TV’nin de desteğini alarak yavaş ama sağlam adımlarla ilerliyor. İleride bir gün uydu yayıncılığıyla internet yayıncılığının kesişeceği ümidini bir kenarda saklı tutarak, ülkemiz gerçeklerini de önümüze koyup 4K ile IP TV’yi terazimizde tartalım istedik.

Şu anda günümüz yayın trendlerinin en çok merak edileni sistem 4K olarak adlandırılan Ultra HD yayın. Türksat tarafından da denemesi yapılan, Full HD’nin 4 katı yüksek çözünürlüklü (3840*2160 piksel) UHD gerek yayıncıların gerekse son kullanıcıların yeni ilgi noktası. Öyle ki TV üreticileri, henüz ortada aktif yayın yokken TV’leri üretip satmaya başladı bile. Elektronik marketlerde gördüğümüz 4K televizyonlar ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği ürünler arasında. Tabii bizler henüz Full HD televizyonlarımızın hakkını tam olarak alamamışken 4K televizyonların ne kadar fark yaratacağı merak konusu.

Uydu yayıncılığından bağımsız bir şekilde ilerleyen ayrı bir sistem var ki o da IP TV. Alınan satış verilerine göre 2013 yılının üçüncü çeyreğinin başı itibariyle dünyadaki tablet satışları bilgisayar satışlarını geçti. Makas her geçen gün tablet yönünde açılıyor. Elbette ki kullanıcılar da akıllı telefonlarını ve tabletlerini artık daha aktif kullanmak istiyorlar. Bu noktada IP TV, OTT TV güncellemesiyle beraber teknoloji meraklılarının mobil çözümü olmuş durumda. Ancak ülkemiz koşullarında bir internet gerçeği var ki o da kota, yani sınırlamalar. Standart internet sağlayıcılar hala 8Mbps’lik paketler sunarken 25-50GB’lık Adil Kullanım Kotalarıyla insanların mobil TV izleme eğilimini sınırlıyorlar. Bu tip bir hız, Full HD yayınları izlemek için yeterli görünse de internet altyapısının her noktada kararlı çalışmıyor olması herkes tarafından bilinen bir gerçek. Tüm bu olumsuzluklara rağmen IP TV’nin kullanımı hesaplananın üzerinde bir ivmeyle artmakta. STB üreticileri de bu gelişmelere seyirci kalmamak adına kablolu / kablosuz internet bağlantılı IP TV destekli cihazlarını piyasaya sürmeye başladı. Bağımsız serverlar da her geçen gün artıyor. 

Tüm bu bileşenleri üst üste koyduğumuzda, uydu yayıncılığı ve IP TV farklı kulvarlarda ilerleyip kullanıcılara farklı alanlarda çözüm olacakmış gibi görünüyor. Önümüzdeki yıllarda yayınların 4K’ya geçmesi durumunda bu yayınların internet üzerinden nasıl verileceği ise en büyük soru işareti. Gerçek ise internet altyapısı için yapılan çalışmaların uydu altyapısı ile ilgili olanlara nazaran daha yavaş ve geride kaldığı. Tabi bu konuda çözüm olarak beklenti, fiber optik altyapının olabildiğince yaygınlaşması ve Türkiye’nin en kısa zamanda 4G teknolojisine geçmesi. Görünen o ki yakın gelecekte 4K yayınlara başlamamızla beraber IP TV’nin de geleceği şekillenecek. 

ORHAN ŞENER / ÖZAK ELEKTRONİK

TUYAD

IPTV Video Formatları

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz IPTV sistemler, artık bir çok cihaz üzerinde yaygınlaşmaya ve rahatlıkla kullanılabilir hale gelmeye başladı. Çok yakın zamanda da piyasadan büyük bir pay alacağı ve yaygınlığını daha da artıracağı anlaşılmaktadır. Haliyle artık IPTV için geliştirilen video formatlarınında alanı bir hayli genişlemiş oldu. Video formatlarının genişlemesi bir yönden avantajlı bir durumken başka bir açıdan bakıldığında sağlamlık ve aktarım kalitesi gibi bir çok sebep nedeniyle dezavantaja dönüşebiliyor. Bu yazıda sizlere, geliştirdiğimiz bir IPTV projesi olan PikoTV 'de edindiğimiz bazı tecrübeleri aktarmaya çalışacağım. Öncelikle IPTV'nin tam olarak nasıl işlediği hakkında biraz önbilgi vermek istiyorum. IPTV, internet protokolü üzerinden (TCP/IPV4 - IPV6) görüntü ve ses aktarımıdır. Bir çok televizyon istasyonu IP Video sunucular aracılığıyla internet üzerinden kendi yayınlarının izlenebilmesini sağlamışlardır. İnternet protokolünü kullanan televizyonlar olduğu gibi, herhangi bir televizyonunda internet üzerinden gelen yayınları alabilmesi için IPTV alıcıları yani diğer bilinen adıyla Set Top Box ürünü geliştirilmiştir.

PikoTV alt yapısını hazırlarken önümüze çıkabilecek engellerin, bir çok cihaz üzerinde video formatının desteklenmesi, hedef kitlemizin internetinin bant genişliği ve yük dağılımı gibi konular olabileceğini sektördeki tecrübemiz dolayısı ile tahmin ediyorduk. Bu nedenle yazılımın her noktasını birbiriyle bağlantılı şekilde kurguladık. Örneğin kanallarınızın web tarafında seyredilmesini istiyorsanız, video formatlarınızın web tarayıcılarının desteklediği formatlar olması gerekebiliyor. Fakat web tarafında desteklenen bir format, set top box veya ios cihaz tarafından desteklenmeyebiliyor. PikoTV'nin hedef cihaz kitlesi oldukça geniş olduğundan ortak bir format kullanmalıydı. Aşağıda bulunan grafik aracılığıyla cihazların desteklediği video formatlarını karşılaştırabilirsiniz.

 

 

H.263

H.264

MPEG-4

MPEG4-SP

WebM

Android

X

X

X

X

X

IOS

 

X

X

 

 

Web

 

X

X

 

X

Set Top Box

X

X

X

X

 

 

IPTV konusunda bir başka önemli nokta, yük dağılımının iyi hesaplanmasında. Sunucu üzerinden yayını yapılan video formatının kare başına oluşturduğu boyut, bir süre sonra sunucunuzun kilitlenmesine sebebiyet verebilir. Boyutu düşürmek için videoları sıkıştırmak doğru bir yöntem olabilir, fakat bu sefer internet üzerinden almaya çalıştığınız yük, CPU ve RAM gibi sunucu üzerindeki işlemcilere dağılacaktır. Haliyle bu optimizasyonu yaparken tam olarak orta yolu bulmakta fayda var. Çoğu video sıkıştırma formatı görüntünün kalitesini azaltarak bu işlemi gerçekleştirmektedir. Görüntüdeki detayların karşılık geldiği ağ kullanım miktarları, fraktal gibi çeşitli algoritmalarla kaldırılarak insan gözünün fark edemeyeceği boyutta yok edilebilir.

Bu yöntem aslında görüntünün özelliklerinin kaybolmasına yol açar. Fakat insan gözü ayırt edemediğinden kalite kaybı olmadığı düşünülür. Bu sayede sunucu üzerindeki yük azaltılırken, aynı zamanda izleyicinin görüntüye kaliteli ulaşma hızı da yüksek olmaktadır. Çünkü görüntüdeki detayların azalması aynı zamanda bir kare görüntüdeki kullanılan verinin azalması olduğundan, ağ daha az kullanılacaktır.

Sonuç olarak gelecekte tamamen hayatlarımıza girmesi öngörülen IPTV için geliştirilmesi ve üzerinde durulması gereken bir çok nokta var. IPTV'nin televizyon sektörüne tamamen yerleşmesi biraz daha zaman alacak gibi gözükmektedir. IPTV çözümleri her geçen gün daha verimli ve karalı hale gelmektedir. Gelecekte bir çok insanın IPTV çözümlerine çok daha rahat şekilde ulaşabileği, sektörün ve yazılım dünyasının çözümlerinden anlaşılmaktadır.

Cem DEMİR /Kızıl Elektronik

TUYAD

GÖZÜNÜZ ARKADA KALMAYACAK

IP Kamera(IPCAM)

  IP kameralar CCD ya da CMOS sensöründen sağladığı analog sinyali üzerlerindeki tümleşik DVS(Digital Video Server) ile işleyip sayısala çevirerek Ethernet bağlantı noktasından yayın yapabilen kameralardır. Yaygın olarak geleneksel CCTV(Closed Circuit Television-Kapalı Devre TV) sistemlerinde olduğu gibi güvenlik amaçlı gözetim ve video kaydı tutmak amacıyla kullanılırlar. Bununla birlikte sadece gözetim ya da personel takibi amacıyla da tercih edilmektedirler. 

Günümüzde sadece bu çalışmayı yapan cihazların maliyeti kullanıcılar için çok yüksek miktarlara çıkarken, geliştirilen yazılım ve elektronik altyapısı ile elinizde IPCAM özelliği olan bir kameradan bu işlemleri uydu alıcınıza bağlanarak yapabilirsiniz. Örneğin, evinizin bir odasında televizyonunuzu izlerken bir tuş ile hemen diğer odada bulunan bebeğinizin uyanıp uyanmadığını ya da çocuğunuzun ders çalışıp çalışmadığını rahatlıkla kontrol edebilir ve bunun için metrelerce kabloya veya büyük güvenlikli server sistemlerine ihtiyaç duymazsınız. Diğer yandan günün herhangi bir zamanında, herhangi bir yerden mobil cihazlarınız ya da bilgisayarınız aracılığıyla kameralara bağlanarak ev veya şirketinizi kontrol edebilirsiniz.

Peki uydu alıcıları bu kadar yüksek maliyetli bir durumu nasıl bu kadar rahat ve ucuz hale getiriyor?

Bunun teknik detayları nelerdir dediğimizde; karşımıza çıkan iki unsur bulunuyor: Birincisi; içerisinde milyon hatta milyarlarca transistor ve devre elemanı taşıyan chipler, ikincisi ise günümüzde insanlık için su ve elektrik kadar değerli hale gelmiş internet...

Ev veya iş ortamınızda bulunan internet ağına bağlanarak IP kamera için gerekli network işlemleri yapıp bu cihaz için kullandığınız IP ve port değerlerini uydu alıcısında bulunan kısımla eşleştirdikten sonra anında görüntüyü TV ekranınızda alabilir ve bunu cihazın bulunmadığı başka bir ağ ile gerçekleştirebilirsiniz.  Kurulumu ve ulaşımı bu kadar rahat bir hale gelen IP kamera ile hem güvenliğinizi sağlayabilir hem de bütçenize yüklenmek zorunda kalmazsınız.

IP kamera özelliğini sadece kablolu ya da kablosuz modemlerin sağladığı internet bağlantısı ile mi kullanabiliriz?

GPRS

GPRS (General Packet Radio Service), günlük dildeki tabiri ile cep telefonu interneti.  Günümüzde insanların vazgeçemedikleri cep telefonlarında kullanılan internet bağlantısı olan GPRS sisteminin aynı zamanda uydu cihazlarında da kullanılıyor olması ne gibi faydalar sağlar?

GPRS, internet erişimi 2G, 3G hatta 4G olarak gittikçe isimlerindeki artış gibi internet hızını da arttırarak hem kablosuz hem de modemsiz yüksek hızlı internet sunmaktadır. Biz de şirket olarak uzun Ar-Ge çalışmaları sonucunda bu devasa teknolojiyi uydu alıcılarımızda kullanmanın ve müşterilerimize sunmanın gururunu taşıyoruz. Bu özellik ile sadece iletişim şirketlerinden elde edeceğiniz sim kartı cihaza takarak yüksek hızlı internete erişebilir ve modem ya da benzeri bir unsura gerek kalamadan internete bağlanabilirsiniz.

GPRS destekli cihazlarımızla sunulan bir medya unsuruna (Youtube, Google Map, Hava Durumu…) bağlanabilir, IPTV özellikli internet ortamında gösterim yapan kanal veya sitelere ulaşabilir, mail yazıp-okuyabilir, online ortamlarda sakladığınız dosyalarınıza erişip onları görüntüleyebilir hatta USB disklerinize kayıt edebilirsiniz. Bu fonksiyonlar haricinde yukarıda bahsettiğim IPCAM özelliğini GPRS destekli kameralar ile aktif hale getirebilirsiniz.

Günümüzde her an değişen teknolojiye ayak uydurmak zor iken uydu sektöründe tüm yeniliklere açık ve bunlara adapte bir duruş sergilemek kolay olmasa da; şirket olarak teknolojinin en büyük adımı olan ve bizi peşinden sürükleyen chiplerin gelişimi ve bunları uydu cihazlarına entegre hale getirilmesi için dünya genelinde araştırmalarımız ve çalışmalarımız sürmektedir. Bu gelişimlerle uydu cihazları sadece TV izlemek için gereken bir araç olmaktan çıkmış günlük yaşantıdaki yeri tamamen farklı bir oturuma geçmiştir. 

TEVFİK EKİNCİ/ REDLINE

TUYAD

Televizyonlar’da Yeni 4K Teknolojisi

Televizyon teknolojileri hızla gelişmeye devam ediyor. HD Ready ve Full HD’den sonra şimdi de yeni bir HDTV teknolojisi olan 4K ile karşı karşıyayız. 4K geleceğin yüksek çözünürlük teknolojisi ve televizyon üreticileri, ürünlerinde bu teknolojiyi kullanmak için çalışmaya başladılar bile.

Fakat aynı 3D’de olduğu gibi, 4K’da da durum aynı. Donanım var fakat uygun içerik çok kısıtlı, hatta şu an tüketici için hiç 4K içerik bulunmuyor. Endüstriye soracak olsanız, ihtiyacınız olacak en son çözünürlüğün 4K olduğunu söylüyorlar. Peki nedir bu 4K? Yüksek çözünürlük (HD) ile arasında nasıl bir fark var?

Mevcut yayın ve içeriklerin sahip olduğu en yüksek çözünürlük olan 4K, zamanla yaygınlaşarak 1080p’nin filmlerdeki ve hatta televizyonlardaki yerini alabilir. “4K” yatayda 4.000 ve dikeyde 2.000 piksele sahip çözünürlüklerin genel adı, yani 1080p’nin tam 4 katı çözünürlük sunuyor. Nasıl ki HD çözünürlük dediğimiz zaman Full HD (1080p), 1080i ve HD 720p gibi farklı standartların toplamından bahsediyorsak, 4K’nın da farklı standartları var. Bunların arasında gelecekte kullanılmaya en yakın olanı, bu yıl çıkacak olan TV’lerde de göreceğimiz Quad HD. Tabi kıyasladığımız zaman 4K isminin daha çekici durduğu bir gerçek.

Mevcut televizyon programlarının büyük çoğunluğu ve tüm DVD’ler standart çözünürlükte (SD 480p) kodlanmış durumdalar. Full HD olarak lanse edilen HD TV kanalları ise, aslında 1080i’nin ötesine geçmiyor. Full HD, SD’nin tam 6 katı yüksek çözünürlük sunuyor.

4K standardı

Endüstrinin tüm iyi niyetlerine rağmen hala tek bir 4K standardı yok, yaklaşık 4-5 farklı çözünürlük mevcut bu kategoride. Sinemalardaki projektörler DCI standartlarını temel alıyor.Evde ise olay biraz daha basit. HDMI organizasyonu 1.4 ayarlamalarında iki 4K standardına daha destek vermeye başladı, Quad HD (3.840 x 2.160p) ve 4Kx2K (4.096 x 2.160p). Modern televizyon ekranlarının 16:9 standardına uyan ise Quad HD.Buna rağmen, bazı uzmanlar 4K’nın evde kullanılmasının ne kadar gerekli olduğunu soruyorlar. Hem 4K içeriğin azlığı hem de bu yüksek çözünürlüğün hakkını verecek büyüklükte ekranların evlere uygun büyüklüğün çok üzerinde olması, bu teknolojinin gerçekten de gerekli olup olmadığı sorusunu sordurturuyor. 

Tabi 32 ve 55 inç TV’lerin aynı çözünürlüğü sunması konusuna bakıldığında, 4K’nın 55 inç klasmanı TV’lere faydalı olabileceği gerçeğini inkar etmek olmaz.

4K standardı ve 3D

Eğer James Cameron’un çektiği “Avatar 3D” filmini izlediyseniz o zaman4K’yı iş üzerineyken görmüşsünüz demektir. Cameron’un “dev mavi uzaylıları” anlattığı film tüm dünyada yüksek çözünürlüklü 4K Sony projektörler sayesinde izlendi. Avatar’ın ardından pek çok film firması da büyük miktarda 3D film piyasaya sürdü, tabi bunların çoğu 2D’den çevrilmeydi. Bu şekilde 3D sinemanın devamlılığı sağlandı.

Ne var ki, sinemaların bu başarısını evimizde 3D TV’ler yakalayamadı. “Üreticiler 3D’nin hiç olmadığı kadar etkili olmasını istediler, tıpkı LED gibi bir etki yaratmasını istediler. Fakat bu işe yaramadı” sözlerini kaydediyor Lamb.

3D televizyonlara talebin çok yüksek olmaması, aktif 3D gözlüklerin ağırlığı ve pahalılığı üreticileri başka bir alternatif aramaya yönlendirdi ve 4K da, pasif gözlüklerle, hatta gözlüğe ihtiyaç duymadan, 3D kalitesini artırabilmenin yolunu sunuyor.

Evde 4K’nın bugünü ve geleceği

LG ve Toshiba 2012′de ilk 4K televizyonları piyasaya sürecekler. Fakat 4K içeriğin eksikliği göz önünde bulundurulduğunda bu ekranların sağlayacakları tek yarar 3D kalitesinin artırılması olabilir Fakat kullanıcıyı asıl cezbedecek olan Toshiba’nın 55 inç’lik TV’sinin sunacağı otostereoskopik 3D, ya da bilinen ismiyle “gözlüksüz 3D”.Yeni TV, HD’nin tam dört katı çözünürlük sunan Quad HD çözünürlük ile gelecek; bu rakam tam olarak 3.840 x 2.160 piksel ediyor.

Dr. LÜTFİ BİLGİÇ/ TUYAD AKADEMİ

DÜZLEMSEL UYDU ANTENLERİ

Uydu yayınlarını takip etmek için genellikle çanak parabolik antenler kullanılmaktadır. Bu antenler, genelde fiziki boyutlarının büyük olması ve estetik olarak güzel görünmemeleri nedeniyle bazı kullanıcılar tarafından tercih edilmemektedir. Aynı sebeplerle bazı yerleşim yerleri ve apartman siteleri bu antenlerin kurulumunu yasaklamaktadır. Bir çok anten üreticisi ve araştırma enstitüsü bu gibi durumlarda kullanılmak üzere yeni çözümlere yönelerek düzlemsel uydu antenleri geliştirmişlerdir.

Hareketli araçlarda uydu üzerinden internet bağlantısı sağlanması veya uydudan gelen TV yayınlarının izlenebilmesi amacıyla araçlara monte edilen uydu antenlerinin küçük olması ayrodinamik açıdan avantaj sağlamaktadır. Çanak anten yerine düzlemsel antenler bu avantajı vermektedir. Günümüzde pek çok hareketli araçta, sivil ya da askeri amaçlarla uydu bağlantısı için çeşitli frekans bantlarında düzlemsel antenler kullanılmaktadır.

Sabit kullanıcılar için geliştirilen pek çok düzlemsel anten piyasada kullanıcıların hizmetine sunulmuştur. Bu antenler dizi anten teknolojisi kullanarak istenen anten kazancına ulaşmayı hedeflemiştir. Dizi antenler daha küçük yapıdaki bir çok antenin belli bir düzen içerisinde yanyana yerleştirilmeleri ve herbirinden alınan sinyallerin sistematik bir şekilde birleştirilmelerinden oluşmaktadır. Dizi antenlerin sinyallerini birleştiren mikrodalga iletim hatlarından oluşan yapıya besleme devresi denmektedir. Anten dizisini oluşturan elemanlar çeşitli anten tiplerinden biri olabilir. Uydu yayıncılığında sıklıkla kullanılan Ku bant frekanslarında ise yama ve yarık anten tipleri tercih edilmektedir. ) Herbir anten elemanı toplamda istenilen kazancı sağlayacak şekilde belirli aralıklarla iki boyutlu bir düzlemde yerleştirilerek anten bütünü elde edilmektedir.

Bilindiği gibi uydu antenlerinin yayın alması için ana hüzmenin istenilen uyduya döndürülmesi gerekmektedir. Bu döndürme işlemi için gerekli azimuth ve elevasyon açıları,  genellikle yerledurağan yörüngeye sahip haberleşme uydularının yörünge açısı ve kullanıcının dünya üstündeki konum bilgileri ile hesaplanabilmektedir. Günümüzde hareketli araçlardaki uydu antenlerin devamlı olarak uyduya bakmalarını sağlamak için genellikle mekanik motor sistemlerinden faydalanılmaktadır. Düzlemsel dizi antenlerde herbir dizi elemanına gelen sinyalin güç seviyesi ve faz kayması ayarlanarak anten fiziksel olarak hareket etmeden (dönmeden) ana hüzmenin yönü değiştirilebilmektedir. Bu özelliği ile düzlemsel antenler, mekanik olarak uyduya döndürülen çanak antenlerden öne çıkmaktadırlar.

Ülkemizde düzlemsel uydu antenleriyle ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları oldukça sınırlıdır. Ülkemizin uydu ve uzay alanlarında öncü ve lider firması olan TÜRKSAT, ilgili alanlardaki teknolojik gelişmelere yön vermektedir. Bu bağlamda, TÜRKSAT tarafından Ku-bantta düzlemsel bir uydu alıcı anteninin tasarlanması ve üretilmesi planlanmıştır. Bu bağlamda Tübitak TEYDEB’in desteği ile ilk prototip üretilmiş ve test edilmiştir. Geliştirilen anten, çanak parabolik antenlere oranla daha küçük boyutlu ve daha hafif olarak tasarlanmıştır. 16×16 dizi yapısına sahip bu anten mikroşerit yama anten teknolojisi ile üretilmiş, iki ayrı lineer polarizasyonda sinyal alacak şekilde besleme devresi geliştirilmiştir. Yapılan ölçümlerde 10.700 – 12.750 MHz frekans aralığında TÜRKSAT uydularından gelen yayınları Türkiye coğrafyasında alabilecek kazanca sahip olduğu görülmüştür. Gelinen bu aşamada antenin daha geniş bir coğrafyada hizmet verebilmesi için geliştirilmesi hedeflenmektedir. Antenin açıklık alanının büyütülmesi yoluyla kazancının artırılması mümkündür. 

Bu teknolojinin ülkemize kazandırılmasıyla öncelikle hareketli araçlarda kullanılabilecek şekilde düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Ayrıca TÜRKSAT’ın yakın bir zamanda filosuna katacağı Türksat-4B uydusunda hizmete girecek Ka bant frekanslarındaki transponderlar ile yeni hizmet alanları oluşacaktır. Bu çerçecede Ka bant alıcı verici düzlemsel anten geliştirilmesi ve kullanıcılara hizmet edecek şekilde üretilmesi amacıyla proje çalışmaları devam etmektedir.

Düzlemsel antenler şimdilik çanak antenlerden yüksek maliyet ile kullanıcılara sunulmuştır. Ancak teknolojinin ilerlemesi ile üretim maliyetlerindeki düşüş ve performanslardaki iyileşme düzlemsel antenleri daha geniş kullanıcı kitleleri ile buluşturacaktır.

 Doç. Dr. Ahmet Fazıl Yağlı (Kıdemli Uzman - TÜRKSAT)

TUYAD

Uydudan Genişbant Internet Hizmeti

"Uydu internet" çoğunlukla geo uyduları aracılığıyla sağlanan bir internet erişim yöntemidir. Uydu internet terminali nispeten küçük uydu çanağından verileri alır ve ekvator üzerinden 22.300 mil uzaklıktaki geo uydularına gönderir. Geo yörüngeli uydu “Hub” adı verilen Uydu Yer İstasyonuna bu verileri iletir (ve alır). Uydu Yer İstasyonunun kendisi  internete bağlıdır dolayısıyla uydu internet terminali -uydu anteninden internete doğru yapılan tüm iletişim Hub üzerinden geçer.

 Uydu internetin pek çok avantajı vardır:

Geniş Kapsama Alanı

"Dünya üzerinde herhangi bir yeri kapsama", uydu iletişimi kullanmanın en önemli avantajıdır. Yörüngede bulunan tek bir uydu okyanus ya da kıtalar gibi büyük mesafeleri kapsayarak hizmet verebilir. Bu geniş alan kapsaması uzak yerlerdeki noktalara yüksek hızlı internet erişimini mümkün kılar. Ayrıca geniş coğrafyalara yayılmış birçok uzak yeri güvenli bir şekilde bağlamak da mümkündür.

Off-shore petrol araması gibi iş kollarında firmalar için, doğrudan merkez ile iletişim kurmak neredeyse imkansızdır. Bu tür gereksinimler için, uydu en etkili ve doğru seçenektir. Uydu bağlantısı hizmetini almak için  sadece bir güç kaynağına ve uydu bakış yönüne engel olmayacak bir kurulum alanı bulunması yeterlidir.

Yüksek hız

Uydu internet ile ilgili dikkat edilecek önemli hususlardan birisi hızdır. Çoğu uydu internet sağlayıcıları bazen karasal bağlantılardan  da daha hızlı olacak şekilde hizmet verebilmektedir.  Seçeneklerin kısıtlı olduğu noktalarda örneğin dial-up ya da yavaş DSL altyapılarında uydu bağlantısı en iyi seçenektir.

Balkan Telekom, download yönünde 22Mbps, upload yönünde 6 Mbps’e kadar uydu internet hizmeti sunmaktadır.

Uygun fiyatlı

Internet altyapısının olmadığı noktalara fiber hizmetinin götürülmesi km başına 10.000$ dan fazla bir yatırıma ihtiyaç duyar. Yüksek yatırıma ek olarak, fiber dağıtımını tamamlamak ve son kullanıcılara hazır hale getirmek  birkaç ay sürebilir. Karasal bağlantıların  sağlıklı çalışmadığı noktalarda, uydu internet hizmeti yüksek hızda internet erişimi için en uygun fiyatlı çözüm olacaktır.

Mekandan bağımsız - mobil çözümler

Herhangi bir yerde  geniş bant internet bağlantısının olması kadar bu bağlantının  istenilen başka bir yere taşınabilir olması çok büyük bir avantajdır.

Uydu üzerinden internet hizmeti hem sabit ve hem de mobil cihazlar ile mümkündür. Çanak anteni önünde uydu bakış açısı yönünde engel olmaması durumunda, son kullanıcı uydu kapsama alanındaki her hangi bir lokasyonda internet hizmetini almaya devam eder.

Güvenilirlik

Uydu internet bağlantıları sadece  uydu, Hub ve VSAT terminalinden oluştuğu için gibi,  kesintiye sebep olabilecek faktörler oldukça azdır. Karasal bağlantılar ile karşılaştırıldığında kesinti ihtimali çok düşüktür. Karasal internet bağlantılarında (kablo veya DSL) , şebeke kesintileri altyapı boyunca herhangi bir noktada oluşabilir.

Uydu internet hizmeti karasal bağlantılardan bağımsız çalıştığı için, sistemi besleyen güç şebekesi kesilmediği sürece bağlantı devam eder.

Hızlı ve kolay kurulum

Uydu internet sistemi birkaç saat içerisinde kolayca kurulabilir. Mobil ve taşınabilir uydu internet cihazları ile bu süre 10 dakikanın altına düşmektedir. 

Ka ve Ku bantları

TV yayınında kullanılan uydular çoğunlukla geniş bir coğrafyaya kapsama alanı sunan Ku bant uydularıdır. Amerika, Avrupa ve Orta Doğu üzerinde kullanılmaya başlanan Ka band uydularının geniş bant internet hizmeti ile alakalı bir çok avantajı bulunmaktadır.

Spot beam teknolojisi frekansların tekrar kullanılma yöntemi ile spectrum maliyetinde dramatik düşüşler sağlar.  Büyük miktarda kullanılabilir bant genişliğinin olması bireysel aboneler için yüksek hızda internet hizmeti verilebilmesini sağlar. Yüksek Ka-bant frekansları ise abonelerin küçük antenler kullanarak uydudan internete bağlanabilmelerini sağlar.

Uydudan  geniş bant internet hizmeti her geçen gün artmaktadır. Ka bant kullanımı 2007 yılında Hughes uydu sistemi lansmanı ile Kuzey Amerika'da ciddi olarak başladı ve 2010 yılında Avanti Hylas 1 uydusu ile Avrupa’ya yayıldı. Daha sonra Eutelsat’ın Tooway uydu internet hizmeti 2011 yılında Avrupa’da başladı. Şimdi de Ortadoğu'da kullanımı artmaktadır. Peki  Ka bant broadband uydu internet hizmeti neden günümüzün en önemli teknolojilerinden biri haline gelmiştir?

Daha uygun fiyata yüksek hız

Küçük ve büyük işletmeler, işlerini büyütmek ve rekabet güçlerini korumak için günden güne daha fazla zengin multimedya uygulamalarına ihtiyaç duyuyorlar. Devletler, kendi vatandaşlarına hizmet sunmak için e-devlet gibi yüksek bant genişliği isteyen uygulamalar çalıştırmaktadırlar. Tüketiciler de film izlemek,  VoIP ile telefon görüşmeleri yapmak ve aynı zamanda webde vakit geçirmek istemektedirler.

Uygulama çeşitliliği

Ka bant, perakende pazarı, kırsal alanda geniş bant, tele-tıp ve uzaktan eğitim gibi kamu girişimleri de dahil olmak üzere bir dizi alanda potansiyel sunmaktadır. Ka bant teknolojisi ayrıca havayolu, demiryolu, askeri ve diğer mobil uygulamalar için de imkan sunmaktadır.

Ka bant, günümüzde yüksek kapasite imkanı ve geniş bant hizmetlere uygunluğu sebebiyle bir çok operatör için tercih sebebidir. Uydu operatörleri Ka band imkanlarından faydalanmak ve Müşterilerine geniş bant hizmetler sunmak adına yeni uydular fırlatmaktadırlar.

HÜSEYİN AKTAŞ /BALKAN TELEKOM

TUYAD

HEVC'nin GETİRDİKLERİ

Televizyon yayıncılığı serüveni, standart çözünürlük 640x480 (480i/p) ile yola çıkmış, 1280x720 (720i/p) ile ise ilk kez HD yayın görmüş ve son olarak da Full HD olarak nitelendirilen 1920x1080 (1080i/p) çözünürlüğe yükselmiştir. 1080p dediğimizde, dikey çizgideki piksellerden bahsediyoruz. 4K'da ise bu biraz farklı, çünkü 4K yatay çizgideki pikselleri sayıyıor. 16:9 oranlı bir 4K ekranın doğal çözünürlüğü, 3840x2160'tır. Hem 3840 değerinden ve hem de Full HD'den 4 kat daha fazla çözünürlüğe sahip olduğundan, bu yeni çözünürlüke 4K adı verilmiştir.

4K veya devamı olacak 8K yayınlar için daha büyük ekranlara ve bu ekranlarda oynatılacak yoğun yüksek kaliteli (UltraHD) içeriğe ihtiyaç var. Şu günlerde bükülebilen ve 3 boyutlu UltraHD 4K TVleri görebilmekteyiz. Hatta 2015'de Quantum teknolojosi ile 4K TV fiyatlarında dramatik düşüşlerin de olacağı ön görülmekte. Ayrıca, 4K içerik üretmek için 4K kameralar astronomik olmayan (~ 3000 USD) fiyatlar ile piyasada mevcut. Peki televizyon ve içerik oluşturma ekipmanları hazırken, acaba yayıncılık platformları 4K teknolojisine hazır mı ?

4K bir yayından bahsettiğimizde yayıncılık platformları yüksek bant genişlikleri ile baş etmek zorunda:

Ham Videonun Kodlanmamış Halinin Kullandığı Bant Genişlikleri:

Standart

Genel Adı

Bitrate

Çözünürlük

SMPTE ST-2081

6G UHD-SDI

6 Gbit/s

4K 25 FPS

SMPTE ST-2082

12G UHD-SDI

12 Gbit/s

4K 50 FPS

 

Hali hazırda, 1080p ve 720p çözünürlükler için MPEG4 ve H.264/AVC kodlama kullanılıyor. Çözünürlükler bu kadar yükselince codec (kodlama) teknolojilerinin de yenilerinin çıkması daha yeni kodlamalar kullanması kaçınılmaz oluyor. Mevcutta kullanılan H.264/AVC kodlama teknolojisi 1080p 3Gbit/s'lık HD akışlar için yeterli oluyordu, fakat 4K ve 8K çözünürlük için performanslı olmayacak gibi gözüküyor. Bu sebeple yerini H.265 (High efficiency Video Conding)’e bırakmaya hazırlanıyor.

HEVC,    ISO/IEC MPEG(Moving Picture Experts Group) ve ITU-T VCEG (Video Coding Experst Group) tarafından ortak bir çalışma sonucu oluşturulmuş bir video sıkıştırma standardıdır. H264/AVC’ye göre daha fazla sıkıştıran ve daha az bant genişliğiyle bize sunan kodlama teknolojisidir.

H.264/AVC'ye göre Aynı Kalite için Ortalama Bit Rate Azalımı aşağıdaki şekildedir.

HEVC

(libde265 bazlı)

480p

720p

1080p

4K UHD

52%

56%

62%

64%

 

Kısacası; ne kadar az ortalama bit rate, o kadar az bant genişliği, o kadar az dosya boyutu, o kadar az uydu ve ağ kapasitesi kullanımı ve o kadar azalan para demektir.

Tabii ki; HEVC, H.264'e göre daha az bant genişliği, daha küçük dosya boyutları sunarken, 5-10 kat arası daha fazla işlemci gücüne ve daha fazla işlem zamanına ihtiyaç duyuyor.

İşlemci

Çekirdek Sayısı

Çekirdek Hızı (GHZ)

Bellek Tipi

Bellek Hızı (MHZ)

Bellek Kanal Sayısı

Ortalama FPS

Intel Core i7-5960X

8

4.5

DDR4

3000

4

32.42

Intel Core i7-5960X

8

4.4

DDR4

2666

4

31.35

Intel Core i7-5820K

6

4.5

DDR4

2666

2

25.44

Intel Core i7-5820K

6

4.37

DDR4

3000

2

24.61

Intel Core i7-3930K

6

4.7

DDR3

2400

4

20.75

Intel Core i7-4930K

6

3.9

DDR3

1600

2

17.89

Yukardaki tabloda, 1080p 25 FPS bir videonun HEVC ile CRF 20 değeri üzerinden kodlama performansı gösterilmiştir. Ortalama FPS değeri, 25 FPS altında ise canlı akış (live stream) de donmalar/takılmalar gözlenecektir. Sonuçlardan anlaşılacağı gibi, 1K'lık bir video yine 1K'ya HEVC ile kodlamada dahi son teknoloji işlemcilere ihtiyaç duyulmaktadır.

Piko Encoder üzerinde yaptığımız bir testte; 2 x Intel Xeon E5 2640 V2 ve 84 GB DDR3 'lük bir sunucu ile, HDI'dan 1080p alınan canlı TRT HD akışını, 50 Mbit/s 2K HEVC formatına sorunsuz çevirebildik. Bu çalışmamızda, FFmpeg ve libx265'den faydalandık. 4K HEVC denememizde ise işlemci gücünün yetmediğini gözlemledik. 4K'nın peşinden gelecek 8K ile birlikte, salt işlemci bazlı encodingin günümüz işlemcileri ile yetersiz kaldığı/kalacağı ve mutlaka GPU tabanlı encoding'inde yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.

Sonuç olarak; Netflix ve Amazon gibi firmalar bu yıl HEVC kodlanmış 4K içerikleri sunmaya başladı. Türksat'ın ve Digitürk'ün de 4K test yayınlarını gözlemledik. Bizce, 4K kanalların uyduda yer almasına, maliyetler bakımından biraz daha zaman var. Fakat, IPTV ve OTT platformlarının 4K içerikleri sunma olasılıkları çok yüksek. Mevcut HD kanalların da HEVC kullanarak uydu kapasitesinde boşluk sağlaması da kullanıcı tarafındaki kutuların değişmesini getireceğinden mümkün görünmüyor. Karasal yayıncılıkta HEVC kullanılması yönünde TUYAD tarafından RTÜK'e ortak fikir bildirildi. Bu güzel ve karasal yayıncılık için ümit verici bir gelişme. Son olarak yerel ve bölgesel kanallar içeriklerini platformlara taşırken HEVC tercih ederlerse, büyük maliyet avantajları elde edebilirler.

ALİ KIZIL/ KIZIL ELEKTRONİK

TUYAD

TELEVİZYON +

Teknoloji ve iletişim sektörünün son yıllardaki en önemli gündemlerinden biri yakınsama oldu. Yakınsama bizler için çok önemli ancak sektör profesyonelleri ya da özel ilgi duyanların dışındakiler için çok da bir şey ifade etmeyen bir kavramdı. Bu süreç içerisinde teknolojik cihazlar gelişti ve çeşitlendi. Sabit alanda fiber altyapı; mobil alanda 3G ile internet altyapısı güçlendi. Televizyon kanalları çeşitlendi, içerikler zenginleşti. Bu yeni denklemde farklı içeriklere farklı ekranlardan ve farklı mekanlardan ulaşma isteği ve imkanı da ortaya çıktı. Bu ortamda hizmete sunduğumuz Turkcell TV Plus, yakınsamanın hayatımızdaki yerini ortaya koyan en önemli uygulamalardan biri oldu.

Televizyon izleme deneyimi gün geçtikçe daha da kişiselleşen bir hal alıyor. Televizyonların hayatımıza tek kanal ve belirli saatlerde yayınla girdiği günden bu yana çok fazla değişim yaşandı. Kanal sayısı arttı, görüntü kalitesi yükseldi. Bugün ise çok daha önemli bir dönüşümün eşiğindeyiz. Artık televizyonda bir program izlemenin keyfini sürmek için belirli bir saatte belirli bir yerde bulunmak istemiyoruz. Artık daha yoğun ve hareketli hale gelen yaşantımız da bunu gerektiriyor. Nielsen’in araştırmasına göre 2006 yılında yayın akışına bağlı kalanların oranı yüzde 69 iken, bu oran 2013’te yüzde 32’ye gerilemiş. Geriye kalan yüzde 68’lik kesim TV izleme deneyimini seç-izle seçeneğiyle değerlendiriyor. Tam bu noktada her şeyden önce kişisel bir televizyon platformu olan Turkcell TV Plus ile bu dönüşümde önemli bir rol üstlendiğimizi düşünüyoruz.

Gerçek anlamda zaman ve mekandan bağımsız

Bundan 4 yıl önce temellerini attığımız ve dünyanın önde gelen uygulamalarını inceleyerek oluşturduğumuz platform ile geleceğin TV izleme deneyimini bugüne taşımak üzere yola çıktık. Bunun için de en önemli önceliğimiz gerçek anlamda zaman ve mekandan bağımsızlığı sağlamak oldu. Çoklu ekran deneyimi, canlı yayını 12 saat geriye sarma ve buluta kayıt özellikleriyle TV Plus, bu konuda ciddi bir farklılığı ortaya koydu.

Turkcell TV Plus’taki gerçek çoklu ekran özelliği sayesinde akıllı telefon, tablet, bilgisayar ya da televizyon üzerinden izlemeye başladığınız bir programı, bu dört ekrandan herhangi bir diğerinde kaldığınız yerden izlemeye devam edebiliyorsunuz. Örneğin akşamları işten eve dönerken uzun zamanımızı harcadığınız trafikte akıllı telefon üzerinden izlemeye başladığınız diziyi, eve vardığınızda kaldığınız yerden ve televizyon ekranından izlemeye devam edebiliyorsunuz. Bu dönüşüm, günümüzde kişilerin hangi cihazla ne kadar süre harcadığına baktığımızda büyük önem taşıyor. Zira Milward Brown araştırmasına göre Türkiye’de bir günde 111 dakika TV ekranına bakıyorsak, bilgisayar ekranına bakarak geçirdiğimiz süre 109, akıllı telefonlarımızla geçirdiğimiz süre 132, tabletle geçirdiğimiz süre ise 39 dakika. Diğer bir deyişle televizyon başında sabit geçirdiğimiz süre azalırken, televizyonumuzdaki eğlenceyi diğer ekranlara taşımak da bir ihtiyaç haline geliyor.

İstenilen kanalda 12 saat önceki yayına dönmek mümkün

Turkcell TV Plus’ın diğer bir fark yaratan özelliği, canlı yayını 12 saat geri alma imkanı tanıması. Geri sarma özelliği, benzerlerinden farklı olarak yalnızca izlenmekte olan kanalla sınırlı olmayan TV Plus’ta herhangi bir kanalda 12 saat önceki canlı yayına dönmek mümkün. Bununla birlikte şirketimizin bulut teknolojilerindeki gücü bu  deneyime büyük katkıda bulunuyor. Aynı anda onlarca programı kaydedebilen kullanıcılar, kayıtlar kutu üzerindeki sabit disk yerine buluta yapıldığı için içeriklere istedikleri cihazdan ve istedikleri yerden ulaşabiliyor.

TV izleme pratiklerindeki değişim güçlü fiber altyapıyla mümkün

Elbette böyle üstün bir televizyon izleme deneyimini sunmak için en önemli ön koşul çok kaliteli bir sabit ve mobil internet altyapısı. Şirket olarak güçlü 3G ve fiber internet altyapımızla bu konuda üzerimize bir görev düştüğüne inanıyoruz. Turkcell Superonline’ın 2008 yılında başlattığı fiber yatırımlarla Türkiye dünya ile aynı anda ışık hızında internetle tanıştı. Bugün 33 bin 500 kilometreye ulaşan, 14 ilde 2,1 milyon ev ve işyerinin kapısına kadar 1000 Mbps hızında interneti götüren bir fiber ağa sahibiz. TV ekranından televizyon izleme pratiklerindeki değişimi en doğru şekilde karşılayacak altyapının da fiber optik bağlantıdan geçtiğini düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde 4G’nin de hayatımıza girmesiyle birlikte televizyon yayıncılığı teknolojisindeki dönüşümler TV izleme deneyimini köklü bir şekilde dönüştürecek.

Zengin içerik

Turkcell TV Plus, önümüzdeki dönemde TV yayıncılığı alanında yaşanacak gelişmelere göre şekillenebilecek ve kolayca bunlara adapte olabilecek yapısı nedeniyle geleceğin televizyon platformu olma özelliği taşıyor. Ancak halihazırda da televizyon izleme deneyimini farklılaştıran ve özel kılan çok önemli özellikleri var. TV Plus’ta yüze yakın yerli ve yabancı TV kanalı bulunuyor. Bunun yanında bini aşkın seç-izle film ve dizi ile zengin bir içeriğe sahip. Popüler TV kanallarının yanı sıra 6 adet sinema kanalı ile her zevke hitap eden tanınmış yabancı kanallara da platform üzerinden erişilebiliyor.

Yayın akışını kullanıcının belirlediği Plus Salonlar

Ayrıca 32 farklı Plus Salonu’nda yerli filmlerden dünyanın en popüler dizilerine, spor programlarından belgesellere uzanan geniş bir yelpazede içerik sunuluyor. Bu salonlarda benzerlerinden farklı olarak takip edilmesi gereken bir yayın akışı bulunmuyor. Kullanıcılar kendi akışlarını tamamen kendileri belirliyor. Diledikleri filmi başlatabiliyor, başka filme geçiş yapmak istediklerinde mevcut filmin bitmesini beklemek zorunda kalmıyor. Müzikseverler için ise farklı ruh hallerine hitap eden 8 adet Müzik Plus Salonu bulunuyor. Bu salonlarda da kontrol kullanıcının elinde oluyor ve parçalar arasında geçiş yapılabiliyor.

Televizyon izlemek sosyal bir eğlenceye dönüşüyor

Günümüzde televizyon izleme bir yandan kişiselleşirken diğer yandan sosyal bir eğlence olarak da değerlendiriliyor. Eskiden bir program hakkında yalnızca evde birlikte televizyon izlediğimiz kişilerle fikir alışverişinde bulunurken, artık sosyal medyadaki tüm takipçilerimizle fikirlerimizi paylaşmak, onların ne düşündüğünü öğrenmek istiyoruz. TV Plus platformunda izlenilen programla ilgili anlık Twitter akışı üzerinden sosyal medyadaki paylaşımlara ulaşmak, takip etmek, yorumda bulunmak mümkün oluyor. İzleyiciler kendi izledikleri programın bilgisini de sosyal medyada paylaşarak, sosyal interaktiviteyi televizyonları üzerinden yaşayabiliyor.

MURAT ERKAN/ Turkcell Superonline Genel Müdürü 

TUYAD